BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI

BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI
İpekböcekçiliğinin Anadolu toprakları üzerinde bin beş yüz yıllık bir geçmişi var.
Kozanın Anadolu’daki serüvenini yazanlar, öykülerini anlatımına Bursa’dan başlamak zorundalar.
Yumurtanın kozaya, kozanın ipeğe dönüştüğü mekan burası…
Evet kozanın doğduğu, dahası gelişip ipek haline geldiği yer Bursa, ama renge, desene, halıya dönüştüğü yer Hereke…
Kozanın Bursa’dan başlayan serüveni Hereke’de mutlu sona ulaşıyor.
Adını Yunan tanrısı Herakles’ten alan Kocaeli’nin küçük şirin bir ilçesinden söz ediyorum.
Bursa- İstanbul arasında denizin kıyısında üstlenmiş olan Hereke, adeta iki kenti birbirine bağlıyor.
İstanbul’a bir adım…
Bursa’ya 150 kilometre uzaklıkta…
Hereke’yi Hereke yapan da aslında bu ilişki…
Sanayi devrimini ıskalayan Osmanlı, bütün düzenini ordunun gereksinimleri üzerine kurmuştu.
Üretim ordu için yapılıyor, fabrikalar ordu için üretiliyordu.
Özel sektör veya piyasaya yönelik üretim kavramı yok gibiydi.
Batı’da sanayi üretimi, buhar makinesinin bulunmasıyla kitlesel hale gelirken, hemen yanı başında bulunan Osmanlının bundan etkilenmemesi düşünülemezdi.
Özellikle de Osmanlının azınlıkları, işin daha çabuk farkına vardılar.
İşte bu dönemde, yani Batılılaşma çabalarına başladığımız, Gülhane Hattı’nın yayınlandığı dönemde Padişah Abdülmecit, devletin mali ve ekonomik işlerinde etkin görev alan Ohannes ve Bogos Dadyan adlı iki Ermeniye, İzmit’te çuha fabrikasının yapımını vermişti.
Aynı Ermeniler, İstanbul’a gidip gelirken, deniz kenarı olan Hereke’de yemek molası verdikleri zamanlarda buranın doğal güzelliklerinden etkilenirler. Hereke’de kendi adlarına da bir fabrika kurmak isterler.
Dönemin yetkilisi Rıza Paşa’nın bilgisi dahilinde, 1843 yılında Osmanlı saraylarının ipekli döşemelik, perdelik ve fes ihtiyaçlarını karşılamak üzere fabrika kurulur ve işletmeye açılır.
Fabrikayı özel kişiler kurmasına karşın, adı “Hereke Fabrika-i Hümayın” olur. Bunun da başka bir hikayesi var.
Söylentiye göre, Padişah Abdülmecid, fabrikanın varlığından iki yıl sonra haberdar olur. Kendisinden izin alınmadan yapılan bu işe kızan Padişah, İzmit’e bir gezi düzenler.
Deniz yoluyla yapılan bu gezi sırasında, Hereke kıyılarından geçerken, fabrikayı sanki tesadüfen görmüş gibi, Rıza Paşa’ya binanın ne olduğunu sorar. Padişah’ın niyetini anlayan Serasker Paşa, “Sultanım, size bir sürprizim vardı. Bu fabrikayı size yerinde göstermek istiyordum. Bu yüzden bugüne kadar sizden saklanmıştır. Bu fabrika sizin adınıza kuruldu” diyerek durumu kurtarır.
Öyle olunca da fabrika, Gebze tapusuna Sultan Abdülmecid adına kayıt altına alınır.
BURSA İPEKLİSİ, HALIYA NASIL YANSIYOR.
Osmanlının henüz Batılılaşma adımlarını attığı bir dönemde kurulan Fabrika-i Hümayun’a, 40 küsur yıl sonra yani Abdülhamit dönemimde de halıhane kısmı eklenir.
Dünyaca ünlü Hereke halının serüveni böyle başlıyor.
Kuşkusuz, bu şirin ilçenin seçilmesi tesadüf değil…
Kozanın, ipeğin başkenti Bursa, tüketimin başkenti İstanbul…
Bu iki başkenti bir araya getiriyor, birbirine bağlıyor Hereke…
Halı sanatı konusunda kitaplara imza atan Prof. Dr. Önder Küçükerman bakın ne diyor?
“Bilindiği gibi Bursa ve çevresi, Anadolu’nun dokumacılık tarihinde geleneksel ipekçilik merkezi olarak çok haklı bir ün kazanmıştır”
1860 yılında sadece Bursa’da 37 adet ipek çekim fabrikası var. Aynı yıl 5 binin üzerinde ipek dokuyan tezgah çalışıyor.
1888’de modern anlamda ipekböceği tohumu üretmek üzere, Bursa İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü kuruluyor.
İşte o geleneğin bir sonucudur Hereke’deki ipek halı dokumacılığı!
Halıcıların en önemli saptamalarından biri şu…
En güzel ipek, Bursa’nın kozasından yapılıyor. İklim koşullarından olsa gerek, yeşilliğin verdiği renk olduğu gibi ipeğe yansıyormuş.
Dolayısıyla Bursa ipeğinden oluşan halının parlaklığı da bir başka oluyormuş…
Koza üreticilerinin oluşturduğu ve merkezi Bursa’da bulunan Kozabirlik, bu tarihsel, kültürel mirasımızı yaşatmak için büyük gayret sarfediyor.
Hereke-Bursa ilişkisi bir yana…
Topkapı Sarayı halıları, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde üretiliyordu. Osmanlının Batılılaşmaya başlamasıyla saray anlayışında da değişme görülüyor. Yeni dönemin yeni gözdesi Dolmabahçe Sarayı, ipek halı üretim üssü Hereke’den getirilen halılarla donatılıyor.
Yani, geleneksel saraydaki halı ile Dolmabahçe Sarayı’ndaki halı kültürü farklı oluyor.

ALMAN İMPARATORUNUN ZİYARETİ
Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm’in Hereke’yi ziyaret etmesi, bu şirin ilçe açısından dönüm noktası olur.
İmparator Wilhelm, Dolmabahçe sarayında üretilen ve dönemin en büyük halısı olan 406 metrekarelik halıyı görür ve nerede yapıldığını sorar. Hereke cevabını alınca da fabrikayı görmek ister.
Bu kez başka bir sıkıntı doğar. İmparator Wilhelm fabrikayı ziyaret edecektir etmesine de nerede kalacaktır?
Abdülhamit’in talimatıyla, Türkiye’nin ilk prefabrik binası Yıldız Sarayı’nın marangozhanesinde üç hafta içinde inşa edilir ve Hereke sahilinde bir günde monte edilir.
1894 yılında Hereke’yi ziyaret ederek fabrikayı gezen Alman İmparatoru ve eşi, bu güzel binada dinlenirler. Bina halen ayaktadır.

HALICILIK BİR TÜRK İŞİ MİDİR?
Halı deyince, insanın aklına kuşkusuz İran geliyor.
Ama Hereke ‘deki Han Halı’nın sahiplerinden Nurhan Bey, aksini iddia ediyor.
“Halıcılık Türk işidir. İran’a halı işini taşıyanlar Türklerdir. Çünkü biz göçebe bir ırkız. Önce kilimi keşfediyoruz, duvarlarımızı sıcak tutmak için… Sonra ayaklarının da üşüdüğünü fark eden Türkler, onu yere sererek halıyı buluyor.”
Nitekim, dünyanın bilinen ilk halısı M.Ö. 5. Yüzyılda Ural Altay dağlarındaki bir höyükte bulunuyor.
Hanın adı Pazirik…
Bugün Rusya’da St Petersburg’taki Hermitage Müzesi’nde orijinal haliyle korunan halı, Türklerin “Kavimler Göçü” yıllarındaki göçebe alışkanlıklarını ve atlarına olan bağlılıklarını anlatıyor.

HALI ÜZERİNE BİR FIKRA
Hereke’den dönerken, Hayrettin Çakmak’ı aradım. Ne yaptığımı sordu. Ben de Hereke’de olduğumu söyledim. Her zamanki hazır cevaplığı ile bir fıkra anlattı.
Kadını biri halı dükkanına girmiş. İpek halıya bakarken, bir anda nasıl omuşsa yellenmiş. Kadın, utancından ne yapacağını şaşırmış. Durumu kurtarmak için dükkan sahibine dönerek, halının fiyatını sormuş.
Dükkan sahibi bir kadına bakmış bir halıya…
Sonra da, “Hanımefendi, halıyı görünce yellendiniz. Bir de fiyatını görünce kesin altınıza edersiniz” demiş.
Gerçekten de Hereke’de üretilen bazı halıların fiyatları, dudak uçuklatacak denli yüksek.
Yurtdışında 400-500 bin dolara kadar alıcı bulan ipek halı var.
Hereke halısının en büyük özelliği, “Gördes düğümü” de denilen çift düğüm tekniği ile yapılıyor olmasıdır.
Bir santimetrekareye düşen düğüm sayısı, halının değerini belirliyor.
Ortalama (10 çarpı 10) yani 100 düğüm atılıyor 1 santimetrekareye…
(36 çarpı 36) düğüm atılan halı bile var.
Yani 1 santimetrekareye tam bin 296 düğüm atılıyor.
Atılan düğüm sayısı ile fiyat arasında doğrudan bağlantı var. Üretimi birkaç yıl süren halının fiyatının da ona göre olması doğal elbette… düşünsenize 7 yılda biten halı olduğunu…

HALICILIK VE TURİZM
Türk turizmini cazip hale getiren önemli etkenlerden biri de halıcılık.
Turistlerin çoğu ziyaret sonrasında ülkemizden giderken yanında halı da götürüyor.
Yıllık ihracat miktarının 500-600 milyon dolara ulaştığı söyleniyor.
Tamamen el emeği göz nuru…
Yaratılan katma değerin tamamı yurt içinde kalıyor.
Hereke’nin büyük halıcısı Han Halı’da gördüğümüz kadarıyla kızlar sürekli dokuyor. Evinde, işyerinde fırsat buldukça ilmek atanlar olduğu gibi günde 12 saat aralıksız dokuyanlar da var.
Peki bu sektörde tam olarak durum ne?
2004 yılı itibariyle Türkiye’de 300’den fazla köyde yaklaşık 15 bin adet tezgahta ipek halı dokumacılığı yapılmakta. İpek halı dokumacılığı yapılan aile işletmesi sayası yaklaşık 20 bin olup, ipek çekim, büküm, boya gibi diğer ilave üretim faaliyetleri de dikkate alındığında halıcılık sektöründe çalışanların sayısı yüz binleri geçiyor.
HALICILIK VE PİCASSO
Halı motiflerinde olağanüstü farklı desen ve konular var. Her biri ayrı bir sanat eseri gibi…
Nasıl insan Picasso’nun tablolarında anlam aramayı sürdürüyorsa, nasıl Van Gogh’un resimlmerindeki sarılara dalıp gedebiliyorsa, halılardaki motifler de alıp götürüyor insanı…

BÜROKRAT KAFASI
1843 yılında kurulan, 1890’lı yıllarda halı üretmeye başlayan Hereke Fabrika-i Hümayun, hala çalışıyor.
Hem de eski yöntemlerle…
Bu ara duşun belirtmeden geçemeyeceğim devletin her tarafındaki kadrolaşma anlayışı burada da geçerli.
Erzurum’dan getirilen müdür bey, fabrikayı “başkalarının” görmesinin uygun olmadığını söylüyor.
Üstelik, o zaman “Başbakanlık Basın Müşaviri” sıfatını taşımama rağmen…
Dahası birlikte gittiğimi kişi bu sektörün en önemli isimlerinden biri, Kozabirlik Genel Müdürü Ayhan Karagözoğlu…
Ama kafa o kafa…
Yassah hemşerim…
Sanki makineleri yiyeceğiz!
Zaten yanlışın başı, buranın Milli Saraylara bağlı olmasında…
Milli Saraylar da bildiğin gibi TBMM’nin yan kuruluşu…
Yerelleşmeyi savunanlar, hadi buyurun buradan yakın!
Doğrusu şudur…
Hereke’deki fabrika derhal bir halıcılık müzesi haline getirilmeli, Hereke Halıcılar Derneği’ne devredilmelidir. Dünyanın her tarafından gelenler, özgürce bu mekanları dolaşmalı, Osmanlı tarihin bu önemli mirasını yerinde görmelidir.

ENSTİTÜYE SAHİP ÇIKALIM
Bursa’yı Bursa yapan öğelerin başında ipek ve koza geliyor. Ancak, son yıllarda ithalat nedeniyle bu sektör dışlandı.
Bugünlerde Kozabirlik yeni bir atılımla, bu alanı yeniden geliştirmeye çalışıyor.
Bu amaçla, Tarım Bakanlığı’nın kapattığı Hürriyet’teki İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü’ne talip oldu. Ancak ne yazık ki, bazı kamu kuruluşlarına mekan arayışında ilk göz konulan yer burası oluyor. Oysa burası, ipekböceği tohumunun üretildiği, arkasında dut fidanlarının olduğu özel bir yer.
Mutlaka korunması gerekiyor.
1880’li yıllarda kurulan İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü geleneğinin sürdürülmesi gerekiyor. Kozabirlik’in Bursa’da bulunması ve bu enstitüye ship çıkması bir şans...
Siyasetçi ve bürokratların bu şansı tepmemesi akıllıca olur diye düşünüyorum.
SONSÖZ
Hereke bir adım uzağımızda…
İpek halıcılığının merkezini hala görmediyseniz, bırakın özel olarak gitmeyi, İstanbul’a geçerken, yolunuzu biraz uzatıp uğrayabilirsiniz. Çünkü oralarda birileri önemli şeyler yapıyor ve yaratıyor.

 


 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 01/2006

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012