MUTFAKTAN MİTİNGE…

MUTFAKTAN MİTİNGE…
İKİNCİ CİNSİN ZORU BAŞARMA ÖYKÜSÜ…
Nilüfer Gürsoy, Şekibe İnsel, Zehra Budunç ve Hilal Ülman…
Birbirinden farklı eğitim ve mesleklere sahip bu isimlerin ortak paydası, Bursa’dan TBMM’ne giden kadın milletvekilleri olmaları.
Evet. Bursa, bugüne dek Büyük Millet Meclisi’ne yalnızca dört kadın milletvekili gönderebilmiş. Ama biliyoruz ki, bugüne dek Bursa’da hiçbir kadın Büyükşehir ya da ilçe belediye başkanı da olamadı.
Bunun nedenlerini, bir erkek sektörü olan siyasette, kadının yerini, sorunlarını ve geleceğini iki tanınmış ve işe emek vermiş politikacıyla konuştuk: Aytaç Toker ve Şenay Özeray.
Toker ve Özeray, kendi deneyimlerinden yola çıkarak, “mutfaktan… mitinge” giden yolu anlattılar.

ŞENAY ÖZERAY ERKEKLERİN YANISIRA, HEMCİNSLERİNE DE KIRGIN!
“KADINLAR KENDİ BİNDİKLERİ DALI KESİYOR”
Avukat Şenay Özeray, yirmi yıldır siyasetin içinde. Ankara’da parti meclisi üyeliği, Bursa il ve ilçe örgütlerinin kadın kollarından aktif görevler, 1989’dan 1994’e kadar hem Osmangazi’de hem Büyükşehir’de Belediye meclis üyeliği ve 1994 yılında CHP’den Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı siyasetteki belli başlı durakları.
Aktif siyaseti artık bıraktığını ifade eden Avukat Şenay Özeray, mesleğinin yanı sıra SODEV Bursa temsilciğini ve Bursa Barosu Çevre Komisyonu’ndaki çalışmalarını sürdürmekte.
Bir zamanlar belediye meclis üyeliğindeki görevini kendi mesleğinin önünde tutarken, bugün siyasette ve sivil toplum örgütlerinde bilinçli olarak aktif rol almayan amam kadınlara olan desteğini mesleği aracılığı ile sürdürdüğünü söyleyen Şenay Özeray, 1994 yılında CHP’den büyükşehir belediye başkan adayı olduğu dönemin, hiç unutamayacağı çok keyifli bir dönem olduğunu söylüyor: “Aslında iyi bir belediyeci olabilirdim. Halen de o bakış açısı ile görmeye çalışırım şehri. Belediyeciliği çok heyecan verici buluyorum. Asıl mesleğimin dışında belediyecilik de ikinci mesleğim olabilirdi. Çünkü yaşadığımı şehre bir şekilde katkıda bulunma fikri hem heyecan verici hem de çok kutsal bir şey. “
Özeray, siyasi platformda yer alan kadınların eğitim ve kariyer sorunlarının kadınları kucaklayan, kadınları seven, kadınları bir araya toplayan onlara görev dağıtan lider kadınlar tarafından aşılabileceğine inanıyor.
Tüm bunları yaşına sığdırmış bir kadın olarak bugün neler hissediyorsunuz ?
Geriye dönüp baktığınızda bir kızgınlık duyuyorsunuz çünkü kadın hareketi olarak, demokrasi anlayışımız olarak bir arpa boyu lo alamamış olduğunuz görüyorsunuz. Bugün hala istediğimiz seviyede değiliz. Hele kadın hareketi, içler acısı durumda. Yılların everdiği bir takım katmanlaşmış sorunları kadınların tek başlarına aşmaları mümkün değil. Ama kadınların da artık bu konuda bir özeleştiri yapmalarının zamanı geldi de geçiyor bile.
Nasıl bir özeleştiri?
Siyasi partilerde, kadınlar donanımsız bulunur, hep daha geri kalmışlıkları ile suçlanırlar. Tabii bu kadınların kendi insiyatifleri ile gelişen bir durum değil. Kadın hakikaten burada mağdur konumunda ve bu konuma sokan ve bu durumda kalmasına göz yuman insanlar ortada. Bakın kadınların önlerinde imkanlar açılmasına rağmen, siyasi parti, dernek ve sivil toplum örgütlerindeki çalışmalarda birbirlerine destek olmamaları ve aralarındaki rekabet, iç çekişmeler bence çok üzerinde durulması eve eleştirilmesi gereken bir nokta. Çünkü siyasette kadınların istediğimiz noktaya gelememesi toplumsal değerlerin yanı sıra büyük oranda, kadınların kendilerinden kaynaklanıyor.
Kadın kadını taşıyamıyor diyebilir miyiz?
Siyasette kadın kendi bindiği dalı kendisi kesiyor, erkeklere gerek kalmıyor.
Siyasi partilerde bir kadını desteleyeceğine bir erkeğe oy verebilir kadın. Ya da kadının bakış açısını, kadının duyarlılığını, getirebileceği çözümü göz ardı ederek, erkek siyaseti yapar, ya da bir erkeğin kanadının altına girer. Yani kolayı seçer, güçlüden yana geçer. Yani bu anlamda da kadının kendisini sorgulaması gerekir. Ben kadın olmam nedeni ile çok sıkıtı çekmedim ama kadınlar hemen bunu yapıyorlar, iç çekişme, kısır çekişme içine giriyorlar. Birer ikişer,y donanımlı kadınlar terk ediyorlar siyasi alanları. O zaman da kendi çıkmaz sokağında debelenip duruyor kadın. Yani yazık, kadın hareketlerine yazık. Rekabet ve çekişme sonucunda dağılmak durumunda kaldılar. Bu kadınlar, ne yaptılarsa kendi kız çocuklarına yaptılar.
Peki dünyadaki siyasi oluşumlarda da durum böyle midir?
İç güdüsel olarak tüm dünya kadınlarında böyle çekişme ortamı doğabiliyor ama burada eğitim çok önemli eğitimli kadınlar bunu aşmış durumdalar. Tabii, bunların genel olarak da aşılması gerekiyor. Örneğin KADER’de Leyla Navaro, rekabet konusunda eğitim verdi. Ama netice değişmedi.
Siyasetin içinde rol alan kadınlara, erkeklerin desteği yok mu?
Erkekler, demokrasi anlamından, kadın erkek cinsi eşitlensin anlamından çok, aralarda da kadınlar serpiştirilmeli gibi değerlendiriyorlar kadının siyasetteki durumunu. Yani kadınları bir değer olarak gören, düşünen ya da destekleyen çok az.  Ya da zararsız bir kadını desteklemeyi yeğliyorlar. Bir takım koltuklar, kapılmış durumda, sırf kadın olduğu için koltuktan kalkıp yerimi sana veriyim anlamında hiç öyle bir destek veren yok.
Mesela 1994 yılında belediye meclis çalışmalarım sonrasında “bu görevi iyi yürüttün, büyükşehir belediye başkan adayı ol” dediler. Ama önemli bir ayrıntı vardı orda. Çalışmalarım bir belediye başkanının seçilme şansının olmamasıydı. Başkan seçilme şansı olsaydı o adaylığı bana vermeyebilirlerdi. Erkekler siyasette karar mekanizması olan yerleri daima kendilerine ayırmak istiyorlar. Yani bir yerlere tırmanmanızda size mani olmuyorlar. Ama en zaman temsil kabiliyeti olan bir karar mekanizmasında görev söz konusu ise önünüze bir takım engeller çıkıyor. O bakımtdan belki beni engelleyebilirlerdi, tabii seçilme şansını çok yüksek görselerdi.
Kadının konumuna ivme katacak bir destek de mi yok?
Beni engelleyen bir güç hissetmedim ama benim siyasette tabandan yetişmem ve ayak oyunlarını bilmem belki etkili olmuştur. Tabii bunu bilmeyen çok masum kadınlar da vardı. Onlara o anlamda kadın olduğu için bir çiçek gibi olsun anlayışıyla bakıldığını biliyorum. Yani fazla konuşan, bilen kadın olsun istenmez. Oysa o çok konuşan kadının da doğru söylediği şeyler vardır. Kadın niye sussun ki!
Siyasette kadının nasıl bir duruşu olmalı sizce?
Siyaseti, erkekler gibi yapacaksak onun bir kıymeti olduğunu düşünmüyorum. Biz farklı bir cins olarak siyasete kadın bakış açımızı getirmeliyiz. Çünkü kadınların duyarlılıkları erkeklerden fazla. Kadınlar, bazı sorunları sırf kadın olarak yaşadıkları için erkeklerden farklı bir çözüme kavuşturabilirler. Mesela bir kürtaj olayı. Bu sorunu ülke düzeyinde erkeğin çözmesi mi daha kolay ve anlamlı yoksa, o sorunu yaşayan kadının mı?
Gerçekten onu taşıyabilecekse, donanımlı ise o görevin hakkını verebilecekse ve yarıca kadın bakış açısı ve çözümünü o olaya taşıyabilecek kadınlar siyasete katkı koymalıdır. Bir takım konumlara geldiklerinde karar mekanizmasını kullanan kadın çok az. Kadın da kadın politikasını unutuyor. Türkiye’de bir kadın başbakan tecrübemiz oldu. Ve biz o dönem mahçup olduk. Kadın duyarlılığını, anne duyarlılığını çok göremedik kendisinde.
Yaşamın her alanına çözüm getiren siyasi alanda, kadınların rol alması zaruri ve elzemdir ve kadınların bu gerçeğe sahip çıkarak, siyasetle ciddi bir buluşma yaşamaları gerekmektedir.
Eğer üç beş kadın siyasete girdiğinde de erkek gibi siyaset yapar “aynı takım oyununun “ içine dahil olursa, dünyadaki sorunlara kendi bakış açısıyla katacağı farklı çözümler nerde kalıyor?
Kadın temsilci sayısının azlığı konusu var bir de bu konuda neler söylemek istersiniz?
Siyasette kadın temsilci sayası çok az ve kadınlar bu işe girmek istemiyorlar. Oysa dünyanın tahribinde, savaşlarda kadının bakış açısı çok farklı. Daha büyük katkılar ve güzellikler getirebiliriz dünyaya. Ama kitlenip kalıyor, adeta bir kısır döngünün içine giriyoruz. Siyasette erkekler belirleyici ve kadınlar siyasete girmek istemiyorlar, erkeklerin alanı olarak görüyorlar çünkü.
Günümüz koşullarında kadınları yok farz ederek, kadının siyasetteki eksikliğinden faydalanarak; siyasette kadınların yerinin erkekler tarafından doldurulmaya çalışılmasının çoktan aşılmış olması gerekirdi.
Türkiye’de kadının siyasetteki en büyük çıkmazı ne sizce?
Bence baskının dışında donanımsız olması. Siyasette ve hayatın diğer alanlarında kendini donanımlı kılmak adına tüm eksiklerini gidermesi lazım. Yani ayakları üzerinde duran, kendine güvenen bir varlık olmalı. Yoksa erkeğin desteği ile olmaz. Siyasette kadına yer vermiyorlar. Orada bir eşitsizlik söz konusu. O eşitsizliğin giderildiği zamana kadar olumlu bir ayrımcılık anlamında kadınlara kota verilmesi ve kadınların orada temsil edilmesi gerekiyor. Kadın sırf kadın olduğu için değil, hak ettiği, ürettiği için bir yere gelmeli.

DYP İL BAŞKAN YARDIMCISI AYTAÇ TOKER, POLİTİKADA LİYAKATTEN YANA:
“KADIN ERKEK FARK ETMEZ. HAK EDEN KAZANMALI”
Aytaç Toker’i anlatmaya gerek var mı?
Tabii ki, hayır.
Toker, politika ve hatta ondan daha fazla sivil toplum kuruluşlarındaki yüksek tempolu çalışmalaşırla kamuoyunca yakından tanınan bir isim.
Kendi deyimiyle söylersek, “İnegöl’ün kör köşesindeki bir simitçi bile tanıyor onu!”
Konumuz, “Kadınların politikadaki yeri” iken, karşımda hazır böyle deneyimli ve iyi bir anlatıcı bulunca, tali yollara sapmakta sakınca görmedim.
Anlattıklarını zevkle dinledim.
Bir sürü şey öğrendim.
Öğrendiklerimi pekiştirdim.
Eski genel başkanı’nı –Mesut Yılmaz- “iletişim kurulması zor biridir. Aristokrat bir yapısı vardır” şeklinde değerlendiren Aytaç Toker, şimdiki Genel Başkanı Mehmet Ağar için “Kendisine rakip olabilecek potansiyelde kişileri yönetime aldı. Vesaireleri dışarıda bıraktı. Bu çok ciddi bir özgüvendir” diye övüyor ve ekliyor. “memleket için savaşmıştır. PKK’yı yok eden kişidir.”
1991, 1995 ve 1999’da Anavatan Partisi’nden milletvekili adayı olarak gösterilen ve Büyük Millet Meclisi’ne gidemeyen, şu anda Doğru Yol Partisi’nin İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Aytaç Toker, politika yaparken kadın olmanın avantaj ve dezavantajlarına değinmeden önce, genel bir değerlendirme yaptı.
“siyasette çıraklık, kalfalık ve ustalık aşamaların yaşanması gerek. Bu, liyakat sisteminin geçerli olması demektir. Yani, layık olanın layık olduğu yerde bulunması. Oysa bizim siyasetimizde böyle olmuyor. Partilerde senelerce çalışanlar, yanlış anlaşılmasından korkarak söylüyorum ama işi bilenler ne demek istediğimi anlayacaklardır, partilerin hamalları vardır. Onlar çalışırlar, sonra birileri, mesela teknisyenler, hariciyeciler, kolej mezunu olanlar, yüksek bürokratlar, beş dil bilenler, profesörler ya da doğuda aşiret reisi olanlar… Tepeden gelip, bir yerlere oturtulurlar. İsimleri yıpranmaz. Tabii aralarında istisnalar da vardır, buraları çok hak eden kişiler olmuştur onları ayırarak söylüyorum. Bu tepeden gelmelerin büyük bir yanlış olduğunu düşünüyorum. Ben kendimi de katabilirim işin içine. Ancak benim farlı bibr yanım vardı. Siyasetten önce, uzun yıllar derneklerde, sivil toplum kuruluşlarında çalışmış, sosyal politika yapmıştım. Rüştümü ispat etmiştim. Bunun için 91’deki tercihli sistemde 14 bin kişinin tercih oyunu aldım. Bir de partide büyük iş, küçük iş demeden her şeyi yaptım. Politikada “amblem kazanır, amblem kaybeder” diyorlar. Bunu doğruluk payı bir ölçüdedir. Ama özellikle küçük yerlerde adayların isimleri ve güvenilirlikleri önemlidir. Ben ben demekten, bu konuşmaların bu şekilde anlaşılmasından çok rahatsız olduğum halde şunu söylemek zorundayım: Her zaman partim için çalıştım ama ismim de vardı.
Çok çalıştım, çok emek verdim, çok yoruldum…
Ve bütün kapılarıma rağmen, siyasetin içinde olmak istedim. Kaybetmemin nedeni, işin kulis kısmını lobi kısmını bilmemem, daha doğrusu oyunu kuralına göre oynamamak istememdir.
Siyasette hiçbir zaman statü peşinde olmadım. Statüyü ancak etkin olmak için istedim. Çünkü, bir şeyler biliyorsunuz, görüyorsunuz, birikiminiz var, bunları etkinleştirebilmek için gereken yerde olmanız lazım. Orada olmayınca, hiçbir şey yapamıyorsunuz. Bu anlamda idealistim. Zeki Üngör’ün kızı Beraet Hanım’ın bir sözü vardı hiç unutmam “İdealist olan vazgeçmeyendir” demişti. İdealistim. Onun için vazgeçmiyorum. Bazıları bunu hırs olarak değerlendiriyorlar. Oysa hırs, şöyledir: İstekleriniz mantığın önüne geçer. Yalnızca kendiniz için çalışırsınız. Bir şey olamayacağını görünce de bırakırsınız.
Ben, bütün sükut-u hayallerimde bile her zaman kendimi motive ettim. Üzülmedim mi? Üzüldüm tabii. O kadar çalışıp didiniyorsunuz, sonra başka bir şey oluyor ve o zaman tabii ki üzülüyor insan.
Ama şu da var. Aslında söylediklerim yalnızca siyasetin ve partilerin problemi değildir. Bunlar, Türkiye’nin problemleridir. Sistemin problemleridir. Zihniyet değişimi gereklidir. Çok çalışanın çok hak edenin kazanması bir yerlere gelmesi gerekmektedir…”
Kadın olarak siyaset yapmanın açmazları neler peki?
İşte, on yılların deneyiminden süzülmüş değerlendirmeler :
“Kadınların siyasette erkeklere göre en zayıf oldukları nokta acemilikleridir. Ayrıca ekonomik durum çok önemlidir. Kendi parası olmayan kadın bunun için yakınındaki erkelere bağımlıdır. Hem bu yüzden hem de toplumun yapısı gereği, bir şeyler yapmak isterler kocaları razı gelmez. Kocaları olmasa, babaları, ağabeyleri, aileleri desteklemez. Hatta bırakın destek olmayı köstekler. Pozitif ayrımcılığın bu yüzden yararlı olduğunu düşünüyorum ama Batı’da olduğu gibi “kadına karşı ayrımcılık sona erinceye kadar kadın için ayrımcılık yapmak” ilkesine katılıyorum. Tıpkı küçük bir çocuğun yürümesine yardımcı olmak gibi görüyorum bunu. Bir süre yardım edilmeli kadınlara; onlar koşmayı öğrenene kadar.
Bana gelince, bu konuda şanslıydım. Çünkü eşim bana her zaman destek oldu. Ben de hep ölçülü ve dikkatliydim. Girdiğim bütün ortamlarda erkekler benim kadın olduğumu bildiler. Yani hiçbir zaman bir erkek gibi davranmadım. Bir erkek gibi giyinmedim. Ama kadınlığımı da ön plana çıkarmadım.
Bu ne demektir?
Mesela topatan kavunu gibi topuzlarla çıkmadım kimsenin karşısına ya da ciğer kırmızısı rujlarla. Hiçbir zaman partiye ceketsiz gitmedim. Bluzum, gömleğim pantolonumun içinde dolaşmadım.
Bir de beden dili vardır. O işte çok ince bir ayardır. Orada da çok dikkatliydim.
Kadındım ama kadınsı değildim. Birlikte çalıştığım erkeler, benim kadın olduğumu bildiler ama her zaman arkadaş olarak gördüler. Kadın olmak ve kadınsı davranmak ayrı şeylerdir. Kısacasını söyleyeyim, kimse yanlış anlamasın beni: Kırıtmazsanız, işinizi yaparsanız hiçbir sorun çıkmaz. Bir tek çok genç ve güzel bir kadın olarak bu işlerin içine girerseniz ve acemiyseniz, bu yönünüz –kadın ve erkek- rakipleriniz tarafından kullanılabilir ama orada bile pek çok şey sizin elinizdedir aslında. Ve erkekleri tanımak illa ki özel hayatla olmaz. Toplum hayatının içinde çok fazla erkek tanıdım ve bütün eleştirilerimize rağmen Türk erkeklerinin, o çok beğenilen uygar memleketlerin erkeklerine karşı kadınlara çok daha saygılı ve şefkatli olduklarını gördüm.
Şuna çok karşıyım : Bir kadın yalnızca kadın olduğu için, bir yere gelmemeli. Tıpkı yalnızca erkek, yalnızca genç, yalnızca güzel ya da yalnızca profesör olmanın yetmediği gibi, tek başına kadın olmanın da yetmeyeceğini düşünüyorum. Hani İngilizce’de “background” diyorlar ya, o anlamda bir biriminizin olması lazım. Hak eden gelsin. Gençlere yol açın diyorlar mesela. Bu da çok doğru değil. Ne ihtiyar delikanlılar var ve ne delikanlı ihtiyarlar… Profesör olmuş mesela. Olmuş da, o taşıdığı sıfatın hakkın verecek, içini dolduracak kalitede mi bakalım?
Bir de bazı kadınlar kadın olmanın avantajlarını kullanmak istiyorlar. Bir miktar başarılı da oluyorlar belki başlangıçta ama sonra toplum onları kabul etmiyor.
Bir başka soru : Kadın, kadının kurdu mudur?
Evet, maalesef bir miktar öyledir.
Bunu bizzat kendi deneyimlerinde de yaşadım.
Milletvekilliğinde ilk kadın aday olarak, kadınlara bu anlamda cesaret vermiş biri olarak, kadınlardan çok iyi İl Başkanı olabileceğini de biliyorum ama yılmamak ve mücadele etmek gerekli bütün bunlar için…
 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 06/2005

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012