RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE…

RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE…
“BURSA HALA BİR MUAMMA”
Bu şehirde biri var.
Bursa’ya bağlı sekiz yüz köyün tümünü defalarca dolaşmış.
Köylüler şüpheye düşmüşler, sinir olmuşlar, hadise çıkarmışlar…
“Kim bu adam, ne yapmaya çalışıyor” hatta dayak yediği bile olmuş. Fakat hiç umursamamış. Dünyanın sorusunu sormuş. Güç bela yarım yamalak yanıtlar almış. Olsun. Yine gitmiş, yine sormuş.
Sırtında çantası, çantasında merakı… Çoğunlukla tek başına arada sırada belki bir iki arkadaşıyla yıllarca gidip gelmiş buralarda.
Sonra…
Şehirde dolaşmış. Bu şehri caddesini, mahallesini, sokağını, çeşmesini, türbesini, camisini, çarşısını, mesire yerini, mezarlığını… Aklınıza gelebilecek her karışını gezmiş. Bilgi toplamış. Topladıklarını kaydetmiş. Gezip dolaşıp kaydetmek yetmemiş ayni yerleri kadı sicillerinden, eski kitaplardan, gravürlerden, fotoğraflardan izlemiş. O da yetmemiş, oturup bunların hepsini yazmış.
Yine tek başına. Önsözlerde teşekkür ettiği düzeltmeleri yapan, kendisini bu çalışmalar için cesaretlendiren ya da kitabın basımını üstelen tek tük kişi ve kurumlar dışında bir başına bütün bir şehrin, köyleriyle birlikte künyesini çıkarmış. Çıkarmaya devam ediyor ve hala, “Bursa bir muammadır” diye söyleniyor: “Doğru düzgün bir tarihi yazılmadı henüz bu şehrin”
Yazdıklarından bir tanesini örnek vereyim: “Bursa Ansiklopedisi-Yer Adları-1” isimli çalışmasında Bursa’da doğmuş ve büyümüş biri olarak yaşamının şimdiye dek olan bütün duraklarında çok zevkli ve öğretici bir gezinti yaptım. Maşallah şehrin her tarafı türbe, ermiş, derviş kaynıyor o ayrı… Ancak, zırt pırt gündelik trafiğin hay huyun şeşinde benzin almaya gidip geldiğim Acemler’in eski bir İran-Acem mezarlığı olduğunu öğrendiğimde şöyle bir silkelendim açıkçası.
Şehirlerin günah yükü ne kadar ağır!
Kütüphane söyleşilerinin bu ayki konuğu Raif Kaplanoğlu ile Kent Müzesi’nde görüştük. Hafızasında Bursa’yı karış karış taşıyan biri. Çok şikayet etme huyu yok. Ancak satır aralarını biraz deştiğinizde ne kadar yalnız olduğun anlıyorsunuz. Bu kadar uğraşıp didinirken, sırtını büyük sponsorlara dayaması gerekir değil mi? Hiç alakası yok oysa!
Hobisini iş haline getirmiş. Gezip, toplayıp, yazıp çiziyor.
Geleneksel tarih anlayışının değiştiğini, yerel tarihlerin önem kazandığını söylüyor. Karlofça Antlaşması’nı, Kadeş Barışı’nı, Hammurabi Yasalarını ve mesela Çaldıran Muharebesi’ni ezberleten sistemin, yaşadığı şehrin tarihinden habersiz kişiler yetiştirmesini kendi üslubuyla küçümsüyor. Haklı olarak. Kaldı ki, kimse öncekileri bilmesin diye bir şey yok ama asıl facia şu: “Yeşil’de kimin yattığını bilmeyenler var burada!”
Yeşil deyince… “Bursa’dan tarihe ilişkin neyi çıkarırsak şehir kimliğinden çok şey yitirir” diye sorduğumda “Tabii ki, Yeşil Camii ve Türbe” şeklinde yanıt veriyor.
Merak ve bilgi yeni kapılar açar ya insanın önünde ve bir gün bir bakarsınız o kapılardan birinin ardında tam da aradığınız kişi vardır. Kaplanoğlu için de öyle olmuş işte. Türkiye’nin uluslar arası değerdeki tarihçilerinden en önemlisi olan Halil İlancık ile Bursa’nın tarihiyle ilgili bir bilgi alışverişi sayesinde tanışmışlar. O günden itibaren de pek çok yeri yıllarca birlikte gezmişler.
TRT’de yayınlanan ve 45 bölümden oluşan “Halil İnalcık ile Tarih Sohbetleri” adlı belgesel ile “Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu” adlı 9 bölümlük belgesel dizide yerel danışmanlık yapmış Raif Kaplanoğlu ve bu bölgesellerin çekimleri yapılırken sürekli birlikte imişler.
Hoca ile yaptığı bu kadar yıllık bir çalışma sonucu Kaplanoğlu kaç fakülte bitirmiş kadar olmuş onun hesabını yapamayız ama “Halil İnalcık’tan söz eder misiniz?” dediğinizde anlattıklarıyla çzok kuvvetli bir tutkuyu tarif ediyor. Özetlersek şöyle: “Seksen küsur yaşında. Dağ dere tepe gezeriz. Ben yorulurum. O katiyen yorulmaz.”
Özel çalışmalarının yanı sıra şu sıralar bir okulda tarih öğretmenliği yapan Raif Kaplanoğlu’nun öğrencilerini kıskandım. Bütün ortaokul ve lise yıllarındaki tarih derslerinde en iyi hıfzeden olarak hep tam notla geçmiştim. Kafamda tarihler, isimler ve mekanlar mükemmelen duruyordu. Gayet tabii, ezberlerin tümünde olduğu gibi, bir kabuk şeklinde.
İçsiz.
Hakiki ve samimi bir mantık bağlantısı gözetilmeden aktarılan yüzlerce aptal bilgi.
Hazin bir külliyat!
Tarihin asılnad bugün ve aynı zamanda gelecek olduğunu anlatan, anlatabilen bunu, asılmadan, kasılmadan ve elbette eşit şekilde sulandırmadan yapabilecek tarihçilere ihtiyaç var. Bir şehir tarihçisi olarak Raif Kaplanoğlu bunlardan biri.
Şehir onu ne kadar hak ediyor?
Bilmiyorum.
Siz biliyor musunuz?
“Lise sona kadar okumaya çok ilgili değildim. Bu yıllarda çevremdeki arkadaşlarımın benden kültürlü olması beni etkiledi. Her şeyi bilen bir arkadaş çevresinde, mahcup olmamak amacıyla okumaya ilgi duymaya başladım. Ancak geç başladığım için okuma tempom çok yüksek oldu. Yıllarca neredeyse günde 10 saat okuyan bir kişi oldum. Yemek yerken bile kitap okurdum… Ancak son yıllarda tempom düştü… Bu temponun düşüş nedeni çok garip bir çelişki olarak daha çok yazmamdır. Haftalık yazılarım, projeler, kitaplar ve bitip tükenmeyen toplantılar zamanımın büyük bölümünü alıyor. Hani sık sık söylenir ya, “Bizim köşe yazarlarımız sadece yazar, okur değil…” diye sanırım ben de giderek sadece yazar olacağım.
Kitaplığımda en fazla inceleme-tarih başta olmak üzere felsefe ve ekonomi kitapları ağırlıktadır. Araştırma konularına ilişkin tarihi kitaplar en fazla yeri tutar. Edebiyatta ise hiç vazgeçmediğim ve asla vazgeçmeyeceğim tür şiirdir. Ayrıca deneme ve gezi yazıları da ilgimi çeker.
Ortalama 4-5 bin kadar kitabım var. Kütüphanemde, ülkemizin en zengin Bursa gazeteleri bulunmaktadır. 1869 yılından itibaren yayımlanmış Bursa’ya ait dergi ve gazetelerimin çok büyük bölümü tek nüsha olup sadece benim elimde bulunmaktadır. Bursa’ya ait hemen hemen tüm kitap, makale ve broşür razında her şeyi topluyorum. Bursa Kitapları konusunda da, sanırım benim kütüphanemden daha zengini yoktur.
Ayrıca yıllardır, inceleme-araştırma kitaplarından edebiyata pek fazla yer kalmıyor. Mesela yıllardır roman okuyamıyorum. Son yıllarda edebiyatın deneme başta olmak üzere sırasıyla şiir, öykü ve gezi yazılarına ilgi duyuyorum. Ama beni en çok etkileyen, çocukluk yıllarımda okuma sevgisini aşılayan İnce Memed’i asla unutamam.
Ayrıca Nazım Hikmet ve Bertolt Brecht’i anmak isterim sevdiğim edebiyatçılar arasında. Hayatımda hiç şarkı ve şiir ezberlemedim. Çünkü ezberim iyi değil. Ancak Nazım’ın Bedrettin Destanı’nı ezberledim. Duygusal bir kişi sayılmam ama bu şiiri ne zaman okusam ağlarım. Nazım’ın şiirinde duygu ile bir musıkinin olduğunu düşünüyorum.
Kitaplarımı çizerek okuyorum. Sadece bir kez okuduğum kitabı kütüphanemde pek tutmam. Kütüphanemdeki yer sınırlı olduğu için ancak her zaman yararlanmam gereken kitaplarımı kütüphanemde tutarım. Diğerlerini, kurucusu ve yöneticisi olduğum Bursa Araştırmaları ile Avrasya Etnografya Vakfı’nın kütüphanesine götürürüm. Kitaplığındaki el yazma ve Osmanlıca kitaplarım, dergi ve gazetelerim en değrelileridir.
Bursa’da tarih kitapları açısından en zengin kütüphaneler hangileridir sorusuna gelince…
Kütüphane olarak İnebey Yazma ve Basma Kütüphanesi ile Milli Kütüphane oldukça zengin. Kişisel olanlar için de bizzat gördüklerimi saymak isterim: Ahmet Ömer Erdönmez ve Yılmaz Akkılıç’ın kütüphaneleri oldukça zengin. Ancak bizzat görmediğim halde Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün ve Prof. Dr. Yaşar Sarıbay’ın kütüphanelerinin bir hayli zengin olduğunu biliyorum.
Bu soruyu Türkiye geneline yayarsak, Milli Kütüphane, Bayezıt Kütüphanesi ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi oldukça zengin. İstanbul’daki kişisel kütüphaneler o kadar çok ki, bunları sayamam; yüzlerce kişide 5-6 bin kitaplık kütüphane bulunmakta.
Son zamanlarda genellikle yayıma hazırladığım araştırmalarıma destek olacak araştırma-inceleme kitaplarını okuyorum. Gayrimüslimler ve göç konusunda yayımlanmış tüm kitapları bulup okumaya çalışıyorum.
Bir süredir gündemde olan ve çok okunan tarihi romanlara ilgi duymuyorum. Dahası bunların tarihi saptırabileceği endişesini taşıyorum. Ancak öte yandan bu romanların tarihi sevdirme gibi bir görevi olduğunu da düşünüyorum.
Şu aralar 2003 Cumhuriyetin 80. Yılında yayınlanmak üzere hazırladığım “Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e” adlı kitabımın üniversite tarafından basılmasını bekliyorum. Taşrada meşrutiyetten cumhuriyete doğru son 50 yılın hikayesinin ayrıntıyla anlatıldığı bu kitabımı çok önemsiyorum.
Ayrıca Bursa’nın göçmen tarihi ile Gayrimüslim tarihi konusundaki çalışmalarım da tamamlanmak üzere…
Bir tarih araştırmacısı olarak, alan araştırmalarında, sözlü tarih çalışmaları yaparken köylünün çekingenliği ve şüpheciliği bilgi toplamamızı engelliyor. Karşılaştığım diğer büyük sorun ise, araştırmalarımın yayınlanması konusundadır eklemek istediğim bir başka konu şudur: Son yıllarda her ne kadar Bursa’ya dair çok sayıda kitap, yüzlerce bildiri ve makale yayınlanmış olsa da, Bursa’nın tarihi tam olarak yazılmamıştır. Bursa’nın her köşesinin, her objesinin tarihi yazılmalı. Bu şehir hala bir muammadır.
Bursa diğer illerde karşılaştırıldığında tarihi açıdan çok şanslı. İlk altı padişahın Bursa’da gömülü olması nedeniyle, Osmanlı İmrapartorluğu’nun kuruluş döneminin tarihi demek Bursa demektir. Bu nedenle Bursa’nın özgün bir mimari yapısı vardır.
Bazı eserleri ise eşsiz özelliktedir.
BURSA SAVAŞÇISI CEMŞİT SUVAR’I YİTİRDİK
Bursa’nın kültürel varlıkları kişisel çabalara emanet. Bir Bursa Cengaveri, Bursa Savaşçısı olan Cemşit Suvar öldü. Özellikle son on yıl içinde, Bursa’nın kültürel değerlerine sahip çıkmak için en etkili mücadele veren Bursa dostlarından biri olan Cemşit Suvar, geçen hafta toprağa verildi.
Cemşit Suvar, belediye başkanlarının, Karadenizli müteahhitlerin, korumacı geçinen mimarların baş düşmanıydı. Son 10 yıldır video kamerasıyla Bursa’nın çarpık gelişmelerini, kültürel tahribatları kayda alır, ardından ilgilileri mahkemelerde süründürürdü. Birçok belediye yetkilisi, sadece Cemşit Suvar korkusu nedeniyle tarihsel yapılara zarar vermekten kaçınırdı.
BEN BURSASEVERİM
Ben Bursaseverim… Bunu övünmek için değli, kendimi yermek için söylüyorum. Evet, gerçekten Bursa’yı çok seviyorum, zamanımın hemen tümü Bursa’nın kültürel değerleri için çaba göstermekle geçiyor. Ama benim yaptıklarım daha çok projeler üretmek, öneriler getirmek ya da iyi dileklerde bulunmakla sınırlı. Hiçbir zaman bir rahmetli Kazım Baykal veya geçen hafta yitirdiğimiz Ceşit Suvar gibi tarihi eserlere zarar verenlerle boğaz boğaza gelmedim, mahkemeleşmedim, tarihi eserleri yıkan hiç kimsenin yakasına yapışamadım. Oysa sadece projelerle, dileklerle bir kent kurtarılmaz ki…
Evet, birçok tarihi eserin tescili yapılarak korunması için çalıştım ama hepsi o kadar. Hatta rahmetli babamın gittiği tarihi Tekke Camii yıkılıp yerine yeni bir caminin yapılmasını engellemiştim. O günlerde çok canımı sıkmışlardı. Herkes yolumu kesip Tekke Camii’nin yıkılmasına neden engel olduğumu soruyordu. Dahası, etkili bir din adamı olan babama da baskı yaparak beni etkilemeye çalışıyorlardı. Babam, tarihi eserlerden iyi anlayan bir kişi olmasa da, bana destek çıkmıştı.
Yaşadığım bu basit olay için bile çektiğim bu kadar sıkıntıya dayanamamış, “Ne yaparsanız yapın” deyip işin içinden çıkmış, daha doğrusu görevden kaçmıştım. Oysa rahmetli Cemşit Suvar, Bursa’nın kültürel değerleri için belediye başkanları dahil ayrım gözetmeden herkesi, deyim yerindeyse kesip-biçerdi. Sanırım öldüğüne herkes üzülmedi, Bursa’ya zarar verenler bayram etti. Ama o kadar sevinmesinler, Bursa’da daha çok Cemşit Suvar’lar var…
BEN BİR DELİYİM
Son 3-4 yıldır toplantılarına katılamıyorum ama, Yerel Gündem 21’in ilk yıllarından itibaren hemen her hafta olan toplantısına, katıldım. Çok da güzel projeler ürettik. Bu günlerde tanıdım Cemşit Suvar’ı. Yine Yerel Gündem 21 toplantılarını, rahmetli Cemşit Suvar’ın kavgaları nedeniyle tek ettim. Kavgacı kişiliği nedeniyle hepz uzak durdum Cemşit Suvar’a. Uzaktan saygı duyduk, sevdik birbirimizi.
Cemşit Suvar ile Ali Turan, bu kavgacı kişiliklerini de etkisiyle, müteahhit ve yağmacılar tarafından deli olarak tanımlanıyordu. Aslında, bu tanım pek de yanlış bir ifade değil, bizim gibi kültür işleriyle uğraşan insanlar biraz delidir bence. Evet, kabul ediyorum. Ben de biraz deliyim. Ama Cemşit Suvar kadar değil. Rahmetli aşırı delilerden idi. Biz deliler, kentimizin tarihini yok edip Bursa’yı beton yığınlarına çevirmek isteyen akıllara karşı çok yalnızız. Tabi ki, kim deli olmak ister!..
Biz delilerin pirlerinden rahmetli Cemşit Suvar, belediye başkanlarının, Karadenizli müteahhitlerin, korumacı geçinen mimarların baş düşmanıydı. Son 10 yıldır video kamerasıyla Bursa’nın çarpık gelişmelerini, kültürel tahribatları kayda alır, ardından ilgilileri mahkemelerde süründürürdü. Bir çok belediye yetkilisi, sadece Cemşit Suvar korkusu nedeniyle tarihsel yapılara zarar vermekten kaçınırdı. Üstadımız rahmetli Cemşit Suvar, Hak’ka yürüdü. Bursa’daki yağmacılar sevindi ama, öbür dünyadakilerin çekecekleri var Cemşit Suvar’dan!...
BURSA’NIN KÜLTÜREL VARLIKLARI KİŞİSEL ÇABALARA EMANET
Yaşam biçimiyle birlikte yönetim anlayışı da değişiyor. Artık sadece beş yılda bir oy vermekle seçmenlik görevimizi yerine getirmiş sayılamayız. Bizim adımıza milletvekilleri her şeyi düşünür, yapar mantığını değiştirmemiz gerekiyor. Bizler, vatandaşlar olarak da yöneticileri her an denetleme ve yönlendirme gücüne sahibiz. Bunu da ancak sivil insiyatif oluşturac ak örgütlenmeler içinde gerçekleştirebiliriz.
Bursa’nın kültür, sanat ve sosyal yaşamına ilişkin çok sayıda örgütlenmesi olmasına karşın, ne yazık ki bu örgütler arasında bir koordinasyon ve ilişki yok. Bu nedenle, Bursa’nın geleceği ve kültürünü korumak da, daha çok kişisel çabalara kalmıştır.
Bursa’nın kültürel yaşamı için çok sayıda kişi emek harcıyor. Bunların başında Yerel Gündem 21 çatısı altında aktif çalışan Ayşe Yandayan başta olmak üzere Cavit Suyabatmaz, Erhan Yıldızalp, Fevzi Şen, Niyazi Kurt, Ali Turan büyük bir çaba gösteriyor. Eski eserleri sevenler kurumu içinde Zafer Ünver ve Mesut Özkeser de bu çabanın içindeler.
Roterileri Bursa’nın değerlerine yönelten sevgili dostlarım Erhan Başoğlu ve Yalçın Oğuz, üniversitemizden başta Mustafa Yurtkuran, Ülviye Özer, Hasan Ertürk, Mustafa Kara, Mefal Hızlı ve Bedyir Yalman olmak üzere çok sayıda akademisyenin kişisel çabalarına Bursalılar minnettardır.
BURSA’NIN DELİLERİ BİTMEZ
Önceleri sadece edebiyat alanında önemli çabaları olan sevgili dostum Ramis  Dara ve Nahit Kayabaşı artık, çıkardıkları dergilerle Bursa’nın kültür yaşamında çok büyük katkılar yapıyorlar. Elbette son 20 yıldır en büyük katkı yapanlardan biri Yılmaz Akkılıç’tır. Mimarlara Odası Başkanı Turgay Erdem, Mithat Kırayoğlu ile Mümin Ceyhan Bursa’nın kültürel yaşanına kişisel çabalarıyla katkı yapan cengaverler.
Karagöz’ü kişisel çabalarıyla yeniden yaşatan Şinasi Çelikkol, her kültür taşının altından çıkan sevgili dostum Ahmet Erdönmez ve Esat Uluumay, Bursa’nın kültür abideleri olup özenle korunmalıdır. Elbette daha birçok kişi, kişisel çabalarıyla Bursa’nın kültürel yaşamına katkı yapıyor. Yukarıda saydıklarım benim ilk aklıma gelenler. Unutup yazamadıklarım beni affetsin.
Rahmetli Cemşit Suvar’a tanrıdan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Cemşit Suvar öldü diye, müteahhitler, kenti yağmalamak isteyenler sevinmesin. Çünkü bir gün onların da gideceği yer orası. Cemşit Suvar, sizi orada da bulur, yakanıza yapışır. Bursalılar da Cemşit Suvar öldü diye üzülmesin, Bursa sahipsiz kalmaz. Bursa’nın delileri bitmez.

 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 01/2006

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012