BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR

BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR:
“SİYASET BENİ BIRAKMADAN BEN ONU BIRAKTIM!”
Baba askeri doktor. Anne, edebiyat fakültesi mezunu ev hanımı. Evin tek çocuğu. Aile, babanın tayinleri nedeniyle Türkiye’yi dolaşırken, doğumu tesadüfen Bursa’da oluyor. Zorunlu gezginlik nedeniyle ilkokulun her sınıfını, başka bir kentte okuyor. Durmadan taşınıyorlar. Başka mekanlar, başka insanlar, başka öğretmenler…
Bu durumda, taşınmak denince, fenalık gelir zannediyorsanız yanılırsınız.
36 yıllık evliliğinde tam tamına sekiz ev değiştirmişler. Aile geleneği aynen devam etmiş anlayacağınız. Hiç yakınmıyor. Çocukluğundaki yer değiştirmelerin sosyalleşmesine katkıda bulunduğunu söylüyor. Liseyi Adana’da okuyor. Sıra üniversiteye gelince, kendisi siyasal ve hukuku tercih ederken, baba zoruyla eczacılık okuyor. Mizacına uygun olmadığı için bir türlü ısınamadığı eczacılık mesleğini hep istemeden, sıkılarak yapıyor. (Çünkü bir eczacı yaptığı işe ne denli şahsiyetini koyabilir ki! İlaç ilaçtır. Her eczanede aynıdır. Oysa bazıları farklı olmak ve farkını fark ettirmek ister!)
Ama, fakülte yılları sonradan tüm yaşamına yön verecek olan siyasetle tanışmasını sağlıyor.
Siyasetin renkli imzatsı Bener Özcan ile çok sıcak bir yaz akşamı açıkhavada dört saati aşkın bir süre konuştuk. Sağlıktan, yenilgiden… söz ettik. Çok klişe olacak ama hakikaten zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Enerjisi, zekası basmakalıp olmayan tanımları ve değerlendirmeleriyle bir sürü pencere açtı önümde. Hepsinden baktım uzun uzun.
Zevkle.
Ve bakınız neler gördüm?
SİYASETLE FLÖRT DÖNEMİ
Edirne’den Kars’a memleketin neredeyse satır satır gezildiği, arada İstanbul’da mola verildiğinde anne babasıyla Çakıl Gazinosu’nda Münir Nurettin’i, Sabite Tur’u, Müzeyyen Senar’ı ve dönemin uvertürlerinden Gönül Yazar’ı izlediği yıllar çok gerilerde kalmış. Artık Eczacılık Fakültesi öğrencisi. Tekin Ener de, Çetin Altan da okuyor. Bu konuda sınır yok. “Her iki tarafı da okuyup, bilmek gerek çünkü” Arkataş çevresinde girişkenliği ile kısa sürede göze çarpan genç Bener Özcan aynı yıl, siyasetteki ilk hocası İbrahim Çetinkaya ile tanışıyor ve onun teklifi ile aktif siyasete başlıyor: Aynı zamanda okulda Talebe Cemiyeti Başkanı olan Bener Özcan, AP Gençlik Kolları’nda Başkan Çetinkaya ile yönetimde görev alıyor. Siyasetle olan ilk flörtün ne denli öğretici olduğu Ankara’da eczane açtığı dönemde ortaya çıkacak: Eczacılar Odası Kongresi’nde yaptığı konuşma ile dikkati çeken Bener Özcan yönetime girecek ve çok geçmeden fazla diktatör bulduğu Başkan’a karşı muhalefeti örgütleyip, devirecek onu ve yerine geçecek. Ardından Eczacılar Birliği Genel Sekreteri olacak. Yetmeyecek: Aynı darbenin benzerini yıllar sonra Bursa’da Nejat Vardar’a karşı gerçekleştirecek. Bütün bu süreç, evet meslek odasında falan ama gayet tabii siyasetin kurallarıyla yürüyecek. Yani; sıkı ilişkiler, çok iyi bir zamanlama, gerektiğinde kurallardan azıcık taviz, bol iddia, gözü karalık, yüksek mesai ve sınır tanımaz bir istek. Sonuç: Galibiyet!
GERİ DÖNEMEZSİN, İLERİSİ İSE ÇOK ZORDUR!
Türk siyasetindeki en büyük kırılmanın üzerinden üç yıl geçmiş. 23 Haziran 1983’te DYP Zincirbozan direktifleriyle yeniden kurulmuş. Büyük toparlanmayı büyük kıyım, yani vetolar izliyor. Derken… “Sağ kalan!” 30 kişi arasındaki Bener Özcan  GİK üyesi oluyor. Özal’ın ANAP’ın önlenemeyen yükselişinin yaşandığı yıllarda, hem politika yapıyor, hem de Süleyman Demirel’den bir nevi siyaset dersi alıyor. Aldığı dersten bütünlemeye kalışı, Mehmet Yazar’ın Hür Demokrat Partisi’yle oluyor: Yanlış zaman. Yanlış insan!
1986 yılının Kasım ayında bütün köprüler yakıldığı için geri dönemeyen Bener Özcan arkadaşlarıyla birlikte ANAP’a gidiyor. Bilirsiniz, kurulu bir düzene üstelik de sırtınızda bir yenilginin kamburuyla katılmak zordur. Burada da öyle olmuş. O kadar ki, o dönemin anolojisini, hani şu meşhur, “Aşağı köyden, yukarki köye bir gelin gitmiş…” diye başlayan fıkrayla yapıyor Bener Özcan. (Adı geçen RTÜK’lük fıkrayı burada yazamayacağımıza göre bilenler bilmeyenlere anlatıversin bir zahmet…)
Neyse ki, o ara biri tutmuş ellerinden: Feridun Pehlivan.
Sonradan il başkanlığı adaylığı döneminde, Pehlivan’ın özellikle de bazı konularda o kadar üzerine gidilecek ki, Bener Özcan, “İl başkanı mı seçiyorsunuz, camiye imam mı?” diye isyan edecek. Ama oraya var daha. Şimdilik, Feridun Pehlivan Osmangazi İlçe Başkanı ve onun el vermesiyle ekibi rahat bir nefes alan Bener Özcan da onun yardımcısı.
Bursa siyasetinde renkli üslubu ile popülaritesi giderek artan Bener Özcan için, önemli bir sınav daha Yıldırım Akbulut döneminde gerçekleşiyor. Başlangıçta hiçbir şekilde yanında olmadığı halde, sonradan siyasetin nevi şahsına özel cilveleri nedeniyle kendini Akbulut’a neredeyse siper etmesi daha doğrusu talihsiz U dönüşü fakültelerin siyaset bölümlerinde ders olarak okutulmalı. Bir şartla: Dersin hocası kesinlikle Bener Özcan olacak. Çünkü bir insan, üzerinden onca yıl geçmiş olayları ancak bu kadar net günü gününe hatırlar ve bizzat öznesi olduğu bir yanlışı kendisiyle dalga geçerek bu kadar şahane ve ibretlik biçimde anlatabilir.
Gelgelelim işler bununla da bitmez. “Yanlış zaman. Yanlış insan” tekerrürünün Yıldırım Akbulut’un kaybedip Mesut Yılmaz’ın kazanmasıyla sonuçlanması aynı zamanda bir sürecin de başlangıcıdır. Bütün olanlara rağmen 1994’te Osmangazi Belediye Başkanlığı önerilen Bener Özcan bu statüyü kendisine yakışmadığı için kabul etmez. 1995 Genel Seçimleri’nde beşinci sıradan aday olarak gösterilir. Kırgınlığına rağmen çok çalışır didinir.
I-ıh! Olmaz.
Ardından il başkanlığı için, şimdilerde “Kavga ettiğim herkesi olduğu gibi onu da seviyorum” dediği ama o zamanki mücadelesini “belden aşağı vurdu” diyerek ayıpladığı Mehmet Gedik ile karşı karşıya gelir. 410’a 398 oyla kaybeder. Kaybettiğinin akşamı ağlayan yandaşlarını teselli etmek ona düşer.
Şu Çaykara var ya zaten, toplasanız bin nüfuslu bir nahiye fakata bütün partiyi teslim aldı neredeyse…
Şaka bir yana, ANAP’taki Karadeniz hegemonyasını ciddi bir defo olarak gören ve bunu her fırsatta dile getiren (Ülkücülerle Çaykaralılar partiyi yüzde 46’lardan, yüzde 2.5’lere indirdiler. Azınlık çoğunluğa hükmetti. Partiyi bitirdiler!) Bener Özcan için son il başkanlığı mücadelesinin kaybıyla birlikte siyasette kendisinin de sonradan pek hayırla anmadığı bir dönem başlar ve sonra birkaç çıkışı bir yana bırakırsak, ağır ağır biter bir dönem.
Bilançoya gelirsek: Nerden bakarsanız 60 küsur sene sandığa yani sınava girmiş ve toplamda üç kez kaybetmiş!
Politikayı yanlış yaptığını düşünüyor. Tabanda o kadar çalışacağına otelleri uçakları olanlar gibi genel başkana endeksli hareket etmiş olsaydı kazanma olasılığı çok daha yüksek olurdu. Düşmeden bırakmasını bildim diyor. Ve başta kendisi olmak üzere herkes için siyasetin tanımını veriyor: “Siyasette mutlaka bir hedef olmalı. Koltuk bir hedeftir. Motivasyonu sağlar. Koltuk iktidardı. Siyaseti muktedir olmak için yapılır. Sıfırdan girer, en yüksek makamı Cumhurbaşkanlığını düşünürsünüz. Bir yerlere gelmek için çalışırsınız. Gelmeniz gerekir. Siyaset iddia işidir. Gerisi laftır”
Şimdi artık her şey bittikten sonra hala davet alıyor sağdan soldan ve onlara şöyle yanıt veriyor: “Benim istediklerimi bana veremezseniz. Benim istediklerimi şu anda bana yalnızca Recep Tayyip Erdoğan verebilir. O da olmayacağına göre, neden çağırıyorsunuz?”
Özet: “Hoş bir sada” bıraktığını düşünüyor siyasette.
Bir de bıkkın biraz.
Başka şeyler düşünüyor.
Başka türlü yaşıyor.
“EN YÜKSEĞE ÇIKARIP AYNI HIZLA İNDİRİRLER”
Bener Özcan, siyaset yaparken o kadar çok kişiyle o kadar çok kavga etmiş ki, şimdilerde en çok bunu yadırgıyor: “Kavga ettim ama hepsini sevdim. Çünkü kendini seven bir insanım. Hiç kin tutamam. Her şeyi hemen unuturum. Bir ara çok yakınımda olanlara bunları not alın da yarın öbür gün unuttuğumda hatırlatın diye tembih ediyordum. Zamanı gelip hatırlattıklarında da boşverip gidiyordum yine…”
Bu kadar uzun yıllar her türden kişiyle iç içe yaşamış biri olarak memleketten insan manzaraları sorun şöyle yanıtlayacak: “Çok çabuk paye verirler. Hemen bir yerlere çıkarıp, sonra hemen indirirler. Çabuk unuturlar. Öldükten sonra heykelini dikerler!”
Laf lafı açarken, küçük bir oyun da oynadık. Sorduğum her isme kısacık yanıtlar verdi Bener Özcan ve bakınız nasıl bir tablo çıktı ortaya:
SÜLEYMAN DEMİREL: Karizma. Tecrübe.
MEHMET YAZAR : Kararsızlık.
TURGUT ÖZAL: Atatürk’ten sonra en büyük adam.
MESUT YILMAZ: Yorumsuz.
HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hazırcevap.
MEHMET GEDİK: İçindeki çocuğu muhafaza ediyor.
İBRAHİM YAZICI: Bir lakabı vardır onun herkes bilir!
FERİDUN PEHLİVAN: Demiryolu altı politikacısı.
İLHAN PARSEKER: Tanımsız!?

İKİNCİ HAYAT
Amerika’da Grand Kanyon’u, Hindistan’da Varenasi’yi, Çin Seddi’ni ve Kudüs’ü görmeden ölmeyin diyor Bener Özcan. Grand Kanyon ile bildiği, tanımlanmış tüm büyüklük ölçüleri altüst olmuş. Varenasi ‘de pislik ve karmaşa içerisindeki kutsal hava onu allak bullak etmiş. Çin Seddi’nde insanın yapabileceklerinin sınırsızlığını tanımış v e Kudüs’te üç büyük dinin ayak izlerinin olduğu yerde gezinmekten büyük heyecan duymuş.
Ama öncesi var: Herşey  98 yılının Şubat ayında başlıyor. Göğsünde bir tuhaflık hissedip hastaneye gittiğinde doktoru Zeki Yenidünya “kalp krizi geçiriyorsunuz, hemen Tıp Fakültesi’ne götürüyoruz sizi” diyor. Tesadüf fakültenin kapısında “hayatımı borçluyum” dediği Ertuğrul Yalçınbayır ile karşılaşıyor. Yalçınbayır’ın önayak olmasıyla bütün prosedürleri atlayıp girdiği reanimasyon servisinden tam 21 gün sonra çıkıyor. Aynı gün aynı servise 36 kişi girmiş, bir kişi sağ çıkmış: Bener Özcan.
“Hayata bakışım değişti. Eskiden 15-20 yıllık planlar yapıyordum. Hiçbiri kalmadı. O anı yaşamaya karar verdim. İkinci hayatıma ne sığdırabilirsem şanslıyım diye düşünmeye başladım. Ve seyahat sapığı oldum! Krizden sonraki ilk yılbaşını Mısır’da geçirdim. Sonra Büyük Uzakdoğu turu. Ardından Avustralya. Derken, Güney Afrika. Brezilya. Arjantin. Büyük İtalya turu. Bunların bazılarını arasında 10 gün falan oluyordu. Yani eve geliyorsunuz fotoğraflar basılıyor, kirliler yıkanıyor tekrar çıkıyorsunuz.”
Krizler, müdahaleler devam etmiş. Hiçbiri Bener Özcan’ın içindeki yaşama sevincine dokunamamış. Hatta terksine! Her olumsuzluğun ardından çok daha enerjik biçimde asılmış hayata. Kaldı ki, başka türlü mümkün mü Allah aşkınıza kalp krizi geçirmiş birinin Avustralya’nın aborjinleriyle sıfır noktasında hastanesiz doktorsuz yürüyüşe çıkması!
Bu arada doktorlarla arası pek iyi değil!
Sigarayla içkiye devam. Sevdiği kolesterol dostu yiyeceklere de.
Yalnızca ölçüleri azalmış.
Çünkü, evet hayatı seviyor ama, lezzetiyle, tadı tuzuyla yaşamak istiyor.
Üstelik her gün mutlaka bir saat yürüyor.

 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 09/2005

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012