PROF. MUSTAFA DURAK

PROF. MUSTAFA DURAK
BİNLERCE KİTAPTAN OLUŞAN BİR KÜTÜPHANEYE SAHİP:
“OKUMAK GELİŞMİŞLİK GÖSTERGESİDİR”
Okuma alışkanlığı Balıkesir’de geçen çocukluk yıllarında başlayan Prof. Mustafa Durak, akamdemik kariyeriyle birlikte okuma tutkusuna yazma eylemini de katmış bir isim. Prof. Durak ile kütüphanesini ve okuma-yazma serüvenini konuştuk.
Sayın Durak, okumaya ne zaman başladınız? İlk okuduğunuz kitabı anımsıyor musunuz? Kitaplarla olan yoğun iletişiminiz ne zaman başladı? Bu konuda yakın çevrenizde örnek aldığınız ya da size yardımcı olan herhangi bir kişi var mıydı?
Doğrusu, yazılı bir kültürün yerleşik olmadığı toplumlarda okuma alışkanlığını edinme belirli dürtülere, yönelişlere bağlıdır. Bu noktada Mme de Stael’in “çocukla oynamasını bilmeyen eğitimci olamaz” sözüne uygun olarak, yakın çevremde yazları küçük çocukların kitap konusunda küçük çapta bit pazarı sayılabilecek, dondurmacısı, muhallebicisiyle kitap sokağı vardı. Bu sokak Balıkesir Ziraat Bankasının yan aralığında, sinema afişleri arasındaydı. Çoğunlukla resimli kitaplar, kaldırımlarda, bir taşın üzerine oturularak, kiralama usulüyle okunurdu. Elbette ikinci el kitapların alışverişi de yapılırdı. Benim için o günler tutkulu okuma günleriydi. En çok Tommiks, Teksas okurdum. Bu seriden okumadığım kitap kalmamıştı. Bu öylesine bir tutkunluktu ki, ders çalışmam gereken zamanlarda, büyükleri yanıltmak için ders kitabının arasında okurdum. İlk ve Orta eğitim yıllarında, okuma konusunda bilinçli bir yönelme ve yöneltim olmadı. Ancak yine de okumadan sayılabilirse, lise birinci sınıfta Fono’dan mektupla İngilizce öğrenmeye başlamıştım. Fono’dan sonra, kendi kendime o günlerde okullarda okutulan, her ders yılı için bir kitap olmak üzere altı kitaptan oluşan Gatenby serisini sözlük ve yardımcı kitaplar yardımıyla bitirmiştim. Ve ardından dil artıran basitleştirilmiş hikaye kitapları ve romanlar geldi. Bu arada kitap edinmeye meraklı bir hale gelmiştim. Ancak yine de belirli bir yönlendirme olmadığı için edebiyat olarak dişe dokunur bir şey yoktu elimin altında.
Bir kütüphane oluşturmaya hangi dönemde başladınız? Kütüphanenizin lik yapıtaşları hangi türden kitaplardı?
Sanırım hiçbir bireysel kütüphane en başında kütüphane kurmak amacıyla başlamaz. Ancak, kitaba karşı bir ilginin kitapseverliğin oluşması önemli bir koşuldur. İnsanın herhangi bir nesneye karşı ilgisini ya da ilgisizliğinin ruhsal ve toplumsal koşulları kendiliğinden oluşuyor. Ve giderek bir öz haline geliyor. Üniversiteye başladığımda özellikle dini kitaplardan oluşan bir kitaplığım vardı. Kitap böceği tenimdeydi. Edebiyat Fakültesi’nde okuduğum yıllarda yine çevrenin etkisiyle iki kanal açıldı önümde: Fransız edebiyatı ve Türk edebiyatı.
Fransız Edebiyatından Albert Camus’nün Yabancı’sı ve Alphonse Daudet’in Küçük Şey romanları alıştırma kitaplarımdı. Türk edebiyatıyla ilgili şiirde bir yoğunlaşma yaşıyordum. Nazım Hikmet sesiyle, söz gücüyle öne çıkıyor ve modelleşiyordu. Bu yüzden Nazım Hikmet’e sıkı bir inceleme borcum bakidir. Hep içimde duyurur kendini.
Şu anda kütüphanenizde yaklaşık en kadar kitap var? Bu kitapların konulara göre dağılımı nedir? Kütüphanenizin büyük bölümünü hangi tür kitaplar oluşturur?
Kayıt düzeni oluşturulmadığı için tam sayı vermek olanaksız. Ama tahmini olarak on bin civarında. Dil ve edebiyat başta olmak üzere tiyatro, felsefe, psikoloji, eğitim, tarih, arkeoloji kitapları sayılabilir.
Bir de elbet kitaplığınızın düzeni önemli. Dağınık mıdır? Yoksa her zaman mutlaka düzenlenmiş biçimde mi? Düzenlemeyi kim yapar? Periyodu nedir?
Düzen. Eğitin tem sorunu. Galiba en geç, Anaokulunda verilmesi gereken bir eğitim. Düzenli bir kütüphane, düzenli bir yaşam. Şaşırtmayan bir insan demektir. Güven vericidir. Düzensizlik algılamayı güçlendirdiği için kimseye hoş görünmez. Ancak ben yine de bu konuda kendi dağınıklığımı şöyle savunmak istiyorum. Düzen ve düzenlilik kütüphanecinin işidir. Okurun hele hele bir yazarın işi değil. Rahmetli Adnan Benk’in evindeki kitaplığını ve çalışma masasını görünce imrenmiştim. “Hocam, kitaplığınız ve çalışma masanız ne kadar düzenli!” dediğimde şöyle yakınmıştı: “Mustafa, eğer bir kitaplık ve çalışma makası çok düzenli ise çalışılmıyor demektir.” Jean Perrot’un odasını hazırlıyorum. Çok düzenli değildi. Ama o karmaşa içinde kendince bir düsenin olduğunu söylerdi. Aradığını bulabilecek bir düzen. Ben bu noktada iki iddada bulunacağım: üreten bir dağınıklığın tebelleş sorunu düzendir ve dışarıdan çok düzenli görünen bir kütüphanenin veya çalışma masasının sahibinin yaratıcılığından kuşku duyarım. Yani düzen ve düzensizlik içinde yuvarlanıp gidiyorum. Ama düzen de düzensizlik de rahatsız ediyor beni. Sevinmeli miyim, üzülmeli miyim bilemiyorum, benim kütüphaneme başka bir el pek uzanmaz. Her şey bıraktığım gibidir. Yani düzenlemeyi ben yaparım. Belirli bir periyodu da yoktur. Sürekli karıştırıyorsanız, sürekli düzenlemeniz gerekir. Düzensizliğimin alışkanlık boyutundan yakınıyorum elbette ama meraklı, sürekli araştıran, karıştıran birinin de çok düzenli olması beklenmemeli.
Ödünç kitap verir misiniz? Alır mısınız? Gidip de gelmeyen çok kitabınız var mıdır?
Ödünçlerde yitmiş kitaplarım elbette var. Ama başkalarından kitaplar da vardır raflarımda. Bu, kaybı tam sağlamasa da kütüphane sahibi olanların titizlendiği ama asla ibrenin sıfırı göstermediği bir konudur.
İmzalı ya da armağan edilmiş kitaplarınız çok mudur? Bu kitaplardan söz edebilir misiniz?
Kütüphanemde arkadaşlardan, yazarlardan armağan edilmiş kitaplar vardır. Ama armağan kitaplar konusunda Balıkesir’in emektar gazetecilerinden Cahit Albayrak’ın ölümünden önce armağan ettiği tiyatro ile ilgili yarım raflık kitap ve dergiyi anmam gerek. Rahmetli Cahit Albayrak, yaşlanmış ve okumadan düşmüştü, eşi Hikmet hanımın gözleri görmez olmuştu. Kitaplarını meraklılara dağıtmak istiyorlardı. Bir kısmını bana önerdiler. Seve seve kabul ettim. Armağan kitaplar konusunda şunu söylemeliyim. Bu kitapların çok önemli özelliği, o kitaplardan birini gördüğünüzde ya da ele aldığınızda çağrışım hemen tetikleniyor. Armağan eden kişiyle ilişkilerinize sıçrıyorsunuz. Kitabın dışında bir koridor açıyor. Genel olarak armağan nesnesinin işlevi budur ya. İmzalı kitap konusuna gelince, imza günlerinin yazarı olmayı istemezdim. Kitabın fetişleşmesi, Pazar ekonomisini öne çıkarması, gerçekten içinizden gelerek kendinse imzaladığınız insanlarla öylesine verişlim bir daha hiç hatırlamayacağınız birileri birbirine karışacak gibi geliyor bana. Belki de içe dönük ruhsal yapım, insanlarla karşı karşıya gelmekten çekinen yapım öne çıkıyor. Benimki bir kendini avunma, korunma isteği. Yıllarca önce öğrencilik yıllarımda Balıkesir’de Hasan Baba çarşısında eski ve yeni kitapların satıldığı bir kitapçıda bir şiir kitabına uzandı elim. Kitabın kapağına açtığımda Balıkesir’de kendisi de şiir kitapları yayımlamış, deneyimli bir öğretmene armağan edilmiş olduğunu gördüm. Kitabın şairi bu kitabı bilhassa o kişiye imzalamıştı. Benim için tam bir düş kırıklığıydı. Şiir kitabının ikinci el olarak elden çıkarılması ve özellikle kendi adına imzalanmış bir kitabın satılması üzmüştü beni. Bu durum hem şairi, hem de kendisine imzalanan kişinin kendi adını bit pazarına düşürmüyor muydu? Yıkılmıştım. Elbette genel olarak hangi değerimize ne denli bağlı kalabildiğimiz de sorulabilir.
Bir eğitimci ve okur-yazar olarak topluma okuma alışkanlığının kazandırılmasının yolları nelerdir sizce?
Okuma alışkanlığı bir yazılı kültür sorunudur. Ve edinilmesi çaba isteyen devingen bir süreçtir. Bu yüzden bir gelişmişlik göstergesidir. Kişinin giderek toplumun yalnızca şimdiye değil, tarihe ve geleceğe de ilgi duyması anlamına gelir. Bu konuda bütün dünyada şimdinin öne çıkarılması söz konusudur. Şimdinin öne çıkarılması aslında insan türünün kıyametine giden yoldur. Kendi bindiği dalın kesilmesidir. Çemberlerin, dengeyi kaçırmadan şimdiyi merkeze alarak içerde geçmiş, dışarıda gelecek biçiminde kurulmasını sağlamak gerekir. İnsan varlık olarak yalnızca şimdide tüketmek anlamına gelmez. Azgın kapitalizmin tüketici, tükettirici yanının tarih ve gelecek anlayışıyla, artık günümüzde unutulmuş, unutturulmuş sosyalizmle dengelenmesi gerekmektedir. Yazılı kültür yalnız bireyin, bir ulusun değil; insanın, insanlığın bilincidir.
Okuma alışkanlığı devletin, insanlığın sorunu olarak ele alınmadıkça çözülemez. Zira okuma alışkanlığı ancak çevrede, özellikle örnek alınan kişilerde olasıdır. Okumanın değerinin düştüğü, düşürüldüğü bir ortamda bir bitki üretimi gibi alanın ıslah edilmesi gerekir. Desteklenmesi, beslenmesi gerekir. Meraklı ve araştırıcı zihniyetin öne çıkarılması, hedeflenmesi gerekir. Okumanın bir meslek edinme değil bir kendini edinme olduğunu, yaratıcı zekayla buluşma, kaynaşma zemini olduğunu hissettirmeliyiz. Kendilerini başka yollardan gerçekleştirmiş olanların, bu yollarda ısrar edecekleri de açıktır. Kaldı ki, bugün bu konuda en önemli sorun, eğitim işiyle geçinen kişilerin okuma alışkanlıklarının olmayışıdır; okumanın bir iş edinme, diploma alma için araç olarak görülmesidir. Bu konuda yaşadığım şu olayı anlatmalıyım: Eğitim Fakültesi, sınıf öğretmenliği bölümü son sınıfta, yazılı anlatım dersine giriyordum. Öğrencilerimden, kendilerinin seçebileceği üç kitap okumalarını istedim. Tek koşul roman ya da öykü kitabı olmasıydı. Öğrencilerden biri tepkiliydi. “Hocam ben kitap okumam” dedi. Şaşırıp kalmıştım. Elbette gerekli yanıtı verdim. Bugün bir araştırma yapılsa edebiyat öğretmenlerinin evlerinde çıkabilecek kitap listesi dağılımı, bırakın öbür dalları edebiyat ve Türkçe öğretmenleri için bile okuma alışkanlığı ve okumaya eğilim konusunda genel durumun, ne yazık ki, pek de iç açıcı çıkmayacağı kanısındayım. Bu konuda ben merkezli yazarların, yazmaması gereken yazarların katkısını da tartışabilirdik. Okuma bir gereksinim olarak ortaya çıkmadıkça, okuma alışkanlığı sorunundan ve genel olarak İNSAN dikkate alınmadıkça da sağlıklı okumadan söz edilemez.
Şu anda neler okuyorsunuz?
Benim okumalarım, genelde yazma düşüncesinden pek ayrılmıyor. Bir yazı konusunun çevresinde genişleyen okumalar oluyor. Yani herhangi bir kitabın salt okuma amacıyla okunması gerilerde kaldı. Böyle bakıldığında iyi bir okur değilim. Araştırıcı, karıştırıcı bir okurluk benimki. Bu okumanın ne alt, ne de üst aşaması. Sadece bir biçimi. Şu an şiir eleştirisi ile ilgili bir yazı hazırladığım için, Yücel Kayıran’ın iki yazısını ve bunlara getirilen eleştirileri okuyorum. Ve konuyla ilgili yazı ve kitapları elimin eriminde tutmaya çalışıyorum.
Son olarak internetteki e-kitaplarla ilgili görüşünüz nedir?
İnternet, zekanın, sermaye ile çatışmasında kendine yarattığı bir alan gibi geliyor bana. Ancak birikim arttıkça yeni sermayedarlar türedi. Şimdi paranın tanrılaştığı ve zekanın hizmetkarı aynı anda da isyankarı oynadığı bir alan. Başka bir tanımla, bizim bir varmış, bir yokmuş olarak çok yakından bildiğimiz ifadeyle anlatılabilecek sanal bir dünya. Ama öyle bir sanal dünya ki, gerçeğin önüne geçebiliyor. Araştırıcılar için büyük bir kolaylık. Şu an internet aracılığıyla bilgisayarımda oluşturduğum kütüphane çok farklı bir boyutta gelişiyor. Ve bilginin gerekliliği, kullanılırlığı, sürekliliği sorunlarını gündemine taşıyor. Bilgisayar ve internet olanaklarının, bağımlılaştırma yarattığı biliniyor ama özgürleşme ve bağımsızlaşma konusunda da yararlanılabilecek önemli bir zemin aslında. Bibr yoğun disket neredeyse bir kitaplık barındırabiliyor. Cebinizde binlerce kitap bulundurabiliyorsunuz. Kitapların ağırlığı ortadan kalkmış oluyor. Yerleştirme, mekan sorunu yok. Aradığınızı bulma sorununuz yok. Ne istersek, ne kadar istersek alabileceğimiz bir araç. Bizi hep isteklerimizin biçimlendirdiğini unutmadan. Evet gerçekleşmeyen isteklerim yön gösterse de sonunda gerçekleşen isteklerim kadarım. Uzmanın üstün yanlarının değerleri üzerinde tartışılmaz.









 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 09/2005

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012