Mehmet Gedik Röportajı

ÇAYKARA’DAN ANKARA’YA UZUN VE ZORLU BİR YOLCULUK…
“BURSA’NIN HER KARIŞINDA EMEĞİM VAR!”
1953 Trabzon Çaykara doğumlu. Ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okurken, bir yandan da müteahhit olan babasının yanında çalışmış. O dönem sıkı solcu imiş. DEV-LİS üyesi olarak Yozgat gibi yerde başına gelmemdik kalmamış. Bir keresinde mesela ÖLDÜ deyip bırakmışlar da öyle kurtulmuş. 75 yılında Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nden İnşaat Mühendisi olarak mezun olmuş. Bursa’ya yerleştikten sonra ailesiyle, aralarında kamu binaları da olmak üzere tam 2 bin konut yapıp satmışlar. Kendi deyimiyle “zengin olmuş!”
O arada solculuk bitmiş.
Peki, zengin olmayla bir ilgisi var mı bu “vazgeçişin”?
Hayır. Öyle değilmiş. Siyasi gidişattan çıkardığı gözlemlerle solun Türkiye için bir alternatif yaratamayacağını anlamış.
(Solculuk, hep bir nüve olarak durmuş hayatında. En liberal politikaların orta yerinde bile. Çevresindeki herkes bilmiş bunu. Hiç saklamamış.)
Bu anlamda Bülent Ecevit’in, büyük hayal kırıklığının en önemli figürlerinden biri olduğu görüşünde.
Derken…
12 Eylül gelip çatmış.
Yasaklı politikacılar bir kenarda kalınca, yeni yüzler arayan siyasetin kapıları, genç, zengin ve başarılı bir mühendis olan Mehmet Gedik’in önünde açılmış.

Fotoğraf altlarına sığmayan bilgi ve gözlemleri özetlemek isterim:
1- Bursa’nın telefon, su, elektrik, toplu konut… Altyapı olarak aklınıza ne gelirse, her şeyinde emeği var. Birebir.
2- Partiye bir damla borcu yok. Alacağı var.
3- Politika memur gibi yapılmaz. Hırslı ve mücadeleci olmak lazım.
4- Büyükşehir Belediye Başkanı olmak istiyor. Çok özel bir şehir dediği Bursa’yı en arka sokaklarına, caddelerine dek tanıyor. Ve bütün sokaklar ve caddeler de, sakinleriyle birlikte onu! Bütün sıkıntıları biliyor. Projeleri cebinde!
5- 1998 yılındaki Osmangazi İlçe Başkanlığı seçiminde karşılaştığı ihaneti unutamıyor. Onca emek verdiği il yönetiminin yarısından fazlası tarafından satılmış! O gece ve sinirinden ayakkabısını, çorabını çıkarıp evin bahçesinde ayaklarıyla toprağı kazmış.
6- Sinir deyince… Bendeniz, yaygın kanının tersine, politikacının, sinirini ulu orta gösterenini severim. (Kapıları masaları devirip, adam yumruklayanlardan söz etmiyorum elbet) insana ait her duyguyu, profesyonellik adına kapalı kapılar ardında yaşamanın; standart, ezberlenmiş tepkilerin, dolayısıyla mübalağa kontrolün baş tacı edildiği bir sektörde, (varsa öyle bir meziyet) sinirlendiğini belli edebilmenin bir samimiyet göstergesi olduğunu düşünürüm. Maskeli baloda kaşını çatabilmek, çok gerektiğinde iki lafı esirgememek, bütün alışılmış kuralları bir yana itebilmek…
Yalnızca bibr akıl ve hesap kumkuması olmamanın işaretidir aynı zamanda.
Mehmet Gedik, yüksek hiperaktivitesinin yanı sıra (oturduğu yerde zor oturdu bütün konuşma boyunca…) sinirini, onca emekle kurulmuş bütün köprüleri yıkıp atma pahasına gösteren biri.
Malum: insan, kendine benzemeyene imrenir. Benzeyeniyse sever.
İtiraf: Kaybetme pahasına, asap bozukluğunu bütün hesapsızlığıyla yaşayan herkesi olduğu gibi, Mehmet Gedik’i de bu anlamda sevdim.
HENÜZ YOLUN BAŞINDA…
Sol’dan kopmuş. İşleri yolunda. “Genç, zengin ve başarılı bir mühendis olarak” siyasetten telifler gelmeye başlayınca... Aile meclisi toplanıyor. Herkese tek tek soruluyor. Mutabakata varılıyor: Siyasete girilecek! Adres belli: ANAP. Mustafakemalpaşa’dan ilce başkanı oluyor Mehmet Gedik. Turgut Özal, 24 Ocak kararlarının mimarı, parlak bir bürokrat henüz. Gedik, Genel Başkanı’nı İzmir’den Bursa’ya konvoyla Mustafakemalpaşa’ya getiriyor. Bursa sınırında, ilçe girişinde ve parti binasının kapısında tam üç dana kurban ediyor Özal’a. “Esnafın arkasından şöyle bir yürütünce…” duyan geliyor. Yüzlerce kişi toplanıyor. Sıkı bir siyaset rüzgarı esiyor anlayacağınız ilçede, tıpkı eski zamanlardaki gibi. Semra Hanım da orada. Bal ikram ediyor Özallar’a Gedik ve bunca kısa sürede bu kadar iyi hazırlanmanın karşılığını alıyor: “Alnımdan öptü Turgut Özal. Teşekkür etti. Parti Genel Başkanı olduğunu Bursa’da anladı!”
Geleceğin efsane isminin, ilk ödemlerden beri yakınında olan, bütün süreçlere tanıklık etmiş biri olarak sorarsanız Mehmet Gedik’e “Bütün o yıllar boyunca değişen en oldu Turgut Özal’da” diye. Bir övgüler silsilesi ile karşılaşacaksınız. Şaşırmayınız! “Her zaman zeki ve akıllıydı. Türkiye’ye çağ atlattı. Hep gelişerek değişti. Ne Demirel, ne Menderes… Kimse yaklaşamaz yanına. Atatürk’ten sonra, Türkiye’ye en çok hizmet vermiş faydası dokunmuş kişidir… Hep yukarıdaydı. Hiç aşağı inmedi. Bakmayın söylenenlere, mal varlığı falan yoktu. Tek zayıf noktası ailesiydi. Onları da olduğu gibi kabullenmişti…”
Peki bunca yıl hiç mi pürüzlü anlar olmadı aralarında:
Bir kez. 89’da yerel seçimlerde yanlış iki aday için tepki vermiş Mehmet Gedik. Hepsi bu.

“HİÇBİR ŞEY AYIN KALMAZ. HERŞEY DEĞİŞİR. DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİMDİR!”
Nitekim her şey değişiyor ve Mehmet gedik, “Genel Başkan olması için ilk ısrar eden kişilerdendim. İyi bir dostluğumuz vardı” dediği Mesut Yılmaz ile çalışmaya başlıyor. İlkinin tersine problemli bir çalışma dönemi. Mesut Yılmaz “İyi yetişmiş. İyi eğitimli. Bakanlığı döneminde çok başarılı ama… Soğuk. İnsan ilişkilerinde zayıf. Üstelik halk tipi insanlara pek bayılmıyor!”
Hani liderdi, önderdi ve öyle ya, insanlar dokunmak, sarılmak, öpmek isterler.
Çok zor.
Hemen hiç toleransı yok bu konuda.
Dahası: “Vefasız!”
Bir de kamuoyunca pek bilinmeyen bir başka önemli “defosu!” eşi Berna Yılmaz. Berna Yılmaz, sanıldığını tersine çok şeye karışıyor ve “entel arkadaşları onun için çok önemli.” Yanlış politikalar pahasına, tepeden paraşütle iniyorlar koltuklara…
Bkz: İlhan Kesici!
“99 Genel Seçimleri’nin arifesinde en zor telefon görüşmesi: Önündeki listeyi reddeden Mehmet Gedik, bir sinir küpü olarak, sarılıyor telefona ve “Bütün Bursa bana küfreder. Ben bu listeyi kabul edemem” diye konuşuyor!!! Bütün bunlara rağmen, son olaylara ilişkin ciddi bir itirazı var: “Yüce Divan’ı hiçbir şekilde hak etmedi. Türkiye’nin en iyi yetişmiş politikacılarından biridir. Yanlış çevresinin kurbanı olmuştur.”
İL BAŞKANLIĞI: EZİYETLİ İŞ!
İktidar Partisi’nin İl Başkanı olmak şöyle bir şeydir aynı zamanda: Sabahın kör karanlığı. Gecenin olmadık bir vakti. Tanıdık. Tanımadık. Sarhoş. Ayık. Canı sıkılan. Canı yanan… Aklınıza gelebilecek her türlü insan halindeki, her türlü insan arar sizi. Hepsine cevap verirsiniz. hepsine yardım edersiniz . Mehmet Gedik’in tek bir ilkesi olmuş bu konuda: Yeter ki, kanunsuz olmasın!
Günün kendi yoğunluğu ayrıdır. Severek yaparsınız evet ama. Yorulursunuz da: “Akşam gelir lavabonun önünde dururdum. Burnumdan kan akardı. Çok yorgun, stresli günlerde.”
BİR SERVET BÖYLE TÜKENDİ…
“Yağdanlık dediğimiz bir kesim vardır politikada. Her şeye evet derler. Hiçbir zaman öyle olmadım. Politikanın kaldıramayacağı kadar açık sözlü biriydim. Bu bir kusurdur. Bu kusurumu çok çalışarak kapattım. Kendimden çok şey verdim. Politikaya girdiğimde çok iyi bir malvarlığının sahibiydim. Hemen hepsi tükendi. Kalanları tek tek sayarım size… Sitem olarak söylemiyorum:  Milletvekili olduğum dönemde ailemi Ankara’ya götüremedim. İşi düşen herkes lojmanda kaldı. Yeri geldi, kalabalıktan koltukların üzerinde uyuduk. Hepsinin yemesi içmesi, yolu ayrıca karşılanıyordu. O evler, servet böyle bitti. Ankara’ya Mercedes’le gittim. Toyota’yla döndüm. Milletvekilliğim bittiğinde anahtarı ilk teslim eden bendim. Yarım saat içinde. Hiç aklım kalmadı. El indirip el kaldıran memur zihniyeti bana göre değil. Bakın Ankara’ya politikacı mezarlığıdır. Döndüm. İşime baktım. Umurumda olmadı”
“GALİPTİR, BU YOLDA MAĞLUP”
Politikanın en önemli kusuru, vefanın olmaması Mehmet Gedik’e göre. Ama öyle şeyler görmüş ve geçirmiş ki, kimseden vefa beklememiş. “Makamlara getirdiği kişilerin” ertesi günü nasıl değiştiğini görmüş. Defalarca: “Karıları değişir. Evleri değişir. Huyları değişir! Koltuğun ertesi günü oraya kendi başlarına, kendi güçleriyle gelmiş gibi davranırlar. Vefa, dostluk falan beklemezsiniz zaten onlardan…”
Olsun.
Kendisini şanslı hissediyor: “Yerimde olmak isteyen pek çok insan var! Topluma hizmet ve önderlik edebilecek bir konuma geldim. Kazancım, kaybettiklerimden çok daha fazladır.”


 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 06/2005

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012