70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU…

70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU…
MUSTAFA BAYRAK:
“BURSA’DA MARKA OLMUŞ BİRİYİM”
İlk randevumuz, il kongresinden hemen önce Demokrat Bakış’ın Nalbantoğlu’ndaki bürosundaydı.
10’da. 10’u çeyrek geçe ancak varabildiğim büroda Mustafa Bayrak’ı gazete okurken buldum. 10’a çeyrek kala gelmişti. Adam politikacı, hem kongre telaşı falan da var, nasılsa biraz geç gelir ön yargısı bir yanılgı idi.
Düşündüğümden farklı bir portre ile karşı karşıyaydım. Nitekim sohbetimiz boyunca izlediğim performans da farklılığı pekiştirdi.
İnegöl’ün Çayyaka Köyü’nden Mustafa Bayrak. İlkokul mezunu. Köyünün aksanı dilinde. Çok samimi. Çok rahat. Çok zeki. Espritüel. Kendini anlatmakta çok usta. İlkinin ardından ikinci bir görüşme daha gerekti. Bu kez onun bürosunda Falcon İş Merkezi’nde. Yine 10’da. Ve inanmayacaksınız ama kendime verdiğim onca söze rağmen yine geç kaldım.
Bu defa ilkinin tersine özür bile dileyemeyecek kadar mahcup olduğum için, doğrudan söze girdim:
“Nasıl geçti kongre?”
“Eh işte…”
“Nasıl yani?”
“Geçti işte. Her zamanki gibi bir kongre…”
Kongrenin şahane geçmediği ortadaydı. Fakat biz hemen fotoğraflara ve eski günlere döndük. Bir yığın şey konuştuk. Söz bir ara yine ilkokul mezunu olma meselesine geldi. Diplomanın eksikliğini hissediyor muydu gerçekten?
“Evet diplomayı çok önemsiyorum”
Olacak iş değil.
Sen köyün birinden çık. Aklınla, sosyal zekanla, cesaretinle, kendine özgü bir hitabet gücüyle politika gibi kaygan bir zeminde yıllarca ayakta kal. Sonra da kalk aptal bir diplomayı önemse. Mustafa Bayrak’gillerden ve diplomaların cehalet katsayılarını geometrik olarak arttırdığı insanlardan o kadar çok tanıdım ki, takığım bu işe nicedir. Hayır, konu uçak mühendisliği, atom fiziği ya da cerrahlık falan olsa amenna.
Fakat memleket ellerindeki diplomanın ne işe yarayacağını bilemeyen bir yığın hazin insan manzarasıyla dolu.
Elbette bunun büyük oranda çevre tarafından dayatılan bir şey olduğu ortada. O yüzden bence, aklı başında zekası yüksek, cesareti tam, gönlü bol dünyanın bütün okumamışları birleşmeli.
Yukarıda saydığım nitelikler, bir insanın genetik kodlarına borçlu olduğu bu hakiki değerler on fakülte diplomasını yaya bırakır.
Diplomanın ruhu bile duymaz!
“BİR EFSANEYDİ ONLARLA BERABER OLMAK!”
“İki tane tavsiyesi olurdu hep. Birincisi; toplumla ilgili işleri her zaman ön plana alın. Yani, tayindi, terfiydi gibi konulardan önce toplumun geniş kesimine faydası olacak işlere öncelik verin. İkincisi; sizi arayanı mutlaka arayın.”
Anladınız kimden sözedildiğini: Muhteşem Süleyman 2. Namı diğer : Beyefendi.
Ya da…
Baba!
Adını söyleyin ve susun. Anlatmaya başlıyorlar. Mustafa Bayrak da onlardan. Bir ara her şey bittikten sonra Ankara’dayken aramış. On dakika sonra geri dönüp randevu vermişler. Güniz Sokak’taki meşhur evde çalışma salonuna kabul edilmiş. Bundan sonrasını ezbere biliyorum. Falanca ilin feşmekan ilçesinin fi tarihinde çalışmış partili olun. Gözünüzün içine bakıp, isminizle hitap edecek: İnanılır gibi değil ama, unutmamış işte! Dahası var, yalnızca sizi değil, sizin aracılığınızla zamanında kendisine iletilen sorunu da unutmamış! Ne oldu o iş diye soruyor.
Mustafa Bayrak’ın ek bir gözlemi var: “Bir yığın insandık. Her geleni kapıda karşılıyor. Her gideni kapıya kadar uğurluyordu. On dakikada bir birileri gelip gidiyor. Herkese her defasında aynı tavır. Ondan çok şey öğrendik.”
Beyefendinin adının etrafında bir tür yeni zaman efsanesi haline gelen bütün bu anlatılanların ne kadarı gerçek, ne kadarı abartı bilinmez. Bildiğim Resimli Siyaset Tarihi vesilesiyle tezgahından geçmiş partililerle konuştukça bendenizin bile, kendisinden bir şeyler öğrendiği!
Kenarından köşesinden tırtıklayarak hayranlığın arkasında gölgede kalmış eleştirileri almaya çalışıyorum. Partiyi bıraktı gitti. Egosuna yenildi. Olacak iş miydi???
I-ıh!
Faydasız. “Tabii ki gidecekti Çankaya’ya. Üstelik hesapladığı bir şey de değildi. Önüne geldi. Kim istemez ki, Cumhurbaşkanı olmayı? Mesela şimdi Tayyip Bey için Çankaya’ya çıkmaz diyorlar. Olacak şey mi? Tabii ki, istiyor ve olacak görürsünüz”
DOSTLUK
Siyasette çok az rastlanan bir dostluk ilişkisi. Mustafa Bayrak Turhan Tayan’ı yere göğe koyamıyor: “Her zaman doğruları söyler. Adam satmaz. Her yere yetişir. Herkesin düğününde, cenazesinde, nişanında, açılışında o vardır. Benim babam öldü. Dağın başına geldi. Etrafını düşünür. Partisini düşünür. Boşuna isim olmamıştır. O yüzden de geçenlerde kongreye geldi dakikalarca ayakta alkışlandı…”
İyi de politik performans ve kariyer açısından ibrenin Tayan’dan yana olduğu açık. O yüzden aleni sormakta sakınca yok: Bu bir tür bağlılık ilişkisi değil mi Bayrak için?
Hayır!
Pek çok konuda Mustafa Bayrak’ın görüşleri ve hareketleri öğretici olmuş Tayan için. O yüzden en özelinde on kişi varsa, yıllarca onlardan biri olmuş Bayrak. “Ben Bursa’da marka olmuş bir politikacıyım. Bunu herkes bilir.”
Politikada dostluk olmaz yargısını çürütecek ilişkilerle karşı karşıyayız.
“Cavit Bey’le de aram her zaman iyi olmuştur” diyen Mustafa Bayrak’ın övgüyle söz ettiği bir başka dostluk ilişkisi dönemin Yıldırım Belediye Başkanı Zeki Eke ile. “Türkiye’nin neresine giderseniz gidin ilçe başkanları ile belediye başkanları mutlaka kavgalıdır. Biz ağabey kardeş gibi çalıştık. Hiç kavga etmedik. Hala da öyleyiz.”
Peki ya hasımlar?
Dudak büküyor. Burun kıvırıyor. Önemsiz. Çok fazla söz edilecek bir konu değil.
“Yoktur ki onun düşmanları!”
Kindar olmamak ve sabırlı olmak lazım. Şemsettin Şen ile bile barışmışlar zaman içerisinde. Hem de ne güzel.
GİTMEK DE ZOR DÖNMEK DE…
Arada bir küskünlük dönemi var. Ama partiye değil insanlara.
İnsan küsünce ne yapar?
Gider.
Gitmiş Mustafa Bayrak da. Yıldırım Hizmet Grubu adını verdikleri bir çalışıma içerisine girmişler. Sami Bilge, Niyazi Pakyürek ve İrfan Derici ile. Şükraniye Mahallesi’ndeki Çınaraltı Kahvesi’nde bir köşeleri varmış. Bir, bir buçuk yıl sürmüş bu dönem. Sonra Ertuğrul Yalçınbayır aracılığıyla görüştüğü Tayyip Bey’i keşfetmiş! “İyi bir hatip. Etkileyici bir insan!”
Derken o çok konuşulan AKP dönemi başlamış. Başladıktan 59 gün sonra da, “Kırmızı kalemle üstü çizilince” bitmiş
Çünkü neden?
Bir-“Taş yerinde ağırdır”
İki- Ayıptır söylemesi “Her horoz kendi çöplüğünde öter” Birlikte gittikleri Harun Akın ile birlikte dönmüşler. Muhasebe ettiğimizde “Bugün olsa yapmazdım. Hataydı” diyor.
Evim güzel evim dönüşünden sonra Akın DYP il başkanı olacak, Bayrak da yardımcısı. Sonra sular akacak. Akacak.
Ve…
“İÇEN İÇER, İÇMEYEN…”
Mustafa Bayrak, bütün politika hayatı boyunca o güne dek yapılmamış olan şeylerin peşine düşmüş.
Mesela, henüz 70’lerin başında ilk parti lokalini o kurmuş. Sağdan soldan bulup buluşturduğu masalar ve sandalyelerle. Makam masası ve televizyonu bile olmuş lokalin zamanla ve orada tam dokuz tane parlamenter ve senatör ağırlamış genç Mustafa Bayrak, aralarında Sabri Çağlayangil ve Nahit Menteşe’nin de bulunduğu.
Bir yandan solcuların, öte yandan ülkücülerin sıkıştırdığı bir ortamda kaçarak, saklanarak yaşamış o cinnet dönemini. Vazgeçmemiş.
Halkla ilişkiler konusunda ders verecek kadar kuvvetli Bayrak. İnanmayan ajandasına baksın. Tertemiz. İnanılmaz bir düzen içerisinde. Bir yığın isim. Hepsinin görevi, yeri yurdu belli. Eskiden beri köylere kahvelere gidildiğinde elinde mutlaka bir not defteri olurmuş. “Onlar konuşurdu. Ben masanın altından kimseye çaktırmadan tek tek isimleri yazardım.”
Zaten böyle olmasa, yıllar önce hiç kimsenin kendisini, kendisinin de hiç kimseyi tanımadığı bir Yeşilyayla’da henüz 51 kiloda ve askerden yeni dönmüş zıpkın gibi bir genç iken mahalle temsilcisi olarak seçilebilir miydi?
Seçilmiş.
Seçilir seçilmez de hemen bir üye kayıt defteri oluşturmuş. Bütün kayıtlı üyelere bayram tebriği göndermiş. Dudakları uçuklamış ahalinin: “Duvarlara asıyorlardı tebriklerimi. Düşünsenize partiden hiç tanımadığı bir yetkiliden tebrik geliyor!”
Sonra ilçe başkanlığı döneminden bir örnek: Siyasetçi bürokrat ilişkisinin her zaman bir parça gerginlik taşıdığı malum. Oysa bunun üstesinden gelmek gerek. İlçe başkanıyken dört yıl boyunca sağcısı, solcusu… bütün okul müdürlerine davet yapmış. “İçen içer, içmeyen tespih çeker” deyip yemekler düzenlemiş. Sonucunu almış. Gerginlik durulmuş. Ayrıca, insanları bir yere önerirken çok dikkatli olmuş. Olmazsanız çünkü, yanılma olasılığınız çok yüksek. Kimseyi partisine, ideolojisine göre değerlendirmemiş. “işindeki ehliyeti ve ahlaklı olması yeterdi benim için. Nitekim bütün o dönem boyunca kefil olduğum hiç kimse beni mahcup etmemiştir. Hala işbaşındadır”
“JANDARMA! ÇOCUĞUZ BİZ”
60 ihtilalini yaşadık. Küçücük bir çocuktum jandarma geldi evi aradı. O sahneyi hiçbir zaman unutamadım. Sonradan düşündüğümde siyasete girmemin nedenini biraz da bu olaya bağlıyorum. Askerden geldim. Gittim partiye kaydımı yaptırdım. O ara bir yandan iş arıyorum. Bir ahbabımız var bana söz vermiş Merinos’ta işe sokacak. Bugün, yarın derken tam 7.5 ay peşinde gezdirdi. Her gidişimde elma, tereyağı, tavuk, yumurta ne varsa artık köyde götürüyorum. Sözünü tutmadı. O iş olmadı. Bak mesela onu da unutamamışımdır. Siyasete girdim ve olmayacak bir şey için kimseye ümit vermedim. Beni yadırgıyorlardı. “Yahu sen ne yapıyorsun, politikacı her işe olur der” diyorlardı. Hiçbir zaman yapmadım bunu…
Sonra DSİ’ye girdim. Ardından çimento fabrikası. Sonra kendi işimi kurdum. Siyasetle birlikte işimi çok ihmal ettim. 8-10 tane daire parası gitti. Onu bırakın en çok eşime ve çocuklarıma üzülüyorum şimdi. Karım doğumdan sonra loğusa haliyle bir başına evine gitmiştir. Hiçbir çocuğumun sınıf öğretmenini tanımadım. Siyaset acımasızdır. Ekonomik gücünüz varsa, varsınızdır. Yoksa, yok!
Bir de hep şüphe altındasınızdır. Ne yiyor, ne kadar yiyor diye bakarlar. Ben “ilçe başkanlığından kaç para alıyorsun?” diyenlerle bile karşılaştım. Ne yapsan kimseyi inandıramazsın. Halbuki siyasette para getiren iki yer vardır. Milletvekilliği ve belediye başkanlığı. İkisini de yapmadım.

 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 01/2006

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012