BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN

BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN
HAYATI MASA BAŞINDA REDDEDİYORUM
1971 yılında Ankara’da doğdu. Yazıyı, yazma heyecanını ilk kez 15 yaşında hissetti. Bilinen ilk romanı Nü Peride 1998 yılında Yunus Nadi Roman Ödülüne değer görüldü. İkinci romanı Gölge Yaşatan okura 2001 yılında ulaştı. Kitap Evi’nde başlayıp devam eden Yücel Balku Öykü ve Yazın Atölyesi’ni yürütürken şekillenen bir dergi projesi var. Beş yıldır yöneticilik yapıyor. Yakın bir gelecekte evlilik ilişkileri-çelişkileri üzerine kurulu son kitabı Doğan Kitap’tan gün ışı4ğına çıkacak. Yoğun, hayli yüklü çalışma temposuna karşın, yaşamaya ve yazmaya olan enerjisini besleyen duygu ve düşüncelerini, ağırlıklı olarak Klimt’in reprodüksiyonlarıyla çevrili, küçük ama güler yüzlü odasında, bir saate sıkıştırılmış ferah bir sohbetle keşfe çıktık.
Yazarların, sıradan insanlara oranla çok farklı iş kollarında çalıştıklarını düşünme sanısı yaygındır biliyorsunuz . ya da okurlar böyle düşlerler, onlara biraz farklı ve düşsel kimlikler biçerler. Yönetici olarak çalışıyorsunuz. Nasıl oluyor, nasıl bir çalışma temposu bu? Ev yaşamı ya da gündelik sorumluluklardan sonra yazıya ne kadar zaman kalıyor?
Düşündüğünüz gibi değil. Herhangi bir yabancılaşma yaşamıyorum. Günde sekiz ila on iki saat arasındaki bir zaman dilimi mağazada geçiyor. En az dört, hatta bazen beş saati aileme ayırmaya özen gösteriyorum. Oğlum beş yaşında ve bilhassa son dönemlerde kendisiyle özel olarak ilgilenmem gerektiğini fark ettim. Yapılan bir testin sonunda babasını çok önemsediği ve onu model aldığı açıkça ortaya çıktı. Dolayısıyla önemini teslim ediyor, bu zamandan kısmak istemiyorum. Okumak ve yazmak için ise uykudan çalıyorum diyebilirim. Daha da doğrusu az uyumak gerektiğini kendime öğretmem gerektiğini düşünüyorum. Şikayetçi değilim. Üç evreyi de seviyorum. Ancak spora da zaman kalsın isterdim. On beş yıl hentbol oynadıktan sonra buna burada olanak bulamamak üzücü belki ama ne yapalım zaman ancak bu kadarına yetiyor.
Hacettepe’de İngiliz Dil Bilimi öğrenimi gördünüz. İngilizce okuyabiliyor musunuz? Yazarlığınıza ikinci bir dilin katkısı oluyor mu?
Hayır demek durumundayım. Ancak kendi dilimi daha içselleştirebilmek adına çabaladığım, ikinci bir dile zaman ayıramadığım bir tempo içindeyim. İngilizcemi kullanmıyor değilim, zaman zaman internetten yaptığım araştırmalar oluyor, çeviriyorum gerekli gördüğüm verileri. Ancak edebiyat deyince, hakkıyla yapılmadıkça bunun yararı ve katkısı da olmaz zaten. Böyle düşünüyorum.
Peki okumaya kaç yaşında, nasıl başladınız? Özel bir kitap mıydı, kim getirdi, sonraki okuma süreci nasıl gelişti, biraz anlatabilir misiniz?
Yedi yaşındaydım. Teyzemin hediye ettiği İranlı yazar Samet Bahrengi’nin Küçük Kara Balık adlı kitabıydı ilk okuduğum. Gülibik, Püsküllü Deve bunu izleyen diğer kitaplar oldu, hala sakladığım. Çocukken çocuk kitaplarının yanı sıra ağırlıklı olarak ansiklopedi okurdum. Seçkin ve daha çok da varsıl ailelerin çocuklarının gittiği özel bir okul olan Yükseliş Koleji’nde okudum. Ailemin ekonomik standartlarını zorlandığı halde eğitimin doyuruculuğu çok belirleyiciydi. Lise yıllarımda ağırlıklı olarak varoluşçulara yoğunlaştım. Bunda yakın arkadaşım Boğaçhan’ın beğenisi etkili oldu diyebilirim. Camus, Dostoyevski, Sartre ufkumu açan ilk yazarlar. Daha sonra felsefi eserlere de yöneldim. Bertrand Russel okudum. Birçok yerini anlamadığım halde okudum. Bunda da babamın etkisi büyük. Babam Fransız dili mezunuydu ve çok geniş bir kütüphanesi vardı. Hiçbir şey bulamasa atılmış, koparılmış gazete parçalarını okuyan türden. Annem de Latin Dilleri öğrenimi görmüş biri olarak, iyi bir okurdu. Son tahlilde kitap dostu anne babanın ilk çocuğu olarak yaşama başlamış olmanın kayda değer bir getirisi olduğunu kabul ediyorum.
Nü Peride ile önemli bir çıkış yaptınız. Erken denebilecek yaşta bir yarışmaya katılmak, hele bir de o yarışmadan eli boş çıkmamak önemli bir gelişme olmalı…
Yunus Nadi Roman Ödülü bana verildiğinde yirmi sekiz yaşındaydım. Dolayısıyla çok ilgilendi basın benimle, edebiyat çevresinde birden tanınmama yol açtı bu ödül. Kitap ilk beş ayda beş baskı yaptı. Can Yayınları’ndan Doğan Kitap’a geçene kadar sekize çıktı baskı sayısı.
Doğan Kitap’la da ona ulaştı. Örneğin ikinci kitabım olan Gölge Yaşatan, kinci baskıda kaldı. Ki bence birinciden daha yetkin bir kitap. Yani, yarışmanın itici güç olduğunu kabul etmek gerek.
Baskısı bol eserlerin yazarlarına hep sorulur; kitaplarınızın geliri ile neler yapıyorsunuz, tatminkar mı diye?
Zaman zaman bir takım gedikleri doldurduğunu söyleyebilirim ama yaşamaya yetmeyen bir getirisi olduğu malum. Şöyle söyleyeyim, araştırması için aldığım kitapları ve giderlerini ancak karşıladı ikinci kitabımdan aldığım para. Ama bu arada şunu da eklemeliyim; Almanya’da Yüzüklerin Efendisi’ni basan yayınevi kitaplarımı almanca yayınlamak üzere benimle ön sözleşme yaptı. Sonra editör değişti, dolayısıyla yayın politikasında da farklılıklar oluştu. Kaldı. Şimdi yeni arayışlar var.
Buradan, yayıncılık politikasından tanıtım ve temsil olayına geçelim isterseniz. Menajeriniz, ya da günümüz deyimiyle edebiyat ajanınız var mı? Yine Yazarlar Derneği’ne üye oldunuz biliyoruz. Yarlarla iletişiminiz nasıl?
Birileri ilgilendi, bir hayli de arayıp ısrarcı oldular. İsim vermeyelim isterseniz ama ben araya başkasını katmak taraftarı değilim, kendim ilgileniyorum bu işlerle. Ancak zaman içinde, yurt dışında bir ajanım olmalı diye düşünüyorum. Yazarlar Derneği dışında Pen Yazarlar Derneği’ne de üye olmak üzereyim. Yazarlarla iletişimim Bursa’da olmam nedeniyle zayıf diyebilirim. Ancak birkaçıyla görüşüyorum.
Tanıtım, temsil, dolayısıyla tanınmaktan söz edince… Sizin az kişinin okuma olanağı bulduğu bir kitabınız olduğunu biliyorum. Daha üniversite yıllarında yazıp kendi olanaklarınızla bastırdığınız. Hatta Erdal Öz, dolayısıyla Can Yayıncılık ile sizi buluşturmaya vesile olan Mermerden Ev’in özel bir serüveni olmalı.
Böyle de diyebiliriz. Üç arkadaşın yaşama bakışları ve mücadelesini anlatan, iki uzun ama birbirine bağlı öyküden oluşuyordu. Mermerden Ev. 94 ya da 95 yılı olsa gerek, yanlış hatırlamıyorsam beş yüz adet basılmıştı, az önce sözünü ettiğim arkadaşım Boğaçhan’ın babası yayıncıydı, dizgisini biz yaptık, teyzem masraflarını üstlendi. Sonra bizim üniversite çevresinde birdenbire büyük ilgi uyandırdı bu kitap. Beğenilmesinden cesaret alarak Erdal Öz’e gönderdim bir tanesini de. Beni çok yüreklendiren, az rastlanır bir sadelik ve yazı üslubum olduğunu dile getiren ve en önemlisi de eğer yazmaya devam edersem destekleyebileceğini belirten bir yanıt geldi kendisinden. Tabii, büyük bir katkıdır. Ancak yine unutamadığım bir anımı da aktarmak isterim bu kitabımla ilgili. Çeviri dersimize giren Ceyhun Bey’in sınavında büyük bir sürpriz yaşadım, İngilizceye çevirmemiz için Mermerden Ev’den alınmış bir bölümü sınav kağıdına koyduğunu görmek beni çok heyecanlandırmış, onurlandırmıştı. Önemli, unutulmaz bir destekti.
Buradan üzerinde çalıştığınız son kitaba geçelim mi? Konu farklı mı? Nü Peride ile Gölge Yaşatan birbiriyle örtüşüyordu çünkü.
Bu kez konu çok farklı. Evli bir çiftin dalgalanmaları ile birlikte hayata bakışları özelinde gelişiyor. Doğan Kitap’tan çıkacak.
Peki nasıl yazıyorsunuz? Belli bir mekan, yardımcı imgeler, eşyalar, bilgisayar, kalem ya da…?
Balkondan bozma bir çalışma odam var, koyu perdelerle dışarıya kapattığım. Laptop kullanıyorum. Aslında bundan çok hoşnut olduğum söylenemez. Beyinle kalem arasındaki süreç çok daha akıcı, doğal ve kolay bana göre. Klavye düşünce hızına yetişemiyor. Ancak kullanım olanakları göz önünde tutulunca teknoloji elbette inkar edilemez bir kolaylık. Yazmak için girdiğimi bilerek giriyorum o odaya. Yazma sürecimin bir ritüel olduğunu hissederek. Bütünüyle farlı bir dünyaya geçtiğim duygusunu çoğaltarak. Çay ağırlıklı, ucu açık bir çalışma süreci başlıyor böylece. Alkolün de yazıyı tetiklediğini düşünüyorum, iyi kırmızı şarap mesela. Bir de keyifliyken bira güzel gidiyor.
Yazıdan tekrar okumaya dönelim dilerseniz. Kitaplarınızı neden veya hangi yolla sağlıyorsunuz? Dergilerle dostluğunuz nasıl gidiyor?
Ağırlıklı olarak internet aracılığıyla yapıyorum alışverişimi. Çok da kolaylık oluyor. İdefixe ve Pandora’ya çok basit işlemle önce üye oluyorsunuz, sonra önünüze açılan listelerden beğendiklerinizi seçip kredi kart numaranızı bildiriyorsunuz. İki gün sonra da kitaplar elinize ulaşıyor. Yüzde yirmiden yüzde yetmişlere varan indirimler söz konusu oluyor. Belli limite kadar posta ücreti de ödemiyorsunuz, ödeseniz bile dört milyon gibi bir miktar yapılan indirimin yanında devede kulak. İnternet dışında da Ezgi ve Kitap Evi’nden alıyorum kitaplarımı. Dergilere gelince… Hayalet Gemi’nin tüm sayılar var tabii. Yasak Meyve, Virgül, Karizma ve Cogito sürekli aldığım, beslendiğim yayınlar. Aslında bunları yeterli bulmadığımı itiraf etmeliyim Bursa’daki kültür ortamı çok sınırlı ve beni tatmin etmiyor. Biliyorsunuz Ankaralıyım. Dost ve İmge Kitap Evi’ndeki havayı bilirsiniz. Okuma kültürümü borçlu olduğum yerlerdi ve haftada bir günümü sabahtan akşama kadar kitaplarla iç içe yaşabilme, onlarla içli dışlı olabilme olanağı bularak geçirebilirdim. Arada çaylar gelir, ben önüme yığdığım kitapları karıştırırım, alacaklarımı kenara ayırırım, gerekli notları alırım… Saatlerin nasıl aktığını unuttuğum o mekanları çok özlüyorum diyebilirim. Bursa’da aynı ortamı yakalayamadığımı ve bir şeylerin hep eksik kaldığını düşünüyorum.
Yani bir bakıma Bursa sizi tatmin etmiyor da diyebilir miyiz, buna bağlantılı olarak? Tüyap Kitap Fuarı gibi gelişmeler, sonra düzenli olarak yürüttüğünüz, Kitap Evi’ndeki Yücel Baku ile başlayıp süren Öykü Atölyesi de var ama ne dersiniz?
Doğal olarak çok olumlu katkısı olmakla birlikte, Bursa’da kültür çevresi çok zayıf. Kitap Fuarı bu yıl daha doyurucuydu diyebilirim. Ancak panel konularının daha dikkatli seçilmesi, alıcıları daha fazla kucaklaması gerektiğine inanıyorum. Aslında büyük bir kültür şoku yaşadım başlangıçta Bursa’ya ilk geldiğimde. Bunu oluşturmaya çalışmanın da bir adresi oldu Öykü Atölyesi, bu yüzden de çok önemsiyorum bu oluşumu. Dediğiniz gibi Yücel Baku ile başladı ve yine onun adıyla sürüyor olması da bu çalışmaya anlam katıyor. Bunda Zeynep Terzioğlu’nun da büyük katkısı var. Edebiyat anlayışıyla benimki çok örtüşüyor.
Nasıl bir verim bekliyorsunuz Öykü Atölyesi’nden?
Çok verimli üçer aylık üç grupla çalışmalarımızı tamamladığımızı söyleyebilirim. Güzel bir aile oluştu Kitap Evi ve Nilüfer Belediyesi Konak Kültürevi’nde. Hatta, sertifikalarını aldıkları son gün tüm kursiyerler toplanıp, aldıkları Sanat Dünyası’nın yirmi sayısını armağan ettiler bana. Çok duygulandım. İnteraktif bir çalışma olduğu için bana da çok iyi geldi. Onlarla ilişkimiz bitmeyecek, birlikte dergi yayınlamak üzereyiz. İçeriği yaşama bakış olan bir dergi. Sponsor arayışlarım sürüyor ama eğer sonuçsuz kalırsa kendim uğraşacağım bu işle. Bu arada tabii, Kitap Evi ve Nilüfer Belediyesi’nin yüklendiği misyon çok değerli.
Peki sizce yazarlık öğretilebilir mi?
Kesinlikle. Burada Kant’ın sözü telem oluşturuyor. “Yetenekler her insanda çekirdek halinde bulunur” diyor Kant. Sonuç olarak aslında genetik yapıları gereği bir sürü miras taşıyor insanoğlu. Mağara resimlerinden, yazıtlardan günümüze değin yaşanmış binlerce yıllık bu mirasın kalıntılarının biraz temellendirilmesi gerekiyor sadece, o kadar yani. Derse ilk girdiğim gün, “ben sizin için hiçbir şey yapamam ama yazma yolunda size ışık tutabilirim” demiştim. Yazarken tıkandıkları noktaları aşmada yardımcı olmak benim yaptığım. On iki haftada yirmi dört metin yazdı her biri. Bu da hiç azımsanmayacak bir birikim bence.
Sizin bu konudaki çabanız elbette ki çok önemli ve mutlaka belli bir ön hazırlık yapıyor olmalısınız…
Haftada üç gün üçer saatten, ayda otuz altı saatim orada geçiyor. Hepsinden önce bu önemli bir zaman dilimi. Bunu boşa geçirmemek gibi bir sorumluluk taşıyor olduğumun bilincindeydim, bu yüzden de ciddi ciddi dersime çalıştım diyebilirim. Otuz kitap alıp okudum ve ders programı çıkardım. Ayrıca internetten Amerika’daki bu tür benzer örnekleri inceleyip çeviriler yaparak kendimi, dolayısıyla programı geliştirmeye çalıştım. Değdi ama sonuçtan hoşnutum.
Bir de bildiğim kadarıyla üniversitelerin yazarlık kürsüsü oluşturması gibi bir talebiniz, daha da fazlası ısrarınız var.
Türk Dili Edebiyatına bağlı böyle bir kürsü olması gerektiğine çok inanıyorum. Bütün dünyada yazarlığın öğretilebilir olduğu kabul ediliyorken burada da artık bu konuda adım atılmalı diye düşünüyorum. Belirteyim, bunun için elimden gelen her şeyi yapacağım. Bu bir tür ideal benim için diyebilirim. Murat Gülsoy, Sema Kaygusuz, Pınar Kür de aynı konuda çalışıyorlar.
Önerebileceğiniz başyapıtlara geçelim mi? Başucu kitaplarınıza, yazarlarınıza, şairlerinize…
Dostoyevski’nin İnsancıklar ve Beyaz Geceler’i. Oruç Aruoba’nın İle’si, Mario Levi’nin Bir Şehre Gidememek’i, Mehmet Coral’ın Paslı Güneş’i ilk aklıma gelenler. Dönüp zaman zaman okuduğum kitaplar bunlar. Necati Tosuner’in tüm eserleri, Enis Batur’un şiir tadında yazıları. Sonra Metin Altıok. Dilimin ucunda Ferit Edgü, ki Türkiye’de minimalizm ölçeğinde öyküyü en iyi temsil ettiğine inanıyorum Edgü’nün. Kafka, Sartre… Sonra Roald Dahl’ın eğlenceli üslubunu beğeniyorum, Can Yayınlarından çıkan Kancık’ını tavsiye edebilirim. Ve Arjantinli yazar Ernesto Sabato’nun Tünel’i, Paul Auster’in New York Üçlemesi… İhsan Oktay Anar da beğendiğim bir yazar. Yine ilk hentbol antrenörüm Sezgin Kaymaz’ın bilhassa Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir’ini de zikretmeden geçemeyeceğim.
Ya roman kahramanlarınız?
Tüm kahramanlarımın birer parçası bendendir sanırım. Kendime bile itiraf edemediğim kötü yanlarımı onlara yerleştiririm.
Hayatınızdan memnun musunuz? Hatta daha açık sorarsak, mutlu bir insan mısınız?
Zor bir soru ama evet. Bilhassa son üç yıldır daha da mutlu ve hayatla barışığım diyebilirim. Bunda iyi bir okur olan eşimin, zeka, merak ve duyarlılığıyla beni gururlandıran oğlumun payı büyük.
Yazma ediminizdeki parolanız nedir diye son bir soru soracağım? Ya da neden yazıyorsunuz?
Bir soru var bende, beynimde, içimde : Yazdıklarımı yaşamak mı, yaşadıklarımı yazmak mı? Ben, olmasını istediklerimi yazıyorum. Bir diğer deyişle, her kahramana, biraz olmak istediğimi kişiyi koyuyorum. Tam da bu yüzden işte, diyebilirim ki, ölürken yapamadıklarıma üzüleceğim. Yapılası öyle çok şey var ve ne kadarına yetişebileceğiz, bilmiyor insan. Malum, istekler olanaklarla sınırlıdır. Belli bir ekonomik gücün de olması gerekiyor yani istek ve beklentileri hayata geçirmek için. Olmayan ya da yetmeyen ekonomik destek, en büyük köstek bu özlemlere. Ama yine de şöyle diyebilirim, kabullenmeye başladım. Hayatı artık daha çok masa başında reddediyorum.
Teşekkürler Hakan Bey. Çok teşekkürler…

 

 

 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 05/2005

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012