DOKUMACI NAZIM HİKMET

DOKUMACI NAZIM HİKMET
Nazım ve Bursa konusunda hazırlık yaparken, ünlü tarihçi Taha Toros’un Nazım Hikmetle ilgili bir anı kitabı yayınlandı. Cumhuriyet kitaplarından yayınlanan kitap, Nazım ve Bursa açısından önemli bilgiler içeriyor.
Taha Toros’un Nazım’ın yaşam öyküsünden parçalar aktardığı çalışmanın Bursa bölümünü özetleyerek bilginize sunmak istiyoruz.
NAZIM HİKMET’İN CEZAEVİ GÜNLERİ
A.CEZAEVİNDE BİR ODADA İKİ KADER KURBANI
Cezaevinde dokumacı mahkumlardan, Nazım Hikmetle Alaaddin Özedar ayın odada kalıyordu. İkisi de Batı dillerine aşına, kültürleri renkli kişilerdi.
Benim müfettiş olarak şikayetlerini dinlemek üzere gittiğimde Nazım Hikmet, arkadaşı Alaaddin Özadar’ın portresi üzerine çalışıyordu.
Bu iki kader kurbanı kültürleri ile hapishane havasını hafifletmiş gibiydiler. Çok samimim yaklaşımları ve müşterek kader dostlukları vardı.
Nazım Hikmet ile oda arkadaşı Alaaddin’e şikayet dilekçelerindekilere ekleyecekleri olup olmadıkları sormuştum. Nazım Hikmet, kendileri hakkında kooperatif işlemlerinden şikayetçiydi. Çünkü, yıllarca kooperatif ortağı olarak kabul edilmişler ve pamuk ipliği alarak havlu dokumuşlar ve kooperatife teslim etmişlerdi. Hatta ortaklık numaraları da vardı. Bu bakımdan, hapishanedeki dokumacılar, kooperatif ortakları, dağıtılan ipliklerden yararlanıyor, tezgah başına düşen hisselerini alıyorlardı.
Ancak, kooperatifin sene sonu temettüleri bunlara verilmediği gibi, fenni tesisat adı altında, alacakları hisseden de bir miktarı kesiliyordu.
Ancak gerek valilikçe, gerekse kooperatif yönetimince işin bir başka yönü vardı. Her iki tarafın uygulamasında, cezaevindeki tezgah sahipleri ortak sayılmıyordu! Bu bakımdan, şikayetlerinin bir kısmı kabul edilmişti. Gerekçesi şuydu: Kooperatif statüsüne göre, kooperatife ortak olmak için Türk tabiiyetinde bulunmak, 18 yaşını doldurmuş olmak ve mahkum edilmemiş bulunmak gerekiyordu. Oysa cezaevinde kendilerine dokuma tezgahı verilmiş olanlar hem ortak sayılıyorlar hem ortak kabul edilmiyorlardı.
Bu konuda Nazım Hikmet’in sinirlendiği ve tekrar ettiği konu şuydu:
“Ben iplik alırken kooperatif üyesi sayılıyorum. Ama temettüden hisse dağıtılırken, kooperatif üyesi değilim!... Ben devekuşu muyum?”
Bunların dilekçelerinde aynı cümle yer almakla beraber:
Şikayetlerine ilave edecek başka bir husus var mı, sorusuna karşılık veren Nazım Hikmet’in:
“Müfettiş bey, ben devekuşu muyum? Cevabını hiç unutamıyorum.”
HAVA ALMAK İÇİN HAPİSHANEDEN ŞEHRE ÇIKMA TERTİPLERİ!
Nazım Hikmet, Bursa şehrini istinabe tarikiyle ifadesi alınmak için hapishane araçları ile mahkemeye getirilip götürülürken görünüyordu.
Her ne kadar hapishaneden Uludağ güzel görünüyor, ona ılık bir şiir yazma imkanı veriyorsa da bu onu oyalamaya kafi gelmiyordu.
Hapishane havası, zaman zaman Nazım Hikmet’ı sıkmış olacak ki, kendine özgü uygulamasıyla şehirden hava alma imkanı buluyordu! Bir keresinde hapishane arkadaşlarından seçtiği iki kişiye yapmacık kavgalar tertipletti. Birbirinden davacı duruma düşürdü. Kendisi de, güya bu olayın şahidiydi!
Bu suretle cezaevinden mahkemeye gelip giderken kısa da olsa, şehir havası alıyordu.
O sırada Sulh Ceza Hakimi Mürrüvet Yener’di
1935 yılında İstanbul Hukuk’tan mezun olan Mürüvvet Yener, 1930’lu yılların sonunda meydana gelen Erzincan depremi sonrası Bursa’ya tayin oldu.
Mürüvet’in Bursa’da 1940’ta Yüce, 1945’te Haluk adında iki oğlu oldu.
Mürüvvet Hanım, Bursa Adliyesinde Sulh Ceza hakimi olmakla beraber, ağır ceza azalığı yapma selahiyetine de sahipti.
O sıralarda, Bursa Ceza Mahkemesi tarafından Nazım Hikmet’in ifadesi alınacaktı.
Mürüvvet hanım, merak ettiği Nazım Hikmet’i yakından görebilmek için o günkü duruşmaya ağır ceza sıfatıyla katıldı.
Daha sonraki yıllarda Mürüvvet hanım asıl görevi olan Sulh Ceza hakimliğine devam etti.
Ne var ki, Nazım Hikmet, Mürüvvet’in kendisini yakından görmek arzusu ile ağır ceza azalığı yetkisiyle mahkemede bulunduğunu, çok sonra işitmişti. Bu defa kendisi, Mürüvvet Hanım’ı yakından görebilmek için yukarıda dediğimiz yapmacık tertiplemişti!
Nazım Hikmet, bu yapmacık tertibini bir kere daha tekrar etmişti. Mürüvvet Hanım bu tertibi sezinlemekte geç kalmadı.
Mürüvvet Yener ile Nazım Hikmet’in mahkemede son görüşmeleri ilginç bir olayla ilgilidir.
Bursa cezaevindeki Bulgar kökenli bir kişinin ceza müddeti bitmiş ve tahliye günü gelmiştir. Ne var ki, kış kıyamette uygun adamın ayakkabısı yoktur. Nazım Hikmet iki çift ayakkabısından birini muvakkaten buna verir. Bulgar mülteci onu giyerek dışarıya çıkacak ve kendine bir ayakkabı aldıktan sonra Nazım Hikmet’in verdiğini iade edecektir. Ne var ki, bu mülteci Bulgar, hapishaneden çıktıktan sonra bir daha uğramaz! Nazım Hikmet’in postal dediği ayakkabı da geri gelmez.
Ama Nazım Hikmet bu olayı değerlendirmekte gecikmez! Bulgar mülteci aleyhine Sulh Ceza mahkemesinde dava açar! Nazım Hikmet postalının derdinde değil, zaman zaman hapishane havasından sıkıldığı için hava değişikliği derdindedir. Aralıklarda Mürüvvet Yener’in adliyedeki odazına gelip gider. Duruşma sık sık ertelenir! Postalı götüren mülteci, polis tarafından aranır, aransa da bulunamaz! Davacı Nazım Hikmet, bu Bulgar’ın mutlaka bulunup mahkemeye çıkartılmasında ısrarlıdır. Sonunda polisten müspet cevap gelmez. Postalı alan genç ortadan kaybolmuştur.
Bu basit polisiye vaka dolayısıyla açılan davada Nazım Hikmet ol bol hem şehir havası alır hem de Mürüvvet Yener ile konuşma imkanı bulur. Hatta zaman zaman bu geliş gidişlerinde, Mürüvvetle sohbette bulunur. Bu konuda Mürüvvet’e şöyle söyler:
“Hakim hanım, aslında bu postalın peşinde değilim! Adama acıdım ayakları çırılçıplaktı… Bu acıma hissiyle yedek postalımı verdim… Getirseydi zaten almayacaktım. Ona hediye edecektim.”
Yukarıda sözünü ettiğimiz Mürüvvet Yener, mesleğinde deneyimli bir kadındı. Bütün ömrü Bursa’da geçti. Yargıtay azalığına atanacakken bu görevi kabul etmeyerek, Bursa’da hakimliğine devam etti. Emekli olduktan sonra da Bursa’ya yerleşti. Kendisini hayır işlerine verdi. Yıllarca Çocuk Esirgeme Kurumunda yönetici olarak bulu8ndu ve kurumun başkanlığını yaptı.
Mürüvvet Hanım’ın bir başka özelliği, tanrı vergisi olan güzel sesiydi. Bursalıların, özellikle köylerde yapılan düğünlerin davetlisi olarak gider, düğünlerinde onlara güzel sesiyle şarkılar hediye ederdi. Bu bakımdan da Bursalıların ve halkın kalbinde derin izler bırakmıştır.
Sanıyorum, İhsan Sabri Çağlayangil’in Bursa Valiliği döneminde oraya gelen Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve ara sıra ziyarette bulunan Adnan Menderes şerefine tertiplene ziyafetlerde Mürüvvet Hanım mutlaka bulundurulur ve güzel sesiyle herkesi kendine hayran bırakırdı. Rahmetli dostum İhsan Sabri’ye göre :
“Evet Mürüvvet Hanım, hakimliği bırakıp sahne hayatına girseydi, bu güzel sesiyle ikinci bir Safiye Ayla olabilirdi.”
(Taha Toros, kitabının bu bölümünde cezaevlerine dokuma tezgahının Şevket Süreyya Aydemir’in Sanayi Bakanlığı’nda genel müdür olarak görev aldığı sırada sokulduğunu anlatır. Sonra bunun ilk uygulamalarından birinin Bursa’da yapıldığının altını çizer. Aydemir’in amaçladığı proje Adalet Bakanlığınca onaylanmıştı. İlk uygulama Bursa Cezaevindeki üç mahkuma yönelikti. Bursa’da havlu dokumacılığı ile ilgli bir kooperatif vardı. Bu üç mahkum, bu kooperatife üye olarak kaydedildi ve kendilerine dokuma tezgahları verildi. Bu dokuma tezgahlarının hammaddesi olan pamuk iplikleri, ticaret bakanlığı kanalı ile halk bankasınca dağıtılmaktaydı.
O yıllarda Bursa Valisi meşhur Haşim İşcan idi. Vali Haşim İşcan Bursa’yı güzelleştirmek için bir cemiyet kurmuştu. Bursa’yı Güzelleştirme Cemiyetinin geliri, varlığı elverişli olanların bağışlarıyla ve Haşim İşcan’ın uyguladığı özel sistemle elde ediliyordu. Haşim İşcan bazı maddelerin devlet eliyle dağıtımında da cüzi bir miktarda olsa kurduğu Cemiyete bağış yaptırıyordu. Mesela, o zaman dağıtıma tabi olan gazyağının her litresinden birkaç kuruş alınıyordu. Halk arasında buna Haşim Bey Vergisi denilmekteydi! Vali Haşim Bey bu suretle, hazineden alamadığını bu cemiyet vasıtasıyla elde edebiliyordu.
Haşim İşcan, yukarıda belirttiğimiz dokumacı kooperatifinin ortaklarına yıl sonunda dağıtılması gereken payların yönetim kurulunu etkileyerek güzelleştirme cemiyetine aktarılmasını sağlamaktaydı.
Bu olayla ilgili Bursa Cezaevindeki havlu dokumacılarından Nazım Hikmet ile Alaaddin Özadar şikayetçi oldular ve dilekçelerini üst makamlara gönderdiler.
Diğer bir konu da Bursa Havlucular Kooperatifi’nin ortakların kakından kesinti yapmalarıydı.
Bu konularda ilgili şikayetler Ankara’dan Bursa’ya müfettişler göndermek suretiyle incelendi.
Şikayetin hedefi vali olduğundan konu önce mülkiye müfettişlerince ele alındı. Ne var ki, mülkiye müfettişleri konuyu Havlucular Kooperatifinin tasarrufu niteliğinde gördüklerinden ve kooperatiflerle bölge iktisat müdürlüğünün ticaret ve iktisat bakanlığına bağlı bulunmasından dolayı bu bakanlığın müfettişlerince tahkiki gerektiği sonucuna varıldı. Bunun üzerine konu bu bakanlığa intikal etti. O sırada Bakanlık müfettişi olarak Ankara’da görev yapmakta olduğumdan konu bana havale edildi.
Üzerinden 60 yıla yakın zaman geçmiş olması dolayısıyla bu konudaki mevzuat ve geleneğe uyarak olayın yayımlanmasını bu yıla kadar erteledim.
Nazım Hikmet ve Alaaddin Özadar’ın aynı konudaki şikayetlerini, ikinci kerede Havlucular Kooperatifinin tefrişini yapmak üzere 1940’lı yıllarda iki defa Bursa’ya gittim. İlk gidişimde Bursa cumhuriyet savcısı Hayrettin Şakir Pek idi. Bursa ceza ve tevkif evi müdürü Tahsin bey idi. Tahsin bey binbaşılıktan emekliydi.
İkinci kere Bursa’ya gidişimde Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal ve Cezaevi Müdürü Kutsi bey idi.
Her gidişimde mahpuslarla alakalı tüm konularda önceden cumhuriyet savcısı ile temas etme gereğine uyarak bu görevlerde bulunan Hayrettin Pek ve İzzet Akçal ile görüştüm. Daha önce Vali Haşim Bey’i ziyaret ederek durumu anlattım ve açıklama yapmasını rica ettim.
NAZIM HİKMET’İN DOKUDUĞU İMZALI HAVLULAR
Bursa havluları kaplıca için buraya gelenlerin dönüşlerinde götürdükleri en makbul hediyelerdendi.
Sürümü fazla olduğundan Bursa’da havluculuk çok gelişmiştir. O yıllarda havluculuk, gözde bir meslekti. Hatta, İzmir Fuarı’na bol miktarda gönderilir, orada da satılırdı.
Bursa Havlucular kooperatifi üyeleri değişik türlerde havlular yaparken, Nazım Hikmet’in dokumalarında, kendine özgü bir buluşu vardı.
Dokuma tezgahında, havluların bir köşesine kırmızı iplikle imzasını atıyordu.
Bu imzalı havlular daha yüksek fiyata satılıyordu!
Bunlardan İzmir Fuarı’na gönderilmesi bir propaganda kuşkusuna neden oldu. Bu yüzden imzalı havlu devam ettirilmedi. Ancak bu uygulama, hediye mahiyetinde, yakın dostlarına ve arkadaşlarına verilmekten öteye gidemedi.”

 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 03/2006

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012