BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ?

BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ?
Dünyada en çok tanınan iki Türk var.
Biri Mustafa Kemal Atatürk, diğeri Nazım Hikmet…
Biri, mazlum milletlere örnek bir lider, diğeri şiirleriyle dünyaya kendini kabul ettiren bir şair…
Türk tarihinin en önemli dönemeçlerinden biri, kuşkusuz Milli Kurtuluş Savaşı…
Biri, o tarihi yapan ki,i öbürü o tarihi en güzel şekilde yazan kişi…
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularından, Milli Kurtuluş Savaşı’nın en önemli ikinci kahramanı İsmet İnönü diyor ki…
“Nazım Hikmet’in şiiriyle, Kurtuluş Savaşı’nı ikinci kez kazandıkl.”

NAZIM’IN İZİNİ ARAYAN JAPON!
Şimdi dikkatinizi çekiyorum.
Bu kadar önemli bir destanın yazıldığı mekan Bursa…
Bursa Cezaevi…
Tam da, “Bursa tarihi kültürel değerlerine sahip çıkmıyor; hayatının en güzel 10 küsur yılını Bursa’da geçiren Nazım Hikmet ile ilgili hiçbir iz yok” diye düşünürken, Cumhuriyet Gazetesi’nde, Nazım’ın doğum yılı nedeniyle Kıymet Coşkun’un yazısı gözüme çarptı.
Nobuyuki Nakomoto adlı bir Japondan söz ederek başlıyor yazısına Sayın Coşkun…
Nazım Hikmet sevgisiyle başlayan dostluk ilişkisi bu Japon’u Türkçe öğrenmeye yöneltmiş. Sağlığında büyük usta ile tanışmış, Nazım’ın şiirlerini çevirmiş…
Yazı şöyle devam ediyor :
“Nakomoto, birkaç yıl önce yaptığı son ziyaretini de Nazım Hikmet Kültür Gezisi’ne dönüştürmüş. Ailesi, dostları, yıllardır Türk-Japon dostluğu için çaba gösteren Chieko ve Kanji İşimoto’yla birlikte!.. şairin ülkesinde gezdirmiş, Bursa Cezaevi’ne yani bugünkü Bursa Adliyesi’ne götürmüş dostlarını. Bir plaket, bir yazı aramış koca şairin yıllarını geçirdiği, halkının bağımsızlık savaşının destanını yazdığı bu yerde! Bulamamış!.. Fotoğraf çekmesine izin vermeyen polisleri “Siz Nazım Hikmet’in değerin idenen bilmiyorsunuz? Diye azarlamış!..” (15 Ocak 2006, Cumhuriyet)
Ne kadar doğru bir saptama!..
Bursa lotosunu şiirine aktaran, mürdüm eğiniden, İznik’in derin sularından söz eden, Uludağ ile bakışan, kaplıcalarında tedavi olan, Yıldız Kahve’den kenti seyreden Nazım’ın hiçbir izine bu şehirde rastlamamak ne kötü!
Nazım’ın yattığı cezaevinin yıkılışını anımsıyorum.
1991 yılıydı sanırım, bazı sivil toplum kuruluşları karşı durmuştu bu yıkıma ama o dönemin Bursa Barosu yöneticileri, sahip çıkmamıştı bu olaya…
Oysa orası bir Nazım Hikmet müzesi olabilirdi.

NAZIM VE BURSALILAR
Kaldı ki, Bursalıların hafızasında Nazım’ın hatıraları çok taze. Birkaç gün önce konuştuğum kişilerden biri de Hüseyin Bavlı.
80’ine merdiven dayamış Hüseyin Bavlı, ağabeyimiz, “Çocukluğumda Nazım Hikmet’i cezaevinde görme gittim” deyince şaşırdım.
“Cezaevinde bir komünist şair yatıyor dediler. Biz de üç arkadaş toplandık gittik, Nazım Hikmet’i uzaktan gördük. Uzun boylu, uzun saçlı, yakışıklı bir adamdı.”
Hüseyin Bavlı, karşılaştığı kişinin “normal insan” olduğunu görünce hayret etmiş midir acaba?
Tabii Nazımla ilgili böyle düşünen sadece dışarıda bulunan Bursalı gençler değildi. Cezaevinde yatanlar da büyük bir hayretle Nazım’ı incelerdi.
Eski PTT Müdürü, Başbakanlık Müşaviri Osman Nuri Biçer, babasıyla ilgili bir anıyı aktardı.
Cinayetten içeri giren Mudanyalı Mustafa Biçer, -ki Nazım bazı şiirlerinde anları- cezaevinde bazılarının kışkırtması üzerine, açlık grevinde bulunan Nazım Hikmet’e saldırmak ister.
Sopalarla Nazım’ın koğuşuna giren Mustafa Biçer, “Niçin direniş yapıyorsunuz, siz gavur-komünist misiniz?” diye sorar.
Nazım Hikmet, niçin deriniş yaptıklarını Mustafa Biçer’e uzun uzun anlatır.
Bunun üzerine Mustafa Biçer de “Ulan durum buysa, biz de seni destekliyoruz” diyerek, büyük ustanın safına geçer.

NAZIM’IN BURSA’YA İLK GELİŞİ
Nazım, 1940 yılının son günlerinde ikinci kez geliyor Bursa Cezaevine…
Çankırı Cezaevinden Bursa’ya biraz da “dayı paşanın” torpiliyle naklediliyor.
Siyatik ağrılarını tedavi etmek için haftada bir kaplıcalara gidiyor.
İlk geldiğinde Kemal Tahir’e şunları yazıyor:
“Bursa’dayım. 933’ten beri Bursa hapishanesinin duvarları, pencereleri, hatta boyaları değişmemiş. Ne eskimişler, ne yenileşmişler. Hatta o zamandan kalma bir iki mahpusa da rastladım. Yalnız onlar beni, ben onları biraz ihtiyarlamış buldum.”
Kendisinin de söylediği gibi Nazım’ın Bursa macerası ilk değildi.
Nazım, 1 Haziran 1933 yılında, Bursa Cezaevinden Piraye’ye yazdığı mektupta, sağ salim Bursa’ya ulaştığını, mahkemenin ne zaman başlayacağını bilmediğini belirttikten sonra şunları yazıyor :
“Hapishane penceresinden, yığın yığın yeşillikler akasında Bursa’nın beyazlıkları ve Keşiş’in dumanlara karışan etekleri görünüyor. Ben seni düşünüyorum. Senin çocukluğun bu yeşillikler arasında, bu kocaman, karlı dağın yamacında geçmiş.”
Bursa Ağır Ceza Mehkemesi’nde 4 yıla mahkum ediliyor.
1933 yılında Cumhuriyetin 10. Yılı dolayısıyla çıkan aftan yararlanarak, 1.5 yıl yattığı cezaevinden 1934’ün sonlarında çıkıyor.

NAZIM BURSA’YA İKİNCİ KEZ GELİYOR
Ancak çok geçmeden, meşhur donanma davasından tutuklanıp, 28 yıl ceza alıyor. Bir süre Çankırı Cezaevinnde yattıktan sonra, Nazım’ın yolu yine Bursa’ya düşüyor.
1940 yılında girdiği Bursa Cezaevinde bu kez daha önce de belirttiğim gibi 10 yıldan fazla kalıyor.
Nazım, Bursa’ya, İstanbul’a yakınlığından ve karısı Piraye’nin onu istediği zaman ziyaret edebilecek olmasından dolayı geliyor.
Hatta bir ara karısının Bursa’ya yerleşmesi de sözkonusu olmuş.
Bursa Cezaevindeki ikinci ikametini yakın dostu Zekeriya Sertel şöyle anlatıyor :
“Odaya yerleştikten sonra Nazım hikmet burasını hemen yaşanacak ve rahatça çalışılabilecek bir hale koymaya çalışıyor. Yerleri sıcak su ile yıkatıp ovduruyor. Duvarları badanalatıyor. Pencerelere toprak getirtip çiçekler ekiyor. Duvarları kendisinin ve annesinin yaptığı resimlerle süslüyor. Odayı bir yandan bir resim atölyesi, bir yandan da bir çalışma odası haline koyuyor.

NAZIM DOKUMA İŞİNE GİRİYOR
Nazım bir yandan kendisine çalışma ortamı hazırlarken, öte yandan para kazanmanın yollarını arıyor. Bursa deyince akla, tekstil, dokuma, ipek, havlu geldiği için Nazım da kolları sıvıyor.
“Burada iki el dokuma tezgahı kurdum. Dayı Paşa (General Ali Fuat Cebesoy) vasıtasıyla da İktisat Vekale’ne iplik için başvurdum. İplikleri temin edebilirsem, kimseye muhtaç olmadan sen oda, ben burada geçinebileceğiz.”
Nazım Hikmet aradan bir süre geçince Kemal Tahir’e şunları yazıyor :
“Biz burada beş kişi, dokuma tezgahı kurduk. Bu beş ortaktan biri de sensin. Bundan böyle payını muntazaman yollayacağım. Yani artık tezgah sahibi oldun, dokumacılığını tebrik ederim.”
Aradan bir süre geçiyor. Nazım, kendi tezgahında dokuduğu pantolon ve gömleği Kemal Tahir’e gönderiyor.
Bir başka mektubunda ise “Kendi dokumamızdan çarşaf ve bez lazımsa göndereyim” diye yazıyor.
1943 yılına gelindiğinde Nazım, dokumacılık konusunda o kadar ustalaşacak ki, İstanbul’da yerli mallar sergisine kendi icat ettiği bir kumaşla katılacaktır.
Kemal Tahir’e bu olayı şöyle anlatıyor :
“Mucidi şahsen özüm olan ve adına beraber çalıştığmız ustanın köyüne izafeten “Kaymakçıköy Kumaşı” değdim bir çeşit ve esmalı piyasada mevcut olmayan yarı ipek yarı iplik ince bir gömleklik de bu vesileyle dünya yüzünü görecek. Burada daha dokunurken kapış kapış aldılar. Ve ipek memleketi Bursa’nın ipekçi ustaları hayrette kaldılar. Şakayı bırak ama hakikaten harcı alem bir ipekli icat ettim. Halis ipeği halis pamukla karıştırıp, tek çekmesi bakımından da faydalı, demokrat bir ipekli çıkardım.”
Aynı sergiye Bursalı “köylü ressam” İbrahim Balaban da, “dokumacılar” isimli bir tablo ile katılıyor.
Nazım Hikmet, ünlü gazeteci Ahmet Emin Yılmaz’a “Eğer günün birinde hürriyete kavuşursam, iki emelim vardır : birincisi, hapishanede öğrendiğim dokumacılık sanatını geçim vasıtası yapmak; ikincisi ise eski Türk masallarını Türk edebiyatı için malzeme diye şiir yoluyla işlemek…”

NAZIM VE KAPLICALAR
Nazım’ın Bursa’ya gelmesinin en önemli nedeni, sağlık sorunları nedeniyle kaplıca tedavisi görme isteğidir.
Nitekim, Bursa’ya yeni geldiği günlerde, Kemal Tahir’e şöyle yazıyor :
“Daha kaplıcalara gitmedim. Yakında tedavi başlayacak. Yalnız biraz pahalı, 50 kuruş, temizi olduğundan haftada bir iki gün ancak gidebileceğim.”
Aradan yaklaşık yirmi gün geçmeden, yani 1940 yılının son günlerinde Kemal Tahir’e gönderdiği dördüncü mektupta, “Bugün sabah, siftah banyoyu yaptık. Bana 175 kuruşa mal oldu. Kül oldum. Siyatiği tedavi edelim derken açlık tehlikesi baş gösterecek” diye yakınıyor.
1941 yılının şubat ayında Kemal Tahir’e yazdığı mektup :
“Bugün banyoya gittim. Yıkandım. Rahatladım. O kadar rahatım ki, sana bu mektubu yazarken adeta utanıyorum.”

BURSA İLİKLERİNE İŞLİYOR
Bursa’ya geldikten kısa bir süre sonra, şiirlerine bu kentin havası sinmeye başlar. İkinci Dünya Savaşı’nı girmeyen ülke vatandaşının rahatlığını anlattığı şiirde “Bursa cezaevinde  inadıma yazıyorum bunları” diyerek, yaşadığı mekana vurgu yapar.
Bursa havası öylesine işler ki içine, yazacağı bir roman için “Muhit : Bursa köylükleri, Bursa vilayeti, Bursa ve İstanbul ve İzmir şehirleriyle İzmir’de bir köy, Bursa’da bir kaza, Mudanya” diye yazar.
Öyle bir zaman geliyor ki, Nazım, benzetmelerinde bile Bursa ile ilgi öğeler kullanıyor :
“Öyle bir neşem var ki, Bursa’nın tepesindeki, Uludağ birdenbire yere batsa, yeniden yaratacak kadar kuvvetli ve sevinçliyim.”
Nazım ve Bursa ile ilgili en güzel benzetmeyi, karısı Piraye yapar.
“Bir gün Piraye ile Çankırı ve Bursa iklimleri hakkında konuşuyorduk, bana dedi ki : “Sen Bursa ovası gibi yumuşak, yeşilliği rahatça fışkıran, az emekle çok verensin. Bundan dolayı ruhunun zıddı olan Çankırı iklimini seviyorsun. Ben ise dedi, “Çankırı gibi haşinim, bundan dolayı Bursa iklimini seviyorum.”

SONUÇ
Nazım’ın hangi şiirine bakarsanız Bursa’nın izi var. Nazım ile ilgili hangi kitabı okursanız Bursa’ya değindiği görürsünüz.
Her şey bir yana Milli Kurtuluş Destanı’na, bu kentin topraklarında son nokta konuldu. Çoğu kez bu kentin havasını soluyarak, bu kentin insanından söz ederek kaleme aldı destanı Nazım.
Dahası Nazım, “İnsan Manzaraları’na 1941’de Bursa hapishanesinde başladım” diye yazar.
Ama ne yazık ki, ne bu büyük şairi, ne de bu büyük şiiri anımsatacak, bir iz var bu şehirde…
Gölgesinin altında mezarının bulunmasını istediği İznik’in Müşküle köyündeki çınar ağacına bile tahammül edemediler.

 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 03/2006

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012