BALKANLAR VE GÖÇ

BALKANLAR VE GÖÇ
Göç, özellikle de zorunlu göç, insanoğlunun varoluşundan beri yaşadığı; ruhunda derin izler bırakan trajedilerin başında gelmektedir. Sürekli Ermenilerin tehcirinden söz eden Batı, nedense Türkler’in tarih boyunca yaşadığı göç travmasını görmezlikten gelmektedir.
Türklerin en çok mağdur edildikleri bölge kuşkusuz, Balkanlardır.
Balkanlardan Türkiye’ye yönelik göçlerin tarihi 17. Yüzyıla dayanmaktadır. Asıl yoğun muhaceret ise 18. Yüzyıldan sonradır. 1927 yılına gelindiğinde, 11 milyona ulaşan Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun yaklaşık 7 milyonu göç sonucunda Anadolu’ya gelen Türklerin oluşturduğu saptanmıştır. Osmanlı demografisi çalışmalarıyla tanınan Amerikalı tarihçi Justin McCarthy’e göre sadece 1821 ile 1922 yılları arasında 5 milyondan fazla Müslüman ülkelerinden sürülüp atılmıştır. Yine Osmanlı nüfusu konusundaki çalışmalarıyla tanınan araştırmacı Kemal Karpak ise göç ettirilen Türklerin sayısı ile ilgili olarak 9 milyon rakamını vermektedir. Bunun 7 milyonunun, Girit ve Ege Adalarını da içine alan Balkanlardan 2 milyonunu ise Kırım, Kafkasya ve Arabistan yarımadasından göç edenlerin oluşturduğunu belirtmektedir. Bu nedenle göçler Türk toplumun benliğinde çok derin izler bırakmıştır. O kadar ki, göç olgusu muhacirlik zamanı ya da muhacirlikte kavramlarıyla dilimize, kültürümüze kısaca genlerimize yerleşmiştir.
İLK BÜYÜK GÖÇ
Göç tarihini Osmanlının Viyana yenilgisi ile başlatmak mümkün.
Sırpların bağımsızlık kazanması, Yunanlıların ayaklanması, daha doğrusu her milliyetçi bölünme, ardından Türk ve Müslüman göçünü zorunlu kıldı.
Ancak, Balkanlardan Anadolu’ya yönelik en büyük göç, tartışmasız, 1877-1878 yılında, hicri takvime göre 1293’te meydana gelmesinden dolayı 93 harbi olarak bilinen Osmanlı Rus savaşında yaşanmıştır.
19 Mayıs Üniversitesi öğretim üyelerinden araştırmacı Nedim İpek’e göre, o süreçte 1 milyon 243 bin insan göç etmiştir, göçün nedeni, Bulgar Milli İdare Teşkilatının başında bulunan Prens Çerkasky’in Harbiye Nazırı Mılyutin’e yazdığı mektubunda, “bu  savaş açıkça bir ırk imha savaşı olacaktır” sözünde de ifade ettiği üzere, Türklerin ve Müslümanların soykırıma uğratılmasıdır. Amerikalı tarihçi Justin Mc Carthy’ye göre can kaybı ve kitlesel olarak çekilen çile bakımından bu savaş esnasında meydana gelen göçler, tarih boyunca görülenler arasında en dehşet verici olanlardan biridir. Çarlık ordusunun ve komitacıların giriştiği kıyım eylemleri bu kaçışın temel nedenidir. Saldırı ve katliama maruz kalan Türklerin düşündüğü tek şey kaçmak, kaçmak, kaçabilmektir.
Bu arada Rus işgali nedeniyle Anadolu’nun doğusundan da içlerine doğru yoğun bir göç yaşanmaktadır. Bu göçlerin nedeni Balkan yarımadasındakinden farklı değildir. Nasıl ki, Balkanlarda Bulgarlara, Yunanlılara yurt açmak için Türkler tehcir edilmiştir, aynı olay doğuda da Ermenilere yurt sağlamak için yapılmıştır. Kısaca bir tarafta savaş ve göçler, diğer tarafta ise eli kolu bağlık bir devlet. Bir o kadar da düşmana inat yaşama azmi, umut ve mücadele…
BALKAN SAVAŞI
Türkler ve Müslümanlar açısından Balkan Savaşı, acı, gözyaşı, katliam, ölüm ve göç demektir. Anadolu’ya ulaşmak kolay değildir. Yaşananlar 93 harbinin benzeridir. Değişen sadece taraflardır. Artık sahnede Ruslar yoktur. Bu ülkenin yeri Balkan devletleri ve komitacılar almıştır. Üstelik her biri, diğerlerinden daha fazla ilerleyebilmek, daha fazla toprak kazanabilmek için çok daha acıması4z davranmaktadır.
Tüm bu ve benzeri yaşanan olaylar sonucu sayıları yüz binlerle ifade edilen Türkler ve Müslümanlar göç etmek zorunda kalır. Araştırmacı Tevfik Bıyıklıoğlu’na göre, Balkan Harbinden birinci dünya savaşına kadar olan dönemde sadece Batı Trakya ve Yunanistan’dan gelen Türk nüfusu 440.000’dir. ittihat ve Terakki’nin önde gelenlerinden Cemal Paşa, anılarında bu sayıyı 500 bin olarak vermektedir. Fakat bu sayılar, sadece yardım alan ve kaydı tutulan sayılar içinde kayda geçmemiş 500 bin kişi daha bulunmaktadır. Rakamlar arasındaki farklılık öldürülen yüz binlerce suçsuz sivil konusunda da ortaya çıkar. Balkan savaşları esnasında işgal orduları ve komitacılar tarafından öldürülen Türk ve Müslümanların sayısının 200 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Araştırmacı Bilal Şimşir’e göre de rakam 200 bin’den aşağı değil.
MÜBADELE BAŞLIYOR
Cumhuriyet Türkiye’sinin, kaybedilen topraklarda kalan Türklere yönelik politikasının ilk işareti daha Lozan antlaşması imzalanmadan önce Kurtuluş Savaşı esnasında bizzat Mustafa Kemal tarafından verilmiştir. Büyük önder, işgal altındaki İstanbul’dan gelen gazetecilerle yaptığı İzmit Kasrı Görüşmesi sırasın8da konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir: “Memleketin nüfusu üzülecek bir derecededir. Zannederim ki, bütün Anadolu’nun halkı sekiz milyonu geçmez. Şimdi biz bunu telafi etmek istiyoruz. Telafi etmek için ise şüphe yok herkesçe malum olduğu üzere sıhhi ve sosyal tedbirleri almak lazım gelir… Fakat aynı zamanda milli sınırlar dışında kalan aynı kültürden olan unsurları da getirmek ve onları da refah içinde yaşatarak nüfusumuzu arttırmak lazımdır ki, buna da girişilecektir. Eğer Rusya’dan getirmek mümkün olursa oradan da getireceğiz. Fakat bence, Makedonya’dan ve Garbi Trakya’dan Türkleri toptan buraya nakletmek lazımdır ve bir daha Avrupa seferi yaparak oralara gitmeyi düşünmemeliyiz.
Bu yaklaşımın ilk yansıması Lozan Barış Anlaşmasında görülür. 30 Ocak 1923’te imzalanan Mübadele Sözleşmesi  ile Türkiye ve Yunanistan arasında nüfus değişimine karar verilir. Batı Trakya ile İstanbul’un kapsam dışı bırakıldığı bu anlaşma kapsamında giden Rumların toplam sayısı, 1926 Yunan nüfus sayımı sonuçlarına göre, 1 milyon 104 bin 216 kişidir.
Lozan Barış Anlaşmasının imzalanmasından sonra gelen Müslümanların sayısının 480 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Fakat bu sayıya, mübadelenin başlangıç tarihi olan 18 Ekim 1912’den Büyük Taaruz’un başladığı 30 Ağustos 1922 tarihine kadar gelen Müslümanların sayısı tam olarak belirlenemediğinden dahil edilmemiştir.
29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilan edilir. Artik öncelikli hedef Anadolu’yu bayındır bir hale getirmektir. Fakat bunu gerçekleştirmek zordur. Çünkü ülkede bunu hayata geçirmek için ne yeterli sermaye ne de yeterli iş gücü vardır. Peki yapılması gereken nedir?
Ankara’nın bu amacını gerçekleştirmek üzere yaptığı ilk iş Balkan ülkeleriyle anlaşmaları imzalamak olur. İkili dostluk anlaşmalarıyla hem göçler bir kurala bağlanır hem de kalan Türklerin sosyal, ekonomik ve kültürel hakları güvence altına alınır. Ayrıca bu anlaşmayla, bölgedeki Türk ve Müslümanlarla onların haklarının koruyucusunun, savunucusunun artık genç Türkiye Cumhuriyeti’nin olduğu belgelenmiş olur.
BULGARİSTAN
Nüfus sorununa çözüm bulmak amacıyla anlaşmaya varılan ülkelerden biri Bulgaristan’dır. 18 Ekim 1925’te Ankara’da Türk-Bulgar ikamet sözleşmesi imzalanır ve göçler bir kurala bağlanır. Fakat Türklerin anlaşmalardan doğan haklarını kullanmaya başlaması ve ortaya örgütlü bir yapının çıkması Sofya’yı tedirgin eder. Türkler beşinci kol olarak görülür. Avrupa’da yükselen faşizm olgusuna paralel olarak Bulgaristan’da da devletin bazı kesimlerince faşist gruplar ortaya çıkar. Bunların öncelikli hedefi, Kemalist düşünceleri savunan Turan Cemiyeti olur. Cemiyetin önde gelenleri öldürülmeye başlanır. Türkler savunmasızdır ve dolayısıyla panik halindedir. Bu durum 1933’te meydana gelen Razgrad olaylarıyla iyice doruğa çıkar. Fakat Türkler için asıl katlanılmaz dön8em 1934’te gerçekleştirilen askeri darbeyle başlar. Yaşanan tüm bu gelişmeler sonucu 1923 ile 1939 yılları arasında Bulgaristan’dan Türkiye’ye yaklaşık 200 bin kadar Türk göç eder.
Yıl 1944. Yaklaşık 5 yıl süren savaş, ölen 30 milyon insan, bir o kadar da sakat ve yaralı. İkiye bölünen bir dünya, acılar ve ayrılıklar. Tüm dünyada savaş bitmiştir.
1944’te Sovyet ordularının desteği ile Bulgaristan’da sağlanan rejim değişikliği ile ilk başlarda büyük bir toplumsal heyecan v e özgürlük yaşanır. Fakat bu kısa sürer çünkü Komünist Partisi kendi mutlak iktidarını kurma peşindedir. Ülke çapında kontrolü eline geçirir. Artık tek doğru ve mutlak güç kendisidir. Parti diktatörlüğünde, toplumdan istenen tek şey, sadece ve sadece alınan kararlara uyması, verilen emirlere itaat etmesidir. Bu süreçten Türkler ve Müslümanlar da aynı şekilde etkilenir.
Sofya 27-28 Aralık 1944’de toplanan Bulgaristan Türkleri Vatan Cephesi Komiteleri tarafından dile getirilen eğitim, vakıf ve dini taleplerini dikkate almaz. Bunun yerine yeni rejim, kendi politikalarını uygulamaya koyar. Türk okullarını devletleştirir. Yeni uygulamalar sadece eğitimle sınırlı kalmaz… Hayata geçirilen kültür politikalarıyla Türklerin ve Müslümanların kapalı dünyaları da kırılır. Geleneksel sosyal, ekonomik ve kültürel yapıları parçalanır. Şimdi hiç de alışık olmadıkları bir dünyanın içindedirler. İnsanlar huzursuzdur.
BULGARİSTAN’DAN BÜYÜK GÖÇ
Şüphe, tedirginlik ve gerilin gün geçtikçe artar. 1949’a gelindiğinde ise tepe noktaya ulaşır. Yapılan erf6ormla bütün topraklar TKZS adı altında kolektifleştirilir. Bundan hem Bulgarlar hem Türkler etkilenir. Fakat büyük çoğunluğunun geçim kaynağı toprak olan ve ikili anlaşmalarla hakları ayrıca düzenlenen Türkler ve Müslümanlar bu durumdan çok daha fazla etkilenirler. Fakat büyük çoğunluğunun geçim kaynağı toprak olan ve ikili anlaşmalarla hakları ayrıca düzenlenen Türkler ve Müslümanlar bu durumdan çok daha fazla etkilenirler.
Bu duygu yoğunluğu içindeki Türkler, 1947 yılından itibaren göç için Türk temsilciliklerine başvurmaya başlar. Her Türk köyü birer dilekçe hazırlar. Bu dilekçeler Türk Büyükelçiliği ve konsolosluklarına verilir. Doğrudan Türkiye’deki yetkililere gönderilenler de olur.
Bulgaristan, 10 Ağustos 1950’de Türkiye’ye 250 bin kişiyi göçmen olarak kabul etmesi için nota verir. Ancak karşılıklı notalar sorunu çözmez. Sınır, bir açılıp bir kapatılarak göç olgusu düzensiz bir şekilde sürer. Yine de bu süreç sonunda 159.393 kişi Türkiye’ye göç eder.
Prof. Dr. Oral Sander’e göre Bulgaristan’da gerçekleşen göçlerin iki nedeni bulunmaktadır. Birinci neden, Bulgaristan’ın 250 bin Türk’ü göndererek azınlık sorununu çözme isteğidir.
İkinci neden ise, 10 Ağustos 1950’de Kore savaşına asker göndereceğini açıklayan Türkiye’yi ilave ekonomik harcamalara ve güvenlik endişelerine sokarak köşeye sıkıştırmaktır.
GÖÇ  VE SONRASI İSİM DEĞİŞTİRME
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Balkanlardan Türkiye’ye ikinci büyük kitlesel göçün yaşandığı dönem 1970’li yıllardır. Bulgaristan’dan kaynaklanan göçün nedeni 1950-56 yılları arasında uygulanan sosyalist insan yetiştirmeyi amaçlayan politikaların başarısız kalması sonucu, verilen sosyal ve kültürel hakların geri alınmasıdır. Yani açılan okulların kapatılması, Türkçe eğitim seçmeli hale getirilmesi ve her geçen yıl ders sayısının azaltılması, dinsel ve kültürel baskıların arttırılması şeklindeki gelişmelerdir. Fakat göçün asıl nedeni Türklerin ve Müslümanların doğurganlığ3ı yani hızlı nüfuz artışıdır.
Artan baskılar sonucu iki ülke arasında 1968 yılında göç anlaşması imzalanır. Bu anlaşma uyarınca 1969-78 yılları arasında 130 bin kişi Türkiye’ye göç eder.
KİMLİĞİ YOK EDİLMEK İSTENENLER
Ancak kalanlar üzerine bakılar devam eder. Bulgaristan’ın azınlık sorunun toptan çözmek için son bir hamle yaparak Türklerin ismini değiştirmek ister. 1972’de Pomakların, 1981-83 yıllarında Çingenelerin ismini değiştiren Bulgaristan, gelişmeler karşısında dünya kamuoyunun sessiz kalması üzerine umutlanır ve son bir hamle ile Türklerin de isimlerini değiştirerek azınlık sorunun kökten çözmek ister. Fakat evdeki hesap çarşıya uymaz. Dünya konjoktüründeki değişmeler, doğu blokunun çöküşü ve Türklerin direnişi, Bulgarların umutlarını boşa çıkarır. Türkçe konuşma yasağı Bulgarca isim kullanma zorunluluğu, evlere yönelik ani baskınlar, yıldırma politikaları, işkenceler, Belene’ye göndermeler so6runu çözmez. Kısaca soya dönüş projesi yatar. Bulgaristan’ın Türk azınlık sorununu çözmesi için önünde, geçmişte de olduğu üzere tek bir seçenek kalmıştır: Türkleri Türkiye’ye göçe zorlayarak azınlık sorunundan kurtulmak.
Soya dönüş kampanyasına ilk tepki, Eğridere’nin yani Ardino’nun Tosçalı köyünde olur. Ardından da Kirli’nin yani Benkovski’nin köylerinde. Etraftaki köylerde yaşayan binlerce insanın hep birlikte haklarını aramak için Yoğurtçular köyünde toplanmaya başlamasıyla ilk ölümler meydana gelir. Açılan ateş sonucu ilk öldürülenlerden bir de altı aylık Türkan’dır. Köyler ayaktadır artık. Herkes akın akın Cebel’e ulaşmak derdindedir. Olayların büyümesinden korkan yöneticiler, bölgedeki tüm askeri ve polis güçlerini bu kasabaya toplar. Tüm giriş çıkışlar kontrol altındadır. Güvenlik güçleri ve halk kasabanın girişinde karşı karşıya gelir. Fakat bu arada Mestanlı’da da insanlar, isim değişikliğini protesto etmek için bir araya gelmiştir. Sayıları azalmış bulunan güvenlik kuvvetleri toplanan kalabalıktan korkar. Panikleyen gösterilerin üzerine ateş etmeye başlar. Çok sayıda ölüm olur. Gösteriler ülkenin her tarafında yayılır. Tabi ki, ölümler de… En büyük dineşini gösterildiği ve çatışmaların yaşandığı yerlerden biri de İslimye’nin yani Sliven’nin Yablanova köyüdür. Güvenlik güçleri, 3 gün süren büyük bir direniş ve kuşatmadan sonra ancak zırhlı araçlarla köye girebilirler.
Bundan sonra Bulgaristan’da Türkler için var olan tek bir gerçek, katlanılması zor bir baskıdır. Onlara yaşamın her alanında dayatılan ve duygularını kendi iç dünyalarında bastırmayı, boğmayı ve yok etmeyi amaçlayan bir baskı politikasıdır bu. Yaşanan sadece bir isim değişikli değildir. Aslında isim değişikliği ile kastedilen 1985-89 yılları arasında yaşanan tüm baskılar ve acılardır. 1989 yılının Mayıs ayında artık Türkler sokaklardadır. İlk protesto, planlanandan 2-3 gün önce, 19 Mayıs’ta Cebel’de düzenlenen bir cenaze töreni sırasında yaşanır. Oradan da dalga dalga tüm ülkeye yayılır. Bulgaristan, gösteriler ve uluslar arası kamuoyundan gelen baskılar nedeniyle zor durumdadır. Jivkov, Türkiye’den de sınırları açmasını ister. Türkiye Cumhuriyeti başbakanın yatını net ve kesindir. Özal : “Jivkov’un blöfünü gördüm. Kapıyı açtım. Hadi gönder bakalım görelim…”!
Bulgaristan, Turgut Özal’ın bu sözleri üzerine Türkleri sınıra yığar. 600 bin Türk, anavatanın yolunu tutar.

 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 01/2006

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012