HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ

HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ
ATV’de oynayan Hatırla Sevgili dizisini izliyor musunuz? Bir aşk öyküsü çerçevesinde 27 Mayıs ihtilali ve sonraki süreç anlatılıyor. Diziyle ilgili olarak Kanal 7’de iki hafta üst üste program yapıldı, 27 Mayıs’ın “düşükleri” nin çocukları konuştu. Tarihi yeniden okumamızı sağlayan bu tür dizilerin artması dileğimizi belirterek biraz geçmişe dönmek istiyoruz. Çünkü o dönem ile bugünün Türkiye’si arasında önemli benzerlikler var.
27 Mayıs ihtilali ve sonraki süreç anlatılıyor. Diziyle ilgili olarak Kanal 7’de iki hafta üst üste program yapıldı, 27 Mayıs’ın “düşükleri” nin çocukları konuştu. Tarihi yeniden okumamızı sağlayan bu tür dizilerin artması dileğimizi belirterek biraz da geçmişe dönmek istiyoruz. Çünkü o dönem ile bugünün Türkiye’si arasında önemli benzerlikler var.
27 Mayıs ihtilali, birbirine zıt iki sonuçla anımsanacak. Biri olumlu, diğeri olumsuz…
Olumlu yanı 1961 Anayasasını kazandırmış olması. Olumsuz yanlarını irdeleyecek olursak, önce idamdan başlamak gerekecek.
Hangi gerekçeyle olursa olsun ölüm cezası, ilkel bir öç alma duygusundan başka bir şey değil. Hele ki, bir ülkenin başbakanı idam ediliyorsa, orada bir “akıl tutulması”ndan söz edilebilir.
Akıllar okadar tutulmuştu ki, o büyük komutan, büyük devlet adamı, kurtuluş ve kuruluş mücadelesinin ikinci ismi İnönü, Atatürk’ün idamla ilgili muhteşem öngörüsünü, o günün askerlerine bir türlü kabul ettiremedi.
Oysa Mustafa Kemal, bazı idam cezalarının uygulanmasına ilişkin olarak, “İsmet, İsmet, biz bu adamları asıyoruz. Yarın- öbür gün bu adamların yaptıkları pislikler unutulur, asıldıkları hatırlanır” diye boşuna dememişti.
Söylenegelen bir sözü tekrarlayalım bizde demokrasi henüz içselleşememiştir. İktidarı elinde tutanlar, hele de arkalarında halk desteği varsa, demokrasinin o ince ruhunu bir kenara itip, “Çoğunluk benim yanımda, istediğimi yaparım” kaba sözleriyle demokrasinin köküne kibrit suyu döktüklerinin farkına varamıyorlar. Tıpkı Demokrat Parti iktidarı gibi.
Şimdi, yeni bir döneme adım atmak üzereyiz.
Bu kez, “çoğunluk bizde” diyenler, devletin temel kurumlarıyla çatışmalarına bakmaksızın o dğevletin tepesine oturmak istiyorlar.
İşte tam da böylesi dönemde tarihi iyi okumanın önemini vurgulamak istiyoruz.
“Demokrasi sadece çoğunluğun değil, azınlığın haklarını korumak için de vardır” sözünün altını bibr kez daha çizerek, 1950’li yılları şöyle bir hatırlatmak istiyoruz.
Öncelikle, 1946-50 dönemini bir karşi-devrim süreci olarak nitelemekten kaçınmak gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü 1923-50 arasında 27 yıl süren tek parti diktatörlüğünde kitleler bıkmış, yeni arayışlara girişmişlerdi.
İşte o arayışlar sırasında, kendilerinin seçtiklerini düşündükleri bir partiyi iktidara getirmişlerdi. Ancak, unutulmasın ki, tek partinin lideri İsmet İnönü aksine davransaydı, direnseydi, çok partili yaşama geçiş daha zorlu olabilirdi. En azından gecikebilirdi. Bu yüzden çok partili siyasal yaşama geçişte, İsmet İnönü’nün rolünü küçümsememek gerekir. “Efendim, demokrasiye geçiş Batı devletlerinin zorlamasıyla oldu” gibi tezler, Türk halkının iradesini yok saymaktan başka bir anlam taşımaz.
Kaldı ki, çok partili siyasal yaşama geçiş aşamasında sol partilerin kurulmasına izin verilmedi. Demokrasiye adım attığımız o ilk dönemde bile sosyalist sol yok sayıldı.
Demokrat Parti’ye gelince…
İktidarı alır almaz, 1946-50 arasındaki özgürlükçü söylemleri hemen terke diverdi.
Bakın Rasih Nuri İleri o dönemi nasıl anlatıyor :
“Demokrat Partinin iktidara gelmesinden bir yıl sonra 1951 Ekim ayında 188 kişiyi kapsayan TKP tutuklamaları başlamıştır.
… Tutuklananların bazısı iki yıl hücrede tutuldu, falakaya yatırıldı, tabutluk denilen ışıklandırılmış dik kutulara konuldu, bazısı çıldırdı. Dava ise 1953’de açıldı ve ertesi yıl sonuçlandı. Lideri Dr. Şefik Hüsnü kanunsuz sürgün tutulduğu Manisa’da 1959’da vefat etti”
DEVRİMLERİN ALTI OYULUYOR
Sol’u bir kenara bıraksak bile DP iktidara geldiği andan itibaren, devrimlerin altını oyacak ve dahası demokrasiyi rafa kaldıracak uygulamaları başlattı.
Bazılarını anımsayalım.
--- Türkçe ezanı kaldırarak yeniden Arapça okunmasını sağlandı.
--- Türkçeyi sadeleştirme işini bir kenara bıraktı. Örneğin Anayasa sözcüğü ortadan kaldırılarak, anayasaya Tekilat-ı Esasiye kanunu adı verildi.
--- CHP’nin mallarına el koydular. Mallara el koymakla kalmadılar, adeta meydan okur gibi demeçler verdiler.
Böyle konuşmalardan birinde Menderes şöyle diyordu :
“ Halk Partisine bir şey yapılamaz, İsmet Paşa’ya bir şey yapılamaz, çünkü o askerdir, kumandandır, ordudur ve o sanki her şeydir… Vuracağınız bir yumrukla işte bu korkuyu tuz-buz edeceksiniz.”
--- Kırşehir’i il olmaktan çıkarıp, ilçe haline getirdi.
YARGIYA AĞIR BASKI
--- DP iktidara gelmeden yargı bağımsızlığını sağlama konusunda oldukça radikal söylemler geliştirmesine karşın, 1954 yılında Emekli Sandığı Kanunu’nun 39. Maddesinde yapılan değişiklik sonucunda, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay başkan ve üyelerinin gereli görülmesi üzerine emekliye ayrılmalarına olanak sağlandı. Üstelik, bu emeklilik işlemleri konusunda herhangi bir yargı makamına başvuru hakkı da tanınmadı.
Yargıyla ilgili söylemler bu kadar da değil.
Gerek Celal Bayar gerek Adnan Menderes, sürekli olarak yargıçlardan yakındılar.
AKP iktidarının 5 yılına bakıldığında, Başbakan Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının da sürekli olarak yargıya karşı tavır içinde oldukları görülüyor.
DP’NİN KEYFİ UYGULAMALARI
--- Kendisi için her türlü gösteri özgürlüğünü isteyen DP, devletin kurucusu İsmet İnönü’nün gezilerine bile engel olmaya çalıştı. Kayseri, Uşak, Topkapı, Çanakkale olayları, Yassıada duruşmaları sırasında bu konu sık sık gündeme geldi. Her üç olayda da CHP’lilerin siyasal gezi yapması önlenmeye çalışıldı. Hatta İsmet İnönü’ye fiili şiddete varan eylemler yapıldı.
Burada hemen somut bir olay aktarayım. DP Eski Milletvekili Recep KIRIM ile yaptığımız söyleşide, İsmet İnönü’nün Bursa gezisi sırasında Vali İhsan Sabri Çağlayangil’in kendilerini çağırdığını, geziye engel olunmamasını rica ettiğini, kendisinin de buna destek verdiğini anlattı.
Çağlayangil’in anılarını okuduğumda bunun doğru olduğunu gördüm. Ancak, bir şey dikkatimi çekti. İnönü Bursa’ya gelecek ve DP’liler buna “izin” verecek. Onlar kim oluyor ki, Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanına, milli mücadele kahramanına Bursa’ya gelme izni veriyor. Bu anti-demokratik bir tavır değil mi?
Kaldı ki, Yılmaz Akkılıç ile yaptığım söyleşide ise, Yılmaz abi, “Yalan söylüyorlar. İnönü, Mudanya üzerinden Bursa’ya gelecekti. DP’liler Merinos’ta yolunu kesip, İnönü’ye saldıraaklardı. Dönemin Emniyet Müdürü, daha sonraki CHPmilletvekili Şebip Karamollaoğlu bu durumu engelledi” diye anlattı.
TAHKİKAT KOMİSYONU FACİASI
--- Demokrat Parti’yi yıkım sürecine götüren belki de en önemli olay Meclis’te kurulan Tahkikat Komisyonudur.
Tahkikat, yani araştırma amacıyla kurulması gereken komisyon, DP’nin muhalefete olan tahammülsüzlüğü nedeniyle amacını aşmış, birer ceza komisyonuna dönüştürülmek istenmiştir.
Tahkikat Komisyonu görüşmeleri sırasında, CHP’nin kapatılmasını, hatta bazılarının “sallandırılmasını” isteyen DP’li milletvekillerine bakın Menderes nasıl deste veriyor :
“Zeki Erataman’ın şiddet ifade eden, ileri tedbir isteyen sözlerini hürmetle ve tasviple karşılıyorum. Ben de onu istiyorum… Eğer işin daha ileri gideceğine kanaat getirirsek, gözümüzü budaktan sakınacak adamlar değiliz…. Ahlaksızlar, namussuzlar, sizi kapatıyoruz diye Büyük Millet Meclisi’nin kararı ile kapatalım.”
Bu konuşmadan sonra, Bursa Milletvekili Mazlum Kayalar ve Denizli Milletvekili Baha Akşit’in verdiği önerge ile komisyonun kurulması kabul ediliyor. Tarih 18 Nisan 1960…
Yani ihtilale çeyrek var.
Oysa, İsmet İnönü kürsüde çok önemli uyarılarda bulunuyor.
“Bu önerge kabul edildiği andan itibaren siyasal yaşamımız tamir edilemeyecek bir uçuruma atılacaktır. Önerge, temelde muhalefeti, özellikle CHP’yi ve basın itham etmeyi esas alıyor.”
İnönü diyor ki, siz hem yasa yapıcı hem de yargıçlığa soyunuyorsunuz. Bu bin sene önceye kaldı.
Tahkikat Encümeni’nin ilk uygulamalarından biri TBMM’deki görüşmelere yasak getirilmesi oldu.
Aynı encümen, çok ilginçtir, muhtar ve ihtiyar heyeti seçimlerini durdurma kararı alıyor.
Gazetelerin yayınının durdurulması, gazetecilerin tutuklanması, basın yasakları bu komisyonun uygulamalarından bazıları…
VATAN CEPHESİ
--- Demokrat Parti’nin büyük yanlışlarından biri de Vatan Cephesi adı altında, ülkeyi cephelere bölecek bir kuruluş oluşturması. O dönemi yaşayan herke, dönemin iletişim aracı radyodan Vatan Cephesi’ne katılanların listesinin sürekli yayınlandığını ifade ediyorlar. CHP’lilerin anne-babaları, ölmüş insanların dahi radyodan anons edildikleri biliniyor.
--- Gazetecilerin tutuklanması, Demokrat İzmir Gazetesi’nin yakılması… Daha önce DP’yi destekleyen gazeteciler bile muhalefet edince tutuklanmış, Hüseyin Cahit Yalçın gibi Osmanlı döneminden kalan gazeteci, Ankara Merkez Kapalı Cezaevine konulmuştur. Gazeteciler üzerine yoğunlaşan baskı, DP’nin sonunu getirmiştir.
--- Örtülü ödenek davası…
Bu konu ihtilalden önce gündeme gelmedi ama 27 Mayıs sonrasında ortaya çıkan belgeler, örtülü ödeneğin kötüye kullanıldığını ortaya koyuyor. Adnan Menderes’in viski paraları, terlik ve battaniye, Anadolu Kulübüne konsomasyon borcu, bayan Menderes’e İsviçre’den ayakkabı, çocuğunun okul masrafları, sevgililerine hediye filan, hepsi kayıt altında… Hatta, bazı dini gereklilikler için “beytülmal” dan ödeme yaptığı görüldü. DP’lilere yapılan yardımlar, ilçe teşkilatlarına gönderilen paralar…
Bunların hepsi kötü kullanım örneği…
--- O dönemin yine en önemli olayı, DP’nin üniversitelere karşı olan tavrı. Milli Eğitim Bakanlığı emrine alınan öğretim üyeleri, dövülen rektörler, baskı altına alınmaya çalışılan bir üniversite tablosu vardı. Prof. Dr. Bülent Nuri Esen, Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu, Prof. Dr. Hüseyin Naili Kubalı, Milli Eğitim Bakanlığı emrine alındı.
Menderes, öğretim üyeleri için şunları söylüyor :
“Bunlar bedava kahraman kesilen soytarılardan ibarettir. (…) Emir verdik derhal girin dedik. Üniversiteye girmek değil, altına gireceğiz. Belki bu akşam, belki yarın akşam bir hususi mahkeme kuracağız.”
--- 6-7 Eylül olayları. Söylemeye gerek var mı, Demokrat Parti’nin provokasyonu nedeniyle azınlık yurttaşlarımız saldırıya uğradı, bu ülkenin zenginliği yok edildi. Çok şükür, AK Parti, milliyetçilik konusunda provokatif bir çizgiye sahip değil. Tersine, Doğu ve Güneydoğu’dan aldığı oylara bakılırsa Türkiye’nin birliğini bünyesinde temsil ediyor denilebilir.
SONUÇ
Demokratik kurum ve kurallardan yararlanarak, siyaset yapanların en önemli sorumluluğu, sayesinde yükseldikleri kurallara ve kurumlara sahip çıkmak olmalıdır.
Adnan Menderes böyle yapmalıydı. Demokrasiye en çok sahip çıkması gereken kişiydi. Ama onun yerine çoğunluk diktatörlüğüne yöneldi.
Şimdi benzer bir durumla karşı karşıyayız.
Rizeli Balıkçı Hasan’ın oğlu, Kasımpaşalı Recep Tayyip Erdoğan, basamakları birer birer çıkıyor.
Bu nedenle, demokrasiye herkesten daha fazla sahip çıkması gereken kişi o…
Tayyip Erdoğan’ın bunu tam olarak kavradığını söylemek mümkün değil gibi görünüyor…
Demokrat Parti’nin söylemlerini tekrarlayarak, onun hatalarına düşüyor.
Tehlikeli durum şu…
Bir süre sonra Başbakan, Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı AKP’den olacak.
Bakanlıklar, belediye başkanlıkları, yerel yönetimlerin büyük çoğunluğu da AKP’den olunca, çoğunluk diktatörlüğü tehlikesi baş göstermiş oluyor. Şu ana kadarki, uygulamalardan anlaşıldı ki, AK Parti bunlarla yetinmeyip devletin tüm kurumlarını ve sivil toplum örgütlerini de ele geçirmek için uğraşacak.
Tıpkı DP döneminde olduğu gibi bizden olanlar, bizden olmayanlar.
Yetmiyor, üniversitelere egemen olmak istiyor.
Yetmiyor, yargıyı istediği gibi yönlendirmek için uğraş veriyor.
Yani bundan demokrasi çıkar mı?
İsterse halkın yüzde 51’inin oyunu alsın?
Sandıkla demokrasi olsa, dünyanın tamamını demokrat saymak gerekirdi.
Yüzde 90 oy alan nice diktatörler gördü insanlık.
 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 06/2007

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012