FARUK ÇELİK RÖPORTAJI

FARUK ÇELİK, KULİSLERDE DOLAŞAN SÖYLENTİLER İÇİN İDDİALI KONUŞTU :
“MENFAAT SAĞLADIĞIM İSPATLANIRSA MİLLETVEKİLLİĞİNİ BIRAKIRIM”

Dergimizin bu sayısında, “Bursa’nın Başbakanı” olarak nitelenen AKP  Grup Başkanvekili Faruk Çelik ile söyleşi yaptık. Onun bant çözümünü bile yapmadan, bir başka ortamda daha söyleşi fırsatı doğdu. Gıyasettin Bingöl, Kervansaray Termal’de bir grup gazeteciyle Faruk Çelik’i bir araya getirdi. Burada gazeteciler, merak edip de çeşitli nedenlerle soramadıkları sorularının yanıtlarını buldular. Gerçi bazı gazeteci arkadaşlarımız, soru soranlardan ve sorulan sorulardan epey rahatsız oldular. Ama bu organizasyon tek kale maçtan sıkıldığı anlaşılan Faruk Çelik’in çok hoşuna gitmiş görünüyordu. Kendisine farklı soru sorulmasını özlemiş olduğu her halinden belli olan Faruk Çelik, sorulara büyük bir basın ve dikkatle yanıt verdi. Kimileri ikna oldu, kimileri yanıtları kıdemli dışişleri diplomatlarının analizlerine benzetti. Ama sonuçta bizim “Demokrat Bakış” söyleşisi, çifte kavrulmuş gibi oldu.
Her iki söyleşiden de edindiğimiz izlenim, iki dönem milletvekilliği ve başbakana yakın çalışmanın Faruk Çelik üzerinde önemli değişimlere yol açmış görünmesiydi. Edindiği siyasal deneyimle Bursa’yı aşmış, ufkunu epey genişletmişti. Muhalefete yönelik sert sözler etse de, siyasal geleceği söz konusu olduğunda temsini elden bırakmıyordu.
Çelik, tek başına iktidar dönemlerinin partileri olan 1965-71 Adalet Partisi ve 1983-87 ANAP deneyimlerini hiç unutmuyor, o dönemlerde yapılan hatalara partisini düşmeyeceğinin altını çiziyor.
--- Siyaset maceranız nasıl başladı?
--- Siyasete yakın bir kişiliğimin olduğunu öğrencilik yıllarında hissettim. Hatta çocukluk yıllarımda siyasete yatkın bir duruşum vardı. Artvin’in Yusufeli ilçesinin bir dağ köyünde doğdum. İlkokulu bu köyde okudum. Köyde çobanlık yaparken, mahalleler arasında, çocuklar arasında liderlik tartışması olurdu. Hiç tartışmasız köyde, çoban arkadaşlar arasında sözü din8lenen biriydim. Okulda sınıf başkanıydım. Zaten tek bir sınıf vardı, bire giden de beşe giden de aynı sınıfta okuyordu. Hatırlıyorum, beşinci sınıfta karneleri ben doldurmuştum. Kırsal kesim olduğu için öğretmen birkaç ay ancak dayanır sonra da ayrılırdı.
Bursa’ya on yaşlarındayken geldim. On beşimden sonra da aile içi ihtilaflarda hep uzlaşmacı uzlaştırmacı rol oynadım. Yöneticilik vakfı o zamanlarda kendini göstermişti yani.
--- Artvin’deki yaşantınız nasıldı?
--- Kırsal bir bölgede yaşıyorduk. Yoksulluk var. Baba yılın 6-7 ayı gurbette, inşaat işlerinde çalışan biri. Sadece kış aylarını evde geçiriyor. Evin tüm sorumluluğu annenin üzerinde… Baba özlemi ise müthiş… İşte böyle bir yaşantı.
--- Kaç yaşındasınız?
--- 50 yaşındayım.

“BİR KARDEŞİM SIRTIMDA, ÖBÜRÜ KUCAĞIMDA CAN VERDİ”
--- Kardeşleriniz…
--- Biz aslında on kardeştik. Kırsal kesimin getirdiği sıkıntılar sonucu yedi kardeşimizi kaybettik. Bunların üçünün ölümünü daha dün gibi hatırlıyorum. Sekiz ve altı yaşlarında iki kız kardeşim, bir yaşında erkek kardeşim yanı dönemde kuşpalazı, boğmaca denilen bir hastalığa tutuldular. Çocuklar öyle hasta ki, bilmiyorsunuz, anlamıyorsunuz. Dışarı çıkmak istiyorlar. Anne bağ-bahçe işiyle uğraşıyor. Kışlık odun temin etmeye uğraşıyor. Çocukların sorumluluğunu ben yürütüyorum. Oysa ben de çocuktum daha on yaşlarında ya var ya yokum. Biri kucağımda diğeri sırtımda. Bir de beşikteki var. Amcamın üç çocuğu da aynı şekilde hasta. Hepsi nefes almakta zorlanıyor. Doktor altı saatlik yolun sonunda araç yok. At veya katır sırtında gideceksiniz. Gittiğinizde de doktor olup olmayacağı kesin değil. Pratisyen hekim ve bir sağlık memuru bulursanız ne ala. Bulamazsanız Erzurum’a ulaşmanız gerekiyor. Bunların hepsi bir gününüzü alıyor. Oysa onlar öyle rahatsız ki, müdahale istiyorlar, ama bilmiyorsunuz, anlamıyorsunuz. Önce sekiz yaşındaki kardeşim vefat etti. Babamıza haber saldık. Babamız yolda iken altı yaşındaki kardeşim de öldü. Babam ancak üçüncü kardeşimin vefatına yetişebildi. O arada amcamın üç çocuğu da öldü. On günde altı çocuğu mezara koyduk. Onların izleri kolay kapanmıyor. Hepsinin hatıraları gözlerimizin önünde. Sorumluluğu ağır bir hayatın içinden geldim. Hayat olgunlaştırdı beni. Bir şekilde yanma gücü buluyor insan.
--- Siyasete ilk adımı nasıl attınız?
--- 1970’li yıllardın başında, sağ-sol faaliyetlerinin olduğu bir dönemde, gençlik hareketlerine biz de ilgi duyduk. Milli Türk Talebe Birliği’nde olduk.
--- İslamcı bir akım mıydı?
--- Hayır, o zaman Akıncılar vardı. Onlar daha ideolojik bir yapılanmaydı. MTTB daha farklıydı. Milliyetçi – muhafazakar, halkla, aile yapımızla tezat teşkil demeyen bir gençlik kuruluşuydu. MTTB’nin bir başka özelliği anarşi ve terörden uzak durmasıydı.
--- Parti üyeliği ne zaman oldu?
--- 1977 seçimlerinde MSP’de sandık müşahidi olarak görev yaptım. Arkasından ihtilal oldu. Askere gittim, sonra öğretmenlik yaptım. 1984 yılında Bursa’ya dördüm. O arada ANAP kuruluyordu. Özal Bursa’ya geldiğinde karışlamaya gitmiştim.
--- Özal’a yakınlık duydunuz ama ANAP’a girmediniz?
--- Evet. Daha sonra Refah Partisi kurulmuştu. Ama ben ticaret yapıyordum. Arkadaşlar bizi ilçe yönetimine yedek üye olarak yazdılar. Ara sıra gidip geliyordum. Tam ticareti oturtma noktasındayken, 1989’da Yıldırım İlçesinden arkadaşlar geldiler, “Yıldırım Belediye Başkan Adayı olarak görmek istiyoruz” dediler. Bilinmeyen, tanımayan bir partiydi ama arkadaşlar samimiydi. Onların talebini değerlendirdim ve aday oldum.

“1994 SEÇİMLERİNDE OYUMU ÇALDILAR”

--- Üst üste iki yerel seçim kaybettiniz?
--- Evet. Ama  1989 seçiminden yine de çok başarılı çıktık. Yıldırım’da üç-dört bin civarında oyu olan RP’yi , on beş- on altı bin oya yükselttik ve iki meclis üyesi çıkardık. 1994 seçimlerinde de yeniden belediye başkan adayı olmam istendi. Seçimlerde çok başarılı bir sistem uyguladık. Ev ev dolaştık, ulaşılmadık yer bırakmadık. Seçimden iki gün önce Bursa Hakimiyet’in yayınladığı ankette, bikrinci parti olduğumuz görüldü. Bu yayın menim yararıma olmadı. Kazanabileceğim ortaya çıkınca seçime müdahale edilebilirdi. Ankette bir problem yoktu ama o günün bakış açılarını, Refah Partisi’nin algılanışını göz önüne aldığımızda, olumsuz bir gelişme olarak değerlendirildi. Ayrıca anket, teşkilatı rehavete sürükledi.
--- Oy çalma olayları yaşandı galiba…
--- Bence kesin oy çalma olayları oldu. Rakamlar açık. Seçmenler, dört ayrı sandıkta oy kullandı : İlçe belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği, büyükşehir belediye başkanlığı ve il genel meclisi üyeliği. Her bir oylamada üç bin çivarında iptal verilirken, ne hikmetse Yıldırım belediye başkanlığı seçimlerinde on beş bine yakın oy iptal ediliyor.
--- Seçimi kazanan rakibiniz Cüneyt Karlık’ın bunda rolü var mı?
--- Kimin sağladığı ile ilgili bir adres vermem. Ama adres belli. On beş bin civarında iptalden kim kazançlı çıkmışsa, adres odur. Özel çalışma olduğu belli. Benim için o seçim çok önemli bir nokta. Türkiye gerçekleriyle yüzleşme zamanıydı.
--- Yani sizin 28 Şubat’ınız 1994 yılı mıydı?
--- Bir anlamda bu benzetme doğrudur.

“ALNIMIZDA İĞNE UCU KADAR LEKE YOKTUR”

--- Siyaset yaşamınıza üç parti girdi. Refah, Fazilet ve AKP. Bu süreçlerde nelere dikkat ettiniz, ediyorsunuz?
--- Siyasette çok şeyler yaşadım. İl başkanı oldum. Sonra parti kapatıldı. Fazilet Partisi’nde hiçbir görevim olmadı. Parti içi çekişmeler yaşandı. Beklediğim anda siyasette var olma gerçeklexşmedi ama beklemediğim bir anda siyasetin tepesinde kendimizi bulduk.
--- Zaman zaman üslubunuz Tayyip Bey gibi sert ve köşeli oluyor. Örneğin son il kongresinde CHP’ye yönelik eleştirileriniz oldukça saldırgandı.
--- Siyasete nezakete dikkat eden bir insanım. Keskin ifadelerim yüzde yüz doğru bildiğim konulardadır. Siyaset için ticareti bırakmış bir insanım. Hep söylerim, alnımızda, piyasada, siyasette, sosyal hayatta bizi zorda bırakacak iğne ucu kadar bir leke yoktur. Meclis’te uzlaşmadan yana bir grup başkan vekiliyim. Bir siyasal parti, sizin genel başkanınıza illegal örgüt yöneticisi muamelesi yapıyorsa…
--- Oralara girmeyelim, CHP aynı zamanda sizin genel başkanınızı başbakan yapmış bir siyasal partidir.
--- Benim çok sertleştiğim noktalar, muhalefetin acımasız olduğu noktalardır.
--- Öyle de olsa, siz iktidarsınız. Edebali’nin söylediği gibi hoşgörü size, eleştiri kızgınlık muhalefete?
--- Haddi aşana haddini bildirmek gerekir.

ÖZELEŞTİRİ

--- Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi geleneğinden geliyorsunuz. Geçmişe döndüğünüz zaman hiç özeleştiri yapmayı düşündünüz mü?
--- Biz özeleştiri yaptık. MSP çizgisi, Türkiye’de mevcut yerleşik yapılanmalara, uygulamalara, bakış açılarına karşı doğmuş bir siyasal harekettir. Gelişmekte olan ülkelerin kamuoylarında tepkisel hareketler taraftar buluyor. Psikolojik bir olay bu. Bir de sistemin yapılanmasında gerçekten eleştirilecek çok nokta var. Refah Partisi’nin izlediği çizgi belli. Türkiye’nin bağlantılı olduğu tüm uluslar arası kuruluşlara karşı bir siyasal hareketti 1970’li yıllardaki duygu ve düşüncelerime saygılıyım. Geldiğimiz noktada uluslar arası kurumları çöpe atalım gibi düşünceler hayalci bir bakış açısıdır. Ama bunların insanlığa yaraşır şekilde dönüşmesi mücadelemizdir.
1990’larda parti içinde tartışmalar meydana gelmeye başladı. 1994 yılında İstanbul Büyükşehir belediyesinin kazanılmasıyla model Türkiye’ye yayılmaya başladı. Tayyip Bey’e karşı yapılan haksızlıklar ise bizi bugünlere getirdi.
--- 28 Şubat sürecinin sizlerin açısından bu anlamda pozitif yönleri olduğunu söyleyebilir misiniz?
--- Ben bütün süreçlerin pozitif yönü olduğunu söylüyorum. Ancak 28 Şubat süreci haksız bir süreçti. Uygulanışında temel hak ve hürriyetler ayaklar altına alınmıştır. Bu neyi ortaya koymuştur? Demokrasinin önemini kavrayan toplumlara, bundan sonraki yürüyüşte, biraz daha dengeli yürüme açısından önemli kazanımlar getirmiştir. Demokrasinin kıymetini bilme açısından uyarıcıdır.

“CUMHURİYETİN KURULMASI ÇOK BÜYÜK ADIM”

--- Bir yandan DP’nin, öte yandan RP’nin devamıyız diyorsunuz. Bu çelişki değil mi?
--- Hayır ikisi de aynı. MSP de DP’den çıkmış bir gelenektir.
--- “Atatürk’ü sevmek milli bir ibadettir” çizgisi ile Erbakan geleneği aynı mı?
--- Böyle cümleler alırsanız, reddedeceğimiz, kabul edeceğimiz çok şeyler çıkabilir. Ben DP’yi Celal Bayar’ın özetlediğine inanmıyorum. DP millet hareketidir.
--- Ama lideri Bayar’dır.
--- Doğru. DP Atatürk çizgisine aykırı değildir. Ben Cumhuriyetin ilk yılları ile 1938-50 arasında farklılık olduğunu söylüyorum.
--- MNP-MSP-RP çizgisi cumhuriyetten rövanş alma çizgisi değil midir? Atatürk devrimlerinden, cumhuriyetin temel ilkelerinden öç alma duygusu değil midir?
--- Değildir. Kesinlikle değildir. DP’nin “Yeter söz milletindir” sloganının, belli bir plana dölümesinin ve millet iradesinin hakim olma mücadelesidir. Bunun da dayandı3ğı ana temel, İsmet İnönü döneminin despotça uygulamalarına karşı bir direniştir. 1920 şartlarında devletin kurulması bile bu millete yapılabilecek olan en büyük iyiliktir. Aksi ortada. Orta Doğu’yu görüyorsunuz. Şeyhlikler, dervişlikler, esaretler, perişanlıklar altında ne kadar zengin olursa olsun, sefaletten kurtulamamıştır. Bütün bunlar bağımsızlığın olmamasından kaynaklanmaktadır. O ayrı bir şey, sürece tepki göstermek ayrı bir şey. MSP çizgisi, milletin değer yargılarıyla savaşan bir anlayışın karşısına dikilmiş bir çizgidir.
--- O zaman neden Saadet Partisi’nde değilsiniz?
--- Burada geçmişi silip atan bir anlayışın temsilcisi olarak konuşmuyorum. Geçmişimi ben reddetmiyorum. Geçmişimde yaşadıklarımın sosyal ve psikolojik bir dayanağı vardı. Ama bugün geldiğim nokta, AK parti çizgisi ise gerçekçi bir çizgidir, dünyada varolma çizgisidir. Dünyada başarılı olma çizgisidir.

“MEB BAKANI OLSAYDIM BURSA’NIN EĞİTİM SORUNLARI BİTERDİ.”

--- Gelelim Bursa’ya… Son yıllarda Bursa’nın en güçlü politikacısı haline geldiniz. Gücünüzün kaynağı nedir? Başbakanla özel bir yakınlığınız mı var?
--- Ben bu tür yakıştırmalardan rahatsızlık duyuyorum. Siyaseti hizmet amacıyla yapan bir insanım.
--- Hemen hemen bütün politikacıların ortak söylemi bu. Biz daha önce, örneğin Turhan Tayan’dan çok duyduk benzer sözleri.
--- Bakın ben Milli Eğitim Bakanı olsaydım, Bursa’nın sınıflarında bügün yirmi beş kişi olurdu. Milli Eğitim Bakanı olsaydım, Bursa’nın eğitim sorunlarını halletmiştim. Bir bakan hüviyetinde olmama rağmen, Bursa’yı Türkiye’de birinci noktaya getirdik. Sınıflardaki öğrenci sayısı altmıştan kırka inmişse bu bizim başarımızdır.
--- Konumuz okul değil Sayın Çelik. Gücünüz Tayyip Bey’den mi kaynaklanıyor diye sormuştum?
--- Gücüm çalışmaktan kaynaklanıyor. Yalnız gün değil, bir önceki siyasi partide de güçlüydüm.
--- Ama farklı bir nokta var.
--- Ben halkla beraberim. Gücümü halktan alıyorum. Bir sosyal sorun ortaya çıkıyor. İşin içinde takip ve çizme var. Sayın başbakan bunu görüyor. Ben Sayın Başbakan’a dedikodu götürmem. Sorun çözen bir insan olarak onun yanında oldum. Geçmişte seçimle ilgili sorunları çizerken, sayın başbakana ben herhangi bir şey söylemedim. Bana düşen görevi yapmaya çalıştım. Başbakan’da şöyle bir izlenim vardır, bu kanattan gelecek herhangi bir şey beni sıkıntıya sokmaz. Bu güven var.
--- Madem bu kadar yakındınız, güveniniz vardı, neden sonradan katıldınız partiye?
---  Geç katılmadım. Özel bir durum vardı. Partiye en erken katılması gereken kişi bendim aslında. Fakat Ankara’da bulunduğum konum ile kimliğim arasında sıkıntı yaşadım. Bir tarafta son derece itibar görüyorsunuz, birlikte çalışma konusunda herhangi bir problem yok. Diğer tarafta fikir birliğiniz var. Bu sıkıntıda yapılacak tek şey siyaseti bırakmaktı. Öyle düşünüyordum. Sayın Genel Başkan ısrarla partiye davet etti.
--- Tamam güçlüsünüz ama neden bakan olamadınız?
--- Herkes bakan olmak ister. Benim için bir cazibesi yoktur. Bursa’ya hizmet açısından bir farklılık olacağı kanaatinde değilim. Ayrıca bakanlık sayısı otuz altıdan yirmi ikiye indi biliyorsunuz.
--- Görüntü itibariyle hoş değil, Bursa on iki milletvekili çıkarmış, yetmemiş, son seçimde yüzde 50 civarında oy vermiş AKP’ye…
--- Bursa’yı bakansız bırakıyorsak, üzülürüm buna. Ama Bursa’yı bakansız bırakmatan çok hizmetsiz bırakıp bırakmadığımıza bakılsın. Bursa hizmetlerini alıyor. Bursa diyorsa ki, sizin yüzünüz-den Bursa bakansız kaldı, bu da beni üzer.

“TAYYİP BEY’LE ORTAKLIĞIM YOK”

--- Sayın Çelik, Tayyip Bey ile hiç ticari ortaklığınız oldu mu? Beraber iş yaptınız mı?
--- Hiçbir işim olmadı. Çünkü 1994’ten beri ticaret yapmıyorum.
--- İstanbul Deniz Otobüsleri’nin kantin ihalesini aldığınız söyleniyor?
--- Bu şekilde çok iftiralar vardı. Ama milyarda bir gerçekliği olmayan bir konu.
--- Niye size yakıştırıyorlar peki?
--- Kantin ihalesini alan Bursalı bir arkadaş vardı. Bu ihaleleri almışlar. Şimdi belediye onları kapatıyor. O tür yama bize yapıldı. Buna ilişkin en ufak bir ipucu yoktur. Kantine ihtiyacım yoktu. Müteahhitlik yapsam daha fazla para kazanırdım.
--- Rakipler çekemiyorlar mı sizi? Bunu yapan daha çok kendi arkadaş grubunuz?
--- öyle kişiler varsa, üzüme uzanmaya çalışıyorlar, bizi engel görüyorlar.

“CAVİT BEYLE YAKINLIĞIM VAR”

--- Bir de Cavit Çağlar’la olan yakınlığınız konuşuluyor.
--- Benim bütün Bursalılarla sanayicilerle yakınlığım var.
--- Yok, onunla özel bir yakınlığınız var. Koruduğunuz, kolladığınız, kol kanat gerdiğiniz şeklinde değerlendirmeler…
--- Bütün Bursalı sanayicilerle yakınlığım var. Cavit Bey’le bir adım ilerde yakınlığım var. Sanayicilerin çok önemli bölümü kriz döneminde TMSF’lik olmuşlar. Sıkıntıya düşmüşler. TMSF ile sorunu olup da yardımcı olduğum arkadaş sayısı onu aşmıştır. Cavit Çağlar’la ilgili durum şudur : Devlette beş yıl muhatap bulamayan bir eski bakan. Siyasi ihtiraslar uğruna gerilen ipler ve ortada duran bir müessese. Biz iktidara geldiğimizde rahmetli Şükrü Şankaya görüşme talebinde bulundu. Biz de bu vesileyle durumu öğrendik. BDDK’ya düşmüşler, yurt dışı yasakları, yani sistem kilitlenmiş. Bu beni niye ilgilendirdi. Sorunlar bize geliyor. Eğer ilgilenmezseniz bütün bu firmalar kapanmayla karşı karşıya kalacaktı. Soruyoruz kaç personel çalışıyor? On dört bin… Bunların kapanması ne demek?
--- Niye kapansın? Devlet diğerlerine ne muamele yaptıysa onlara da aynını yapabilirdi. Yönetime el koyduktan sonra satabilirdi örneğin. İktidarın diğer firmalara yaptığını, siz Çağlar’a yaptırmadınız!
--- Hayır efendim TMSF geldi mal varlıklarına el koydu. Bizim yaptığımız devlete muhatap bulmak. Onlar astronomik rakamlara imza attılar. Her şey kayıt altına alındı.
--- Cavit Çağlar’ın çeşitli davalardan yargılandığını biliyorsunuz değil mi?
--- Hukukla ilgili bizim bir şey söyleme şansımız yok. Bizim siyasetçi olarak görevimiz, oralarda çalışanları korumak.

“MENFAAT SAĞLADIĞIM İSPATLANIRSA MİLLETVEKİLLİĞİNİ BIRAKIRIM!”

--- Sizin siyaset yaptığınız dönemde akrabalarınızın zenginleştiği konuşuluyor?
--- Bir abim ve bir ablam var. Başka da akrabalardan ticaret yapan kimse yok. Toplu konutta inşaat yapan Fuat Çelik diye Ağrılı bir müteahhit var. Benim yeğenimin ismi de Fuat. Engin Çelik var. Faik Çelik var. Bunların hepsini Faruk Çelik’in akrabası sanıyorlar. Oysa akrabalarımın çoğu memur, işçi, doktor. Ağabeyim Osman Çelik ne iş yapıyor? Yap sat!
1994 yılında işlerimi tasfiye edince, kerestemi filan ona devrettim. Yedi-sekiz yıl önce Mudanya’da inşaat yaptı, üç-dört dairelik. Şimdi Beşevler’de iki küçük inşaat yapıyor. Beşer veya altışar dairelik. Bir de Yıldırım tarafında yine iki tane yap-sat inşaat yapıyor. Ağabeyimin başka bir işi yok. Bizden başka iş yapan kimse de yok. Ben zenginleştim. Nasıl zenginleştim bilemiyorum? Beşevler’de altı dairelik bibr inşaatım var. Şu an kabası bitmiş bir yer. On üç dairem vardı 1999 yılında milletvekili olduğum zaman. Dükkanlarım vardı, fabrikam vardı, düğün salonum vardı. Biraz mark ve doları olan bir insandım. Resulzadelerin iki yüze yakın dairesini yapmışım. Dairelerimi satarak, bu arsayı aldım. Dört çocuğum var. Artık büyüdüler. Onları oturtacak evim yok. Açık söyleyeyim. Sadece şu anda Yıldırım camisinin karşısında yığma tuğladan yapılmış evim var o kadar. Benim başak bir şeyim yok. Ama Büyükşehir’in Osmangazi’nin, Yıldırım’ın, kamunun ihalelerinde olduğumu iddia ediyorlarsa bunu ispatlarlarsa, hemen milletvekilliğini bırakırım. “Bursa’nın siyasi patronu Faruk Çelik malı götürüyor” diyorlar. Neyi götürüyoruz, nasıl götürüyoruz, söyleyin bilelim arkadaşlar. Benim fazla paraya ihtiyacım yok ki. Öyle olsaydı ticaretle uğraşırdım. Benim imkanlarım var. Bu dün de vardı, bugün de… Osman Çelik ne yapıyor? Ne yapıyorsa söyleni! Ne oluyor biliyor musunuz? Şevkimiz kırılıyor. Keşke bizim kadar Bursa’nın geleceği üzerine taş üstüne taş koyan insan olsaydı da, biz onların karşısında mahkum olsaydık.
Gece gündüz Bursa ile yatıp kalkıyoruz. Hayalimiz, dünyamız bunlarla dolu. Karalamaya çalışıyorlar. Faruk Çelik, Beşevler’de arazi aldı. Bin altıyüz metrekare arazi, dört yüz metre karesi imarlı. Altı tane daire çıkıyor. Müsaade edin de o kadar müteahhitlik yapmış adam, altı dairesi olsun. Benim elimde bir güç varsa, bunu 4 Kasım’a kadar kullanmak istiyorum. Ben senin için çalışıyorum, senin çocuğun için çalışıyorum.

ARTVİNLİLER

--- Artvinlileri bürokrasinin kilit noktalarına getirdiğiniz iddia ediliyor?
--- Artvin dediğiniz yer, 1967 yılından beri üç kez gittiğim yerdir. Birinde çocuklarıma doğduğum yeri göstermek içindi. Biri Yusufeli kaldırılacak dediler, onun üzerine gittim. Bir de arkadaş grubu ile kongreye gittim. Artvin’de bir tane yakın akrabam yok, bir karış toprağım yok. Her şeyim burada. Kırsal kesim insanın çıkış yolu eğitimdir. Artvinliler çok okumuş insanlar. Şaşıyorum böyle konuşanlara, sanki Artvinli bürokratlar bu dönemde gelmiş gibi söylüyorlar. Oysa Orhan Taşanlar, Artvinliydi. Aydın Genç Artvinliydi. O zaman kimse sormadı, bunlar nereli diye? Orhangazi Milli Eğitim Müdürü’nü görevden aldık, üç tane Milli Eğitim Müdürü görevden aldık, niye onları yazmıyorsunuz?
Bir spor müdürü var Artvinli, biz getirmedik kardeşim. Üç-dört tane Artvinli bürokrat öndedir diye yapılmaz ki bunlar. Faruk Çelik’ten dolayı bunların üzerlerine gidiliyor. Bursa’da huzur var, barış var, bunları bozmanın anlamı nedir? Biz başkalarının nereli olduğunu sorduk mu?
Faruk Çelik’e çevre yolunu niye yaptın deyin? Üniversiteye ve belediyelerle niye bu kadar çok katkıda bulundun deyin? Otuz beş yasa teklifi verdim, bunun on ikisi yasalaştı.
Eski bürokratlara bakınız. Özgen Keskin örneğin. Otuz yıldır Bursa bürokrasisinin en üst düzeyinde yeni mi geldi bu arkadaş?

“DAR MİLLİYETÇİLİK, SORUNU ÇÖZMEZ”

--- Kuzey Irak sorununa bakış açınız nedir?
--- Son dönemlerde partiler ulusalcı kesildi. Bizim milliyetçilikten bir şüphemiz yok. Keşke milliyetçilik sorunlarımızı çözse. CHP çok yanlış bir şekilde MHP çizgisine geldi. DYP’nin başındaki Sayın Ağar’dan beklenmeyen bir açıklama. Bizim Kuzey Irak ve Irak’a ilişkin politikamızda millileştirmemizin bir faydası yok. Çünkü bizim içimizde de kürkler var.
O halde Kürt ayrı bir olay, terör ayrı bir olay. Olaya yalnız Türkmenler açısından bakarsanız yanlış olur. Saddam’dan mağdur olan peşmerge kime sığındı? Ekmeği biz verdik, suyu biz verdik. Kendi içinde Kürt orjinli vatandaşın var. Onun da Ankara ile problemi yok. Ama bu söylemi aşırı şekilde bütün partiler ulusallaştırınca, hiç sorunu olmayan Kürdü de karşınıza alabilirsiniz. Son derece yanlış. Bölgede imha edilmesi gereken terör örgütü var. Onların bakış açılarında da yanlışlık var. Türkiye her zaman size sahip çıkar. Rahmetli Özal pasaportları vermişti. Gün orada ne Barzani ne de Talabani var. Orada gerçek irade Amerika.
--- Efendim çok teşekkür ederiz, bu söyleşiye katıldığınız için…
 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 02/2007

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012