“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?”

“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?”
Biz gazeteciler, genellikle gözümüzü Bursa merkeze dikeriz. Oysa çok yakınımızda önemli siyasal ve ekonomik kararla8ra imza atmış kişiler olabilir. İşte bunlardan biri de Karacabey Belediye Başkanı Ergun Koç. Ankara’da çok üst düzey görevlerde bulunmuş bir önemli bürokrattı Ergun Bey.
Oradaki görevini bitirdikten sonra büyük bir fedakarlık yaparak, ilçesine dönüp belediye başkanı oldu. Şimdi de yaptığı hizmetlerle Karacabey’in çehresini değiştirmeye çalışıyor. Başkan Koç, doğal olarak halktan bazı eleştiriler de alıyor. Biz hem kendisine yöneltilen eleştirileri yanıtlamasını istedik, hem de ülkenin siyasal ve ekonomik konulardaki engin görüşlerinden yararlanmak istedik. İşte söyleşimiz…
Başbakanlıkta bulundunuz, hazinede genel müdürlük yaptınız. Paris’te dış ticaret ataşeliği yaptınız ve geldiniz Karacabey’e Belediye Başkanı oldunuz. Geriye dönüp baktığınızda bunun yanlış bir kara olduğunu düşünüyor musunuz?
Hayat felsefesi olarak hiçbir zaman keşke lafını sevmem; yani bir şeyi mümkün olduğunca tesadüflere bırakmadan enine boyuna düşünerek karar verip yoluma devam ederim. Belirli görevlerde bulunduktan sonra siyasi platforma girme gereği duydum. Bu ülkenin aksaklıklarını, eksikliklerini ortaya koyuyorsak bunlara eleştiri getiriyorsak hepimize düşen sorumluluk çerçevesinde biz de yerimizi almak zorundayız. Bu siyasal platformda olur, sivil toplum örgütlerinde olur, yazar-çizerlik olur, olur, olur… Buraya gelirken başlangıçta biraz uzun düşündüm ama niye geldim diye bir hisse kapılmadım. Yanlış karar vermediğime inanıyorum.
Hazinede teşvik genel müdürü iken Tansu Çiller’in emriyle çeşitli medya gruplarına teşvik verdiğiniz, bazılarına da baskı uyguladığınız iddiaları yer aldı basında? Geriye dönüp baktığınızda Çiller ve hükümetini nasıl buluyorsunuz?
Evet ben 1995-1998 yılları arasında hazine müsteşarlığının özel sektör yatırımlarının yönlendirildiği teşvik ve uygulama genel müdürlüğü görevinde bulundum. Benim dünya görüşüm itibarı ile hiçbir şekilde bazı insanlar devletin kapısından içeri girsin veya girmesin gibi bir negatif veya pozitif ayrımcılığa asla, asla karşıyım. Şimdi tabii bugünkü siyasal ortamda ülkemizde ne yazık ki, toplumun belirli kesimlerini şikayet ettiği bir dezenformasyon yani yanlış bilgilenme, yanlış bilgi kirliliği ile karşı karşıyayız. Şimdi takdir edersiniz ki, medya toplumun gözü kulağıdır. Medya hiçbir zaman renkleri karıştırmamalıdır. Beyazı beyaz, siyahı siyah gibi göstermek zorundadır. Biz de o şartlarda şunu söylemeye çalıştık şimdi herhangi bir medya grubunu Ahmet, Mehmet… şeklinde tanımlamak istemiyorum ama biz o günkü şartlarda Türkiye’yi manüple eden, Türkiye’yi belirli düşünce kalıplarına yönlendiren belli başlı iki medyaya savaş açtık demiyorum, bana verilen talimat çerçevesinde bunlara bir idari bir tedbir uygulama cihetine girdik.
1997 Mayısında söylediğimiz şuydu. 1984 yılından 1997 yılına kadar olan 14 yıllık dönemde medya sektörüne, verilen teşviklerin yüzde 88’i iki büyük gruba verilmiştir. Bu bir adaletsizliktir. Yarış eşit şartlarda olur. Yarış adil bir ortamda olur. Ben Liberal bir insanım, liberalliği de şöyle algılıyorum. Liberallik birisi yalın ayak birisi kramponlu ayakkabı ile yarış olmaz. Yarış eşit şartlarda olur ve adil olur. Bu nedenle o günkü durumda bu iki medya grubuna bir siyasi düşüncelerin ürünü olarak farklı bakıldı, biz de idari tedbirlere gittik.
Şimdi geriye doğru döndüğünüzde Çiller ve hükümetini nasıl buluyorsunuz denirse, değerli arkadaşım şunu söyleyeyim: Bu ülkenin kırmızı çizgileri 1923’te Cumhuriyetle beraber belirmenmiştir. Bu toplumun hassasiyetleri, bu toplumu devlet yapan ilkeleri, kuralları 1923’te belirlenmiştir. Dolayısıyla bugün geriye baktığımızda siyasal anlamda toplumu geriye götürmek adına bazı düşünceler o gün tezahür etmiştir. Ve tabi ki, bir Doğru Yol Partisi 1950’lerden bu yana asla böyle düşüncelere tamah etmez. Siyasal konjoktür nedeni ile DYP’nin o gün siyasal ortağı, hükümet ortağı olan parti ile aynı kefeye koymayın. DYP 1950’lerden bu tarafa merkez sağ cephededir.
Tabi ki, o günkü atmosferde cumhuriyetin ilkelerini, cumhuriyetin kırmızı çizgilerini ihlal eden davranışlar içinde bulunulmuştur. Ama bunu DYP veya Sayın Çiller şahsında bütünleştirmek haksızlık olur. Bildiğiniz gibi Refah Partisinin lideleri o günkü şartlarda gerek ülke dışında Libya’da gerekse başbakanlıkta Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline uygun olmayan kırmızı çizgilerini ihlal eden davranış içinde bulunmuşlardır. Ve o siyasal atmosferde biliyorsunuz ülke bir takım çıkmaza girmiştir.
Belediye başkanlığı döneminde sık sık şehir dışına çıktığınız ve Karacabey’i ihmal ettiğiniz iddia ediliyor. Belediye başkanı olarak yeterince zaman ayıramadığınızı düşündüğünüz oldu mu?
Ben bu soruya sadece ve sadece tebessüm ediyorum. Devletin arşivleri sabit. Benim 30 yıllık toplam memuriyetimde resmi iznimi toplasam 2 ayı geçmez. Ve yani bunu başkaları istediği için değil kendim inandığım için yaptım. Belediyenin sadece ve sadece bu odasında oturulmaz. Biz saat mefhumu olmaksızın evet, evet cumartesi, Pazar dikkate alınmaksızın 24 saat görevimizin başındayız. Haberleşme dediğimiz tekniklerle her zaman belediye hizmetlerindeyiz ama şunu sarobilir misiniz bana, efendim biz belediyede bulunmadığınız için şu şu işler aksamaktadır?
Ben çok olağanüstü bir şey olmadığı sürece devlet memuriyetimdeki gibi adeta 08.00’de buradayım. Akşam saat 18.00’de hiçbir zaman çıkmadım. Dediğim gibi bana belediyenin şu şu işleri aksadı diye somut, spesifik bir şey söylerseniz onu da anlatalım o zaman, ama böyle soyut, hiçbir şeye dayanmadan bunu söylemek bunu bir iftira gibi kabul ederim.
Avrupa görmüş bir belediye başkanı olarak Karacabey’in 2023 vizyonu nedir? Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümünde nasıl bir Karacabey düşlüyorsunuz?
Gerçekten çok güzel bir soru şimdi hep söylediğim bir şey var, “Gelin geçmişi değil, geleceği yaşayalım.” Yani geçmişte olup bitenler doğrusu ile eğrisi ile bunları kabul edip, bunlardan tez ve antitez ile bir sentez almamız lazım. Yani geleceği planlamamız lazım. Biz buraya masaya geldik oturduk. Günlerce oturup Karacabey’in ihtiyaçları nedir? Gelecekte nasıl bir şehirleşme yaratmak zorundayız. Dünya şehirleri nereye gidiyor? Karacabey’imizin önceliklerini belirledik. Karacabey’in birinci önceliği, kültürel anlamda belirli bir düşüncelere mümkün olduğunca katkı sağlamak. Bu düşünceye paralel olarak eğitime destek olmak. Bunların altını çizmek istiyorum. Türkiye’de eğitime vermiş olduğumuz katkı, iddia ediyorum nüfus oranlamasına bakalım biz birinci sıradayız.
İnsanı baz alan, insanın manevi ve maddi ihtiyaçlarına cevap verebilecek olan bir belediyecilik yapmaya çalışıyoruz.
Dikkat çekmek istediğimi konu ise bu güne kadar olan devlet yönetiminde ilke edindiğim gibi, hayat felsefemde iki tane sloganım var:
1 Devlet adına cömertlik olmaz. Yani devlet ahbap, çavuş ilişkileri ile yönetilemez. Bu ülkenin temel sorunu hukuk devleti yaratmaktan geçer. Eğer bu ülkede hukuk devletini, kanun nizam hakimiyetini sağlayamazsak bizim birinci ligde yerimiz yoktur. Biz bugün birinci lige terfi etmeye çalışıyoruz. Niye AB diyoruz. İnsana onurlu bir yaşam, insana daha müreffeh, daha mutlu bir yaşam sağlamak için AB diyoruz. Ama bunun seçeneği Himalayalardaki Tibet ile de iş birliği yapmaksa bunu da yapalım.
2 İnsanlara iyi davranmanın bir maliyeti yoktur.
Mevcut iktidara bakış açınız nasıl? Ekonomik ve siyasal durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi bildiğiniz gibi ben uzun yıllar memuriyetimde ekonomi  politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında çok etkin görevlerde bulundum. Bugün ne yazık ki, Türkiye’de izlenen ekonomik politika hormonludur. Ekonomik göstergeler insanların zihinlerini kurcalamaktan başka bir şey değil. Şu soruları soruyorum:
1-İnsanların refahı artmış mı?
2- İşsizlik azalmış mı?
3- Altyapı artmış mı?
4- İnsanlar mutlu mu?
5- İthalat ve ihracat dengeleri, döviz gelir-gider dengeleri kurulmuş mu?
6- Türkiye’nin iç ve dış borçları azalmış mı?
Evet karne bu. Efendim sadece ve sadece enflasyon deniyor. Enflasyon sonuçtur sebep değil. Yani bu ülkenin üretiminin arttığı yönünde herhangi bir ekonomik gösterge getiremezler… Tamamen ithalata dayalı olan bir büyüme.
Son 5 yılda dış borçlar yüzde 75 artmış. Bunlar hazine müsteşarlı4ğının sayfasında var.
Hazırlayınız 2001 Şubat ayında meydana gelen ve asfaltta otobanda arabanın devrildiği bir ortamda 32-33 bankadan şu anda 15 bankaya indik. Peki 15 bankaya inen bu diğer bankalar ne oldu? Kimin eline geçti? Türklerin eline mi? Hayır. Liberal bir insanım, peki yarın! Soruyorum size? Ziraat Bankası diyelim ki özelleştirildi. İspanyol veya Yunan bir patronun eline geçti. Peki Ziraat Bankası’nın vermiş olduğu kredilerden ötürü Türkiye’nin yüzde 80’i şu anda bütün araziler ipotekli. Kime geçer bunlar. Bakın bugün Halk Bankası diyoruz, Halk Bankası’nı özelleştirmek bu ülkede vatana ihanettir. İhanettir.
Türkiye’yi 72 milyonu çalışanı olan bir anonim şirket olarak düşünelim. 72 milyon çalışan haftada bir milyar dolar faiz ödüyor. Haftada bir milyar dolar ile ne okullar ne barajlar, ne otobanlar yapılır? Peki soruyorum size 50 milyar dolar, yılda harcanan faizi Türkiye Cumhuriyetinde Ahmet’in , Mehmet’in cebine mi giriyor. Hayır. Bugün dünyada en fazla faiz ödeyen Türkiye Cumhuriyeti adam ne yapıyor. Japonya’dan sıfır faizle borçlanıyor. Alıyor onu buraya İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına getiriyor, oradaki hoplatıyor, zıplatıyor veya devlet kağıtlarına yatırıyor. Yılda yüzde20’den fazla faiz elde ediyor. Bu saadet zinciri nasıl yürüyecek ya? Yani bunun taşeronu mevcut hükümet, bunun senaristi IMF bunun aktörü Kemal Derviş ve iyen şu anda taşeronu mevcut hükümet.
Sadece ve sadece baba Bush’un önünde bacak bacağa atmakla öyle kabadayılık olmaz. Öyle büyük devlet olunmaz. Devlet, büyük devlet ekonomik göstergelerin, ekonomik kuralların güçlü olması ile ülke olur.
Yani bakın bu ülkede üretimin artışı yönünde söyleyin bu ülkenin buğdayımı artmış, bu ülkenin şeker pancarı mı artmış, bu ülkenin çeltiği mi artmış efendim. Yani bugün Türkiye Cumhuriyetinde toplumun yüzde 30-32’sini teşkil eden tarım sektörü ölümüne terk edilmiştir. Adeta Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde uçaktan bunları atıyoruz. Ne halin varsa gör diyoruz. Bugün sanayicilik bile sorun. Sadece ve sadece dış patronlar iş birliği yanan birkaç büyük patron halinden memnun.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmalı mı?
Madem ki, demokrasi diyoruz, demokrasinin anayasanın kuralları çerçevesinde bir Cumhurbaşkanının nasıl seçileceği belirlenmiştir. Bu kurallar içerisinde nasıl yürür, nasıl yürümez bilemiyorum.
Genel Başkan Sayın Mehmet Ağar sizce DYP’yi toparlayabildi mi?
DYP biliyorsunuz bu ülkede siyaset anlamında en köklü en radikal bir partidir. Ve maceraya girmeyen toplumun sağduyusu ile toplumun değerleri ile örtüşen bir siyasal düşüncedir. DYP demokratik seçimler çerçevesinde bugün liderini bulmuştur bir lider sorunu yoktur.
Siz milletvekili adayı mısınız?
Allah Allah, bak şimdi, ya beni çok efkarlandırıyorsunuz. Şimdi göz yaşlarımı tutamayacağım. Benim dünyamı belki ben çalışma arkadaşlarımın layık gördüğü görevlere talibim. Yoksa benim için milletvekili olmak şunu olma bunu olma gibi çok basit ihtiraslar düşünceler yok yani. Eksik olmasın zaman z aman yine yöremizden bazı insanlar bize böyle bir rütbeleri uygun görebilirler eksik olmasınlar. Bir kez daha şahsımda bunu böyle düşünen insanlara minnet duygularımı, şükran duygularımı ifade etmek istiyorum. İlla bu ülkede milletvekili olunarak mı topluma faydalı hizmet verilir. Düşüncesinde değilim.
Karacabey’in en önemli dışa açık yönü Karacabey Boğazı. Bununla ilgili neler yaptınız? Bundan sonra Boğazın yapılaşması ve geleceği ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Evet çok güzel. Bizim için Karacabey Boğazı Karacabey’imizin ve Güney Marmara’nın incçisi. Gerçekten biz göreve gelir gelmez, Karacabey olduğu kadar Yeniköy ve Malkara sahillerini de Karacabey’in ayrılmaz bir parçası olarak düşünerek yola çıktık. Ve bu güne kadar sahildeki o doğal estetiği bozmadan yaklaşık 4 km uzunluğunda yürüyüş yolları yaptık. Bu yürüyüş yollarında insanların medenice yürüyebileceği gece ve gündüz olmak koşulu ile iç mekanlar yarattık. Ve onun ötesinde yine Malkara ve Yeniköyde bizim asfalt yapılmadık, parke taşı yapılmadık hiçbir sokağımız kalmadı. Bunlar yeterli mi? Asla. Ama bunun ötesinde yapmamız gereken daha önemli şeler var. Çevresel kirlen8meyi önleyebilecek tedbirler almamız lazım. Şimdi bu olay tabi bizim boyumuzu aşan bir olay. Yeniköy bugün, Uludağ’ın tepesinden pırıl pırıl süzülen sular sanayileşme adına Bursa’nın yanından geçerken nasibini alıyor. Ve zift bir katran halinde susurluk çayı ile birleşiyor, Karacabey’in hemen yanında ve Güney Marmara’ya denize akıyor. Bu bir katliamdır aslında. Ama biz Karacabey halkının çevreye duyarlılığı çerçevesinde hemen yakınımıza 1988 yılında yapılmış olan arıtma tesisini çalıştırıyoruz. Bu neyi ifade ediyor. Hiçbir şeyi ifade etmiyor. Biz topluma ve çevremize olan saygımızdan ötürü bunu yapmaya çalışıyoruz. Bugün Yeniköy’de de yapmamız gereken bir arıtma tesisidir. Ama 2004 Eylül’ünden bu tarafa her gün düzenli bir şekilde oradaki çöpleri biz biraya taşıyoruz. Bu projemizi de yani Yeniköy arıtma tesisi projemizi de 2007 hayati projeler kapsamında değerlendiriyoruz.
Avrupa görmüş bir belediye başkanı olarak AB fonlarından Karacabey’e ne aldınız?
Size yanlış ışınlamışlar. Şimdi bakın Avrupa ile biz entegre olmak zorundayız. Türkiye’nin sevdası 1923 yılından sonra muasır medeniyeti arıyoruz. Teknolojinin olduğu yerde arıyoruz. Teknoloji nerde. Tibette değil herhalde değil mi? Avrupa Birliği saksıda bir çiçek değildir. Bir özlem değildir. Avrupa Birliği bugün insan refahıdır. İnsan onurunu en iyi tesis eden bir topluluktan ibarettir. Bu nedenle işte bu topluluklarda yerimizi almak istiyorsak onlar gibi düşünelim demiyorum bakın onlara benzeyelim de demiyorum. Biz olalım. Doyası ile AB’den bir takım fonların alınması yönünde çok fazla bir şey yok. Alınır mı? Alınır. Ama Karacabey Belediyesi olarak şu anda gelir gider dengemiz içerisinde gerekli görmüyorum. Yani 50 bin dolar, 100 bin dolar 300 bin dolar alacağım bir fon beni tatmin etmez. Bir arıtma tesisi yapalım diyebilirsiniz ancak bir arıtma tesisi adına fon alabilmem için orada hibe fon yok. Var ama çok cüzi. Karacabey’in sorunlarına deva olması adına AB’den alınacak fonlar bana göre zaman kaybıdır.
Sizce Türkiye’yi kim yönetiyor? Hükümet mi? Derin devlet mi? AB mi? ABD mi? Yoksa İsrail’in patronluğunu yaptığı global sermaye mi?
Ay, ay, ay, ne enterasan sorular bunlar. Bir defa Türkiye’yi Türkler yönetmiyor. Bakın şu derin devlet kelimesinden nefret ederim. Devletin derini, sığı olmaz. Devlet bir organizma gibidir.
Sizce demokrasi anlayışı çerçevesinde öncelikli stratejik konular nelerdir?
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir tek  stratejik konusu var bana göre; lokma, lokma, lokma…





 



Yazar : Yüksel BAYSAL Tarih : 04/2007

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012