CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!...

CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!...
Bursa ekonomi tarihini yazanlar, Cargill’e özel bir yer ayırmak zorundalar. Çünkü, Cargill, nehri terk akıtabilecek kadar etkili bir şirket.
Önce, Bursa kentinin toplumsal sözleşmesi sayılan 2020 Anayasasını deldiler.
Bütün itirazlara rağmen gittiler İznik Gölü’nün çevresinde fabrikayı kurdular.
Önceleri Bursa topyekün Cargill’e karşı çıktı.
Vali Orhan Taşanlar, Belediye Başkanı Erdem Saker, BTSO Başkanı Celal Sönmez, dönemin BUSİAD Başkanı Celal Beysel, diğer işadamlarımız, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri, gazeteciler, bir karşı duruş sergilediler.
Kimilerinin yöneticilik sıfatları ellerinden alınırken, kimilerinin işine son verildi, bazıları ise saf değiştirdi.
İlk saf değiştiren Celal Beysel dönemindeki BUSİAD oldu.
BUSİAD’ın bir gecesine sponsorlukla başlayan ilişki, süreç içinde Cargill’in Bursa kamuoyunu ele geçirme stratejisinin ilk parçası oldu. Ardından BTSO Başkanı Celal Sönmez ikna edildi.
Kentin önemli insanlarının saf değiştirmesinde en kritik görev Saruhan Ayber’e düştü.
Bursa medyasının ağabeyi, duayeni konumunda olan Saruhan Ayber’in önçülüğünde kentin iki büyük sanayi kuruluşunun avukatları, Muhsin İğmen ve İbrahim Yaşar, Cargill’in avukatı oldular.
Cargill’in en büyük talihsizliği belki de o dönemde Taşanlar gibi bir yöneticinin Bursa’nın en büyük mülki amiri olmasıydı.
Devlet Planlama Teşkilatı’ndan gelen yatırım çağrısına valilik adına ret cevabı verilmesi üzerine başladı her şey…
Daha ilk aşamada Taşanlar duvarına çarptılar.
Söz konusu bölgede DSİ’nin sulama yatırımları devam ediyordu.
İşte böyle bir ortamda Cargill, yaptığı araştırma sonucunda en uygun yeri İznik Gölü olarak gösterdi.
1-    Ham maddeye yakın olmak
2-    Pazara yakın olmak
İki neden de çok kısa zamanda çürütüldü.
Çünkü, Orhangazi ve civarında hammadde yoktu.
Köylüye mısır ürettireceğiz laflarının da birer palavra olduğu çok kısa zamanda ortaya çıktı.
Çünkü Cargill’in istedi mısır tipi Türkiye’de yoktu, Orhangazi civarında hiç yoktu.
Söz konusu mısır, ağırlıklı olarak yurtdışından ithal ediliyordu.
Pazara yakınlık meselesine gelince…
Kendilerine fabrikayı Karacabey’de kurmaları önerildi.
Burada hem mısır üretimi yapılabilecek bir tarımsal alan vardı hem de ulaşım kolaylığı…
Bandırma limanı bir adım ötedeydi.
Ancak, onların aradıkları esas şey “su”ydu.
İznik Gölünü besleyen damarlardan kana kana su içeceklerdi.
Nitekim Vali Orhan Taşanlar, bürokrat kimliğine rağmen açık konuşuyor:
“Yapılan araştırmalarda 2040 yılında Bursa’nın su ihtiyacının İznik Gölü çevresinden karşılanacağı açıkça görülüyordu. Ama ne yazık ki, o zamana kadar burada su kalmayacak. Çünkü Cargill, büyük oranda burayı tüketecek. Dünyada 2040 yılında su kaynakları konusunda büyük sıkıntı yaşanacak. Onlar ise bedava su kullanıyorlar. Ne ala memleket! Açık ve net olarak söylüyorum, Cargill Bursa’ya ihanettir!”
Taşanlar’ın bir başka iddiası daha var:
“Avrupa Birliği ülkelerinin hiçbirinde bu teknoloji ile glikoz üretilmiyor. Bunlar bizi her şeye boyun eğen üçüncü dünya ülkesi sanıyorlar.”
İşte Vali Taşanlar, böyle düşündüğü için Bursa’ya ihanet etmediği için cezalandırıldı.
Önce devreye, dönemin ABD Başkanı Clinton girdi.
Bizim Baba Demirel’e ricalarda bulundu.
Cargill’in önüne konan her yasal engel iradi bir manevra ile kaldırıldı.
Sonra Türkiye’ye gelen Clinton, Mesut Yılmaz ile Bülent Ecevit’ten ricacı oldu.
Son olarak da Bush, Tayyip Erdoğan’dan Cargill’in yaşadığı sorunların çözülmesini istedi.
Mahkeme kararlarına rağmen neredeyse 8 yıldır faaliyetini sürdürüyor Cargill…
Zaten birkaç yıl sonra yatırımın sonucunu almış olacaklar.
Burada tarihe bir dipnot düşmek isterim.
Cargill’e ilk tepki koyanlar arasında dönemin milletvekilleri de var.
29 Nisan 1998 tarihinde, yani henüz fabrika kurulmadan, Ertuğrul Yalçınbayır, Turhan Tayan, Feridun Pehlivan, İlhan Kesici, Yüksel Aksu, Ali Rahmi Beyreli, Altan Karapaşaoğlu, Yahya Şimşek, Hayati Korkmaz’ın imzalarını taşıyan bir sayfalık dilekçe-çağrı dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile ilgili bakanlara gönderildi.
Ama ne yazık ki, Bursa halkının iradesini temsil eden milletvekillerinin sözlerini dinleyen olmadı.
Yalçınbayır anlatmıştı.
ANAP milletvekili olan Ertuğrul Bey, Başbakan Mesut Yılmaz’a “izin verirseniz sizi dava etmek istiyorum” deyince, bu isteğe karşı çıkmayan Mesut Bey, “mahkeme kararı lehinize olursa, uygulatacağım” sözünü vermesine karşın, daha sonra bu sözünde durmadı.
Gelinen noktada Cargill, aslında bir büyük başarı kazanmıştır.
Üniversitede tez konusu olan Cargill’in yürüttüğü halkla ilişkiler çalışması da, Eskişehir’de derslerde örnek olay olarak anlatılmakta…
50’nin üzerinde sivil toplum örgütünün karşı çıktığı Cargill, hepsini birer birer aşarak, İznik yolunda yaşamını sürdürüyor.
Hiç unutmuyorum, Orhangazi Çamlık’ta protesto pikniği yapmıştık.
Ayranı içtik, pilavı yedik ama fabrikanın kurulmasına engel olamadık.
KÖYLÜ CARGİLL’E NE DİYOR?
Başta Bursa Baro’su olmak üzere, birçok sivil toplum örgütünün yıllardır karşısında kapatma mücadelesi verdiği Cargill, yerel idare ve yerel basının başlarda karşı oldukları, ancak sonraları yanında yer aldıkları Cargill. Mesut Yılmaz’ından Recep Tayyip Erdoğan’ına kadar birçok siyasetçinin toz kondurmadığı Cargill. İlgili-ilgisiz herkesin, hakkında taraf olup görüş bildirdiği ancak çevre köylülerinin görüşlerine başvurulmayan Cargill. Yargının hakkında verdiği tüm kapatma kararlarına karşın çalışmalarını hız kesmeden sürdüren Cargill. Tarım Sanayı ve Ticaret A.Ş. Orhangazi. Onlarca ülkede binlerce çalışanı olan Cargill tatlandırıcı ve nişasta üretiminde bir dünya devi.
Cargill bu kadar zararlı mıydı? Çevreye etkisi neydi? En önemlisi köylünün görüşü neydi? Cevap bir saat ötenizde sizi bekliyordu. Öyleyse gidilmeyene gidilip, sorulmayana sorulmalıydı. Ancak Bursalı bazı çevrecilerin köylü de Cargill yanlısıdır uyarılırını da unutmamak gerekiyordu. Yani soru sorup paylanmak da vardı kaderde. Güneşli bir bahar günü, rehbersiz ve randevusuz, gitmediğiniz görmediğiniz ama sizin olan köylere doğru yola koyuluyorsunuz. Bursa-Yalova karayolundan İznik yönüne döndüğünüzde birkaç  kilometre sonra, sizi rahatsız eden bir kokuyla karşılaşıyorsunuz. Koku ağırlaştıkça da Cargill’e yaklaştığınızı anlıyorsunuz. Hiç adres bilmeyen biri bile sırf koku sayesinde Cargill’i bulabilir.
Nereden başlayacağınızı bilemiyorsunuz. Fabrika ve göle yakın çevreyi keşfe çıkıyorsunuz önce. Duyduğunuz kokuyla iyi ki burada yaşamıyoruz şeklinde gelişen fikriniz, içinde bulunduğunuz doğanın güzellikleriyle yer ile yeksan oluyor. İznik Gölü ve çevresindeki her tonda yeşilin verdiği huzuru başka ne verebilir diye düşünerek ilerlerken bir dere ilişiyor gözünüze. Su hayattır sloganına inat, hiçbir yaşamsal belirti barındırmayan kapkara bir su. Ne bir kurbağa, ne de bir sivrisineğe rastlamak mümkün değil. Birinci sınıf tarım arazilerinin ortasında kıvrılarak akıyor ama nereye? Cargill’e suçüstü mü yaptık diye düşünüyorsunuz. Çevrede sekiz yıldır seracılık yapan Fatih Kalkandelen’e soruyorsunuz;
Kokusundan ve renginden anlaşıldığı kadarıyla çok pis bir su ama sinek yok ve nereden gelip nereye akıyor bu dere?
Ah be abim! Sineğin yaşayacağı kadar pis, öleceği kadar zehirli bir su bu. Hem Orhangazi’nin kanalizasyonu hem de birkaç fabrikanın zehirli atığı var bu derede. Gemlik Körfezinden Marmara Denizi’ne akıyor.
Cargill de bu fabrikalar arasında mı?
Hayır Cargill daha ileride ve onun suyu Karsak deresine akıyor. Bu su Orhangazi’den geliyor.
Elin Amerikalısının çevreye etkisini ve buna bağlı tepkiyi araştırmak üzere çıktığımız yolda yerli elle yapılan tahribat karşısında şaşırıp kalıyorsunuz. Aldığınız istihbarat doğrultusunda Gölyaka ve Karsak Köyü arasında kalan köylere gitmeye karar veriyorsunuz. Gölyaka-Akharem-Yenigürle-Gemiç-Karsak. Yani toplam altı köy. Bu köyler Cargill’e en yakın köyler.
Sabah saatlerinin buğulu mahremiyeti ve İznik Gölü’nün ihtişamı eşliğinde kat ediyorsunuz yolları. İçinizde bu göz deniz nerede var, yürüyelim arkadaşlar nidasıyla giriyorsunuz Gölyaka Köyüne. Gölyaka bir köyden çok tatil beldesini andırıyor. Geleneksel kahvehane kültüründen o da nasibini almış. Yabancılığınızı yüzünüze vuran gözlerin takibi eşliğinde par ediyorsunuz aracınızı. Kahvehaneye giriyor ve üzerinizdeki onca meraklı göze selamınızı sunuyorsunuz. Toplu halde yükselen hoş geldiniz nidası yabancılığınızı biraz da olsa hafifletiyor.
Buyurlardan buyur seçip uygun gördüğünüz bir masaya oturuyorsunuz. Tanışma faslının ardında, yarım ağızla Cargill ile ilgili söyleşi yapmak üzere köye geldiğinizi söylüyorsunuz. İlk tepkiler gayet samimi. İçlerinde kimin konuşacağını sanki önceden belirlemiş gibiler. Şapkası, kirli sakalı, bayraklı rozeti ve sevecen tavrıyla Sedat Can soruların muhatabı rolünü üstlenivermişti. Sohbet ilerledikçe anlayacaksınız ki, o sıradan bir köylü değil. Zeytincilik yapıyor ve bölge halkının genel sorunları noktasında oldukça duyarlı.
Cargill ile ilgili ne biliyorsunuz ve Cargill nedir sizin için?
Bu konuda bize hiçbir bilgilendirme yapılmadı. İlk başlarda işçi alımı ve mısır yetiştiriciliğinin teşvik edileceğini propagandası yapıldı. Yine başlarda şehirden doğacılar günübirlik geldiler ama bilgilendirmek için değil. Sırf şan şöhret ve medyaya oynamak için geldiler biz de destek vermedik. Rüzgar bu yana esince bize de kokusu geliyor ama asıl sorunu 10-15 yıl sonra yaşacağız. Günde 6 bin ton su çekiyorlarmış ve bu suyu da arıtmadan Karsak Dresine veriyorlarmış. Kurduları sondaj kuyularından biri üç yılda kurumuş…”
Sanki “biri gelse de şu Cargill’i sorsa” diye bekliyorlarmış hissine kapılıyor, bir sorduğunuz  soruya on cevap alıyorsunuz. Hiç kesmeden ara ara küçük sorular ve çaylar eşliğinde söyleşinize devam ediyorsunuz.
Bazı köylere sus payı olsun diye bir şeyler yapıyorlarmış ama biz istemiyoruz. Dünyanın en kaliteli zeytini bu bölgede yetişiyor ve 2-3 yıldır zeytinlerde kurtçuklar, haşarat belirdi ve hızla artıyor. Bacalarından çıkan gaz yağmurla beraber ekili arazilerin üzerine düşüyor ve ilçe tarım müdürlüğü de dahil kimse köylüyü dinlemiyor. Cargill herkesi satın almış.”
İyi ama siz de en başında onları desteklemiyor muydunuz? Bugün böyle konuşuyorsunuz ama sesinizi duyurmak için ne yaptınız?
“Yani eylem diyorsunuz . tarım ilçe müdürlüğüne karşı mı yoksa Marmarabirlik’e karşı mı? Balıkçılıklı mı , imar sorunu mu? Cargill’i de bu listeye eklersek köylünün günü tarlada değil eylemde geçer. Bizi ne dinleyen var ne de destek olalım diyen. Şehirde bir şeyler yapıyorlarmış ama biz kulaktan dolma duyuyoruz. Gelip iki kelam da bize etseler belki ama köylünün derdi bir değil ki.”
Gök mavisi gözleri, nasırlı elleriyle sizi izleyen Mustafa Özkaya da nihayet suskunluğunu bozuyor.
“kendimi bildim bileli balıkçılık yapıyorum. İki üç yıldır 400 metrelik ağdan çıkan balık sayısı üçü beşi geçmiyor. Kerevit, yayın, sazan bitti. İsrail sazanı ve gümüş balığı saldılar göle. Son birkaç yıldır kirlenme de arttı. Yani işimiz çok zor.”
Kim ve niye kirletti? Sözünü ettiğiniz balık türlerini kim attı bu göle ve buna karşılık seçtiklerinizle irtibata geçmediniz mi?
“Hangi seçtiklerimiz? Siyasiler çevre köylünün ihtiyacından çok rantiyecilerin çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar. Gölü dört kooperatife böldüler sonra da buraların asıl balığını yok edip uydurma balık getirdiler. Gölü kirleten Cargill mi bilmem ama gölün su dengesini bozduğu söyleniyor. Zaten kim kirletmiyor ki gölü? Denetim diye bir şey yok.”
Son cümle her şeyin nedenini özetler gibi. Sorumsuzluk ve denetimsizliğin egemen olduğu diğer alanları düşünüyorsunuz önce ve sonar diğer köye varmak üzere koyuluyorsunuz yola. Giderayak DYP Bursa İl Başkanı Harun Akın’ın da Gölyakalı olduğunu öğreniyorsunuz. Cargill’e dair söylenecek sözünü dinlemek üzere gidip bir dokunduğunuz Gölyaka köylüsünden bin ah işiterek ayrılıyorsunuz.
Beş dakika sonra Akharem köyüne ulaşıyorsunuz. Köyün göle kıyısı yok. Köy meydanında tanıdık ama bir o kadar da ilginç manzarayla karşılaşıyorsunuz. Atatürk büstü ve köylü milletin efendisidir ifadesi ne kadar tanıdıksa hemen arkasındaki elektrik trafosu ve direği de o kadar ilginç bir mizansen oluşturmuş. Onca büyük meydanda neden büstü buraya yerleştirmişler diye düşünüyorken bitişik kahveden gelen buyur seslerine yöneliyorsunuz. Milletin efendilerinin ısmarladıkları çayla koyuluyorsunuz sohbete. Bir önceki köyde edindiğiniz tecrübeyle artık köylüye karşı daha rahat tavırlar sergiliyorsunuz. Hasan Kayhan 25 yaşında v e zeytincilik yapıyor. Aynı soruları ona da yöneltiyorsunuz.
“Cargill’in berbat kokusunu ve yer altı sularını aşırı kullandığını biliyoruz. Cargill’in buraya kurulmasını istemedik ama karşı bir şey de yapmadık. Yapılan eylemlerden köylümüzün haberi hiç olmadı. Şu an köyümüzden üç kişi orada çalışıyor ama göstermelik. Sezon başına 2-3 olan ilaçlama sayısı fabrika sonrası 6-7 ye ulaştı.”
Sizi sessize izleyen bir çift yorgun gözün sahibi de dile geliyor. Şakir Kartal 73 yaşında. Sorulanı yanıtlamaktan çok sorunlarının yanıtlanması beklentisinde. O da Marmarabirlik’ten dert yanıyor önce.
“Marmarabirlik 2-3 yıl zeytin vermeyeni üyelikten çıkarttı. Cargill bunu fırsat bilip köylüye zeytinleri sökün mısır ekin dedi. Sadece bir aile bu teklife uydu. Onlar da mısır para etmeyince pişman oldular. Cargill’i isteyen köylü yok ama köylünün neyi isteyip istemediği kimin umurunda ki?”
Sizin umurunuzda ama söylemiyorsunuz. Karşı sokakta kapı önünde örgülerini örmekte olan kadınların yanına geliyorsunuz. Fotoğraf çekmenizi istemeseler de sözlerin esirgemiyorlar. Bizim erkeklerin kafaları geç çalışıyor diyor kadınlardan biri ve kadınlar hep karşıydı da ne oldu diyor bir diğeri. Ve hepsi zeytin ağaçlarında çoğalan hastalıkların nedenini Cargill’e bağlıyor. Üçüncü köye gitmek üzere destur alıyorsunuz.
Yenigürle köyündesiniz. Köyün orta yerinden salınarak akan derenin melodik şırıltısı eşliğinde koyuluyorsunuz sohbete. İlkbaharın romantizmiyle üzerinize düşen bahar mutluluğu sohbet derinleştikçe dağılıyor. Topyekun Cargill’e karşı olduklarını söylüyorlar. Cargill kurulduğunda mısır ekmeleri teklifinde bulunmuş. İki yüz haneli köyden 2-3 aile mısır ekmiş ama zarar etmişler. Derenin şırıltısı eşliğinde içilen çaylarla sohbet de derinleşiyor. Lütfi Gülenç  56 yaşında ve zeytincilik yapıyor.
Yargı sürecinde AİHM’e gelindi ama müdahiller arasında siz yoksunuz. Sözde bir karşı oluş değil mi bu? Korkuyor musunuz?
“Korkuyoruz elbet. En başta karşı gelenler jandarma tarafından götürülüp dövüldü. Şimdi de gelmişler göstermelik yardım yapıyorlar. 3-4 köyün öğrencisi taşımalı sistemle bu köye geliyor. Bunu fırsat bilen Cargill bütün köylerin gözüne girecek ya, bir bilgisayar alıp herkesi tavlamaya çalışıyor. Kokusunu da geç, bir sezonda ilaç sayısı ona çıktı. Son üç yılda zeytincilikte kara hastalığın girmediği zeytinlik kalmadı.”
Masadakiler hep bir ağızdan konuşmacıyı onaylıyorken daha genç biri geliyor yanınıza. Turan Yoldaş 36 yaşında. Zeytincilik ve çeltikçilik yapıyor. Bu bölgede çeltikçilik yapıldığını o an öğreniyoruz.
“Hem de ne pirinç! Gürle baldosu. Bizim buraların pirincine doyum olmaz. Son üç yıldır fabrikaya verdiğimiz 100 kg çeltikten 60 yerine 30 kg pirinç alıyoruz. Hem verim azaldı hem de randıman düştü. Önceleri 18-20 metreden su çıkarken şimdi 80-100 metreden çıkıyor. Önceden 200-300 tl’lik sondajla su çıkıyorken şimdi bu rakam 20 bin tl’yi buluyor.
Yarış atları için ot ürettiğini söyleyen 55 yaşındaki Remzi Can atılıyor söze ve korktuklarını söyleyen arkadaşına itiraz ediyor.
“Bizim köylümüz cesur, MGK’nın imzaladığı bu işe halk ne yapabilir. Bilime, tekniğe inanmak lazım. Uludağ’ın suyunu bile etkiliyor. Günde 6 bin ton su ne demek? Deniz gibi bir şey. Köylü cesur olmasına cesur ama Cevdet Altun’ı da yalnız bıraktı.”
Cevdet Altun adı bu civarda sıkça duyulan bir isim. Orhangazi Ziraat Odası Başkanı ve başından beri Cargill’e karşı. Karsak köyünde yaşıyor. Yani altı köylük turumuzun en sonuncusunda.
Yenigürle’den Gürle’ye geçerken fabrikanın yaydığı kokunun en can alıcısını teneffüs etmeye başlıyorsunuz. Belli ki, Cargill’e daha da yaklaştınız. Neyse ki Gürle’ye ulaştığınızda koku hafifliyor ve Cargill’in sus payı olduğu iddia edilen bir yatırımının köy meydanının hemen kıyısına iliştirildiğini görüyorsunuz. Gecekondu görünümüne sahip olsa da bu bir sulama havuzu, ancak içinde su yok. Kokudan olsa gerek köy meydanı öncekiler kadar kalabalık değil diye düşünüyorsunuz. Fakat yine zeytincilik yaptığını söyleyen 40 yaşındaki Mehmet Uzun kokudan o kadar etkilenmediklerini söylüyor.
“Cargill üç yıl değil, tam sekiz yıldır çalışıyor. Köyümüzden de on kişi çalışıyor Cargill’de. Bize hiçbir faydası yok. Göstermelik işe yaramaz bir sulama havuzu yaptı. Gördünüz işte. O da kullanılmıyor. Şu an zararı şudur diyemesek de gelecekte ne olur bilinmez. Hem Cargill’den çok devlet tarım politikalarıyla zaten belimizi büküyor. Şu zeytindeki kara hastalığının son yıllardaki artışının nedenin bile söyleyemiyorlar.”
Üzerindeki yazıyla bölge halkının suya verdiği değeri ortaya koyan tarihi çeşmeyi görüyorsunuz köy meydanında.
Sırada Gemiç Köyü var. Cargill ise Güre ile Gemiç köylerinin arasında yer alıyor. Ne olur ne olmaz deyip çektiğiniz fotoğrafları ve söyleşi notlarınızı aracınızın zulalarına gömüyorsunuz. Aldığınız uyarı yaptığınız işin ciddiyetini biraz daha anlamanıza neden oluyor.
Cargill’in önünden süzülüp Gemiç’e doğru yol alırken fabrika önündeki iş kazası panosu gözünüze ilişiyor. İnsan yaşamına verilen önemin ilan edildiği panoda “iş yerimizde 122 gündür iş kazası olmamıştır hedef 500 gündür” yazısını okuyorsunuz.
Gemiç’e ulaştığınızda köy meydanında aynı sıcak manzarayla karşılaşıyorsunuz. İlk olarak da buranın, Bursa eski valisi Ali Fuat Güven’in kayınpederinin köyü olduğunu öğreniyorsunuz. Gemiç yaklaşık 800 yıllık bir tarihe sahip. Zamanında buradan gemilik ağaç kesilip Gemlik Körfezine gönderilirmiş. Köy meydanındaki çay bahçesindesiniz bu kez. Şu an muhtar azalığı yapmakta olan 31 yaşındaki Yaşar Karakaş, Cargill’de ilk işe alınanlardan olduğunu söylüyor. Güvenlikçi olarak alınıp kısa süre sonra işten atılmış. Herkes gibi o da Cargill karşıtı olduğunu söylüyor
İşten atılınca mı Cargill karşıtı oldunuz?
“İşe alınken de karşıydık şimdi de karşıyıyız. Cargillciler köylünün aklını çelmek için yemeler, içmeler gelmeler gitmelerle bi dünya alicengiz oyunu oynadılar. Önce çocuklarınızı işe alacağız dediler. Şimdi de üniversite mezunu olanları alırız diyorlar. Üniversite mezunu çocuğumuz onlara kalır mı? Sulama havuzu malzemesi verdiler ama onlar sayesinde su sondaj seviyesi 120 metreye çıktı.”
Mehmet Akif Güngör, 45 yaşında forklift operatörü olarak işe alınmış ancak birinci yılında işten atılmış.
“Tazminatlarımızı bile iki yıl geciktirip verdi. Bunlar köylü dostu olmadılar hiç. Biz Cevdet Altını yalnız bıraktık. Canımız yanana kadar akı karayı bilemedik.”
Hüseyin Güvenli 52 yaşında ve doğma büyüme Gemiçli olduğunu söylüyor
“Köyümüzün tamamı manav. Köyler arasında iletişim kopukluğunun da etkisiyle kandırıldık. Ama artık maymun gözünü açtı.”
Köyü dolaşıyorsunuz. Kapısının önünde yorgun bedenini mevsimin ilk güneşine sunmuş Hediye teyzeyle karşılaşıyorsunuz. Yaşı yetmişlerde. Cargill’i duyunca lafını esirgemiyor “yanı kara çıksın onların, güya torunumu işe alacaklardı ama almadılar” diyor ve resim çekmemizi istemiyor.
Akşam yaklaşıyor ve tarlalarından dönen köylülere rastlıyorsunuz Huriye Şenol 62 yaşında ve muhtarın yeğeni olduğunu söylüyor. Yemeklik ot toplamış ve yargısında gayet net “Cargill geleli her şeyin tadı kaçtı” diyor.
Hüseyin Ekin 39 yaşında. Zeytincilik ve sebzecilik yapıyor. Cargill’de daha temel atılmadan işe alındığını söylüyor.
“Ben ilk alınan işçiyim. Birinci yıl tahsilsizim diye atıldım. Meğer maksatları bizi tongaya getirmekmiş, geç anladık. Glikoz yüzünden bütün arılarımız gitti oraya yapışıp kaldı. Asıl Cargill bizim havamızı bozdu ve kanser vakaları üç yılda arttı. Zeytine giren hastalık insana geçmez mi? Bir tabak pilava kandırıldık.”
Kuşandığı çiftçi levazımatıyla 76 yaşındaki Memduh Karabacak sohbete ağırlığını koyuyoyr ve son sözü söylüyor.
“Ruhsat için imzalarımızı alana kadar bize insan muamelesi yaptılar. Gürle ve Gemiç eski muhtarları sattı bizi. Zamanında Cevdet Bey çok söyledi bize ama bizim köylü onu yalnız koydu.”
Son zamanlarda Cargill’in Adapazarı’na taşınacağı söylentisi var herkesin dilinde. Kendi çevreleri kurtulsun da nereye giderlerse gitsin edasında birçoğu.
İyiden iyiye akşam olmaktayken ulaşıyorsunuz Karsak köyüne. İşte meşhur Karsak Deresi. Kendi köylüsünün kirlettiği yetmezmiş gibi şimdi bir de elin Amerikalısı’nın kirletmesi tehdidi altında. Söyün muhtarı Erkan Coşkun, 25 yaşında ve Türkiye’nin en genç muhtarlarından biri olmalı. Orhangazi Ziraat Odası Başkanı Cevdet Altın’ı görmek istediğimizi söylüyoruz muhtara. Yine bir çay bahçesi çaylar eşliğinde başkanı bekliyorken bir yandan da muhtarla söyleşiyorsunuz.
“Mısır ektik, açıklanan fiyat 33 ykr idi ama 21.5 ykr’den aldılar. Recep Tayyip Erdoğan geçen akşam televziyonda 50 ykr’den mısır aldık deyince televizyonu kıracaktım.”
Cevdet Altın, geldiğinde oradakiler vücut dilleriyle kendisine duydukları saygıyı onaylıyorlar. “Satılmış basından mısınız?” Cevdet Altın’ın sizi selamlarken sarf ettiği bu ilk sözleri üzerinize alınmasanız bile, basına karşı olan tavrını oracıkta anlıyorsunuz. İlk sözlerle oluşan soğuk hava söylenen sıcak çaylarla dağılıyor. Öyle dolu ki, Cevdet Bey konuşması için soru sormanıza gerek yok. Cargill demeniz yetiyor.
“Cargill kurulmadan önce eylem yaptım ama kendi köyümde bile bir minibüs insan götüremedim. O gün bana sus çocuklarımızı işe alacaklar diyenler  şu an bana hak veriyor. Köylüyü yalanlarla kandırdılar. Bu arada bizimle benzer kaderi paylaşan ve siyanürlü altına karşı yıllar ayılı  mücadele veren Bergamalı köylüleri de takdir ettiğimi belirtmek isterim. Her türlü tehdide rağmen direndim. Silahlı tehdide varan saldırılar yaşadım. Rüşvete varana kadar her şey teklif edildi. Celal Sönmez başkanlığındaki Ticaret Odası toplantısında Cargill müdürünü konuşturup bana söz hakkı bile vermediler. Kendisine ait medya grubu da Cargill’in yanında zaten. Yargı yanımızda. Yerel basından yerel idaresine siyasilerine kadar herkes karşımızda. Bu doğa sadece bizim değil. İznik gölü, çeltik ve zeytin ekili anarla büyük tehlike altında. Ama sadece bizim tarımımızı vurmuyor. Cargill, Türkiye’nin şeker pancarı üreticisinden, şeker fabrikalarına kadar herkesi vuruyor. Bizim tarlaya vurduğumuz çapa bile kontrol altındayken onlar kontrolsüz sondaj yapıyorlar. Sondajda 200 metreye inmişler. Orhangazi sınırları içinde olan yere DSİ Gemlik hududunda diye ruhsat verildi. Doğamız her geçen gün tükeniyor. Danıştay’ın ruhsat iptali kararına rağmen Cargill çalışmaya devam ediyor. Buna seyirci kalanlar tarih önünde insanlığa karşı suç işliyor. 87’den beri oda başkanıyım. Her başbakandan randevu alıp sorunumuzu aktardım ama Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen bir tane bile Ziraat Odası Başkanı yok.”
Doğruya ulaşmak üzere çıktığınız yolda, altı köylük turunuzu böylelikle bitirmiş oluyorsunuz.
Şimdi sıra doğruyu söyleyeni kovmayan dokuz yayın organında
Birincisi Demokrat Bakış, ya diğer sekizi?








 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 06/2006

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012